Haziran 17, 2017 07:48 Europe/Istanbul

Birgün: ABD'den vatandaşlarına İstanbul için 'terör' uyarısı

Aydınlık:

FETÖ’cü subaylar hendekleri savundu

Cumhuriyet:

Adalet buluşması: ‘Hayır’cılar birleşti

Evrensel:

Toplumsal direniş olmadıkça çevre mücadelesi beyhudedir

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Çiğdem Toker, 16 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Adalet yürüyüşü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Enis Berberoğlu meslek büyüğümdür. Ekonomi Servis Müdürü, Haber Koordinatörü, Ankara Temsilcisi. Hürriyet gazetesindeki muhabirlik dönenimde uzun yıllar birlikte çalıştık. Kitabıma önsöz yazdı. Gazetecilik, ama daha özelde ekonomi gazeteciliği adına ondan öğrendiklerim az değildir. İyi haber Enis Berberoğlu’nu heyecanlandırır. Bu heyecanı nedeniyle olsa gerek, genç servis arkadaşlarını takdir etmede hiç cimri değildi. Gecenin bir yarısında rahatlıkla aranan telefonunda dinledikleri üzerine hızla değişmiş manşet sayısını hatırlamam bile. İlk milletvekili seçildiği 7 Haziran seçimlerinin üzerinden iki yıl geçmiş. Buna rağmen benim kendi payıma Enis Berberoğlu’nu bir siyasetçi gibi görmek kolay değil. Bu iyi bir şey midir, değil midir doğrusu bilemiyorum. Bildiğim, ömrünü habere adamış bir gazetecinin günün birinde manşet konusu olmasının tuhaflığı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sadece uğradığı hukuksuzluğun büyüklüğü, savcının tutuklama talep etmediği bir davada tutuklanması nedeniyle değil. On yıllarca birlikte çalıştığı, mesleki deneyimini aktardığı, iyi/kötü geniş zamanlar geçirdiği emek verdiği genç/ kıdemli, ünlü/ünsüz onca meslektaşının yanında olmayışı nedeniyle de. Gazeteci meslektaşları, arkadaşları tarafından yalnız bırakılırken o, kendisinin davanın başından, 25 yıl ceza aldığı ana kadarki duruşunu, MİT TIR’ları haberine kaynaklık edip etmemesi konusunun uzağından dahi geçmeyişini gerçekten önemli buluyorum.

Enis Berberoğlu’nun mahkûm edildiği ceza, hanidir konuşulan “Sıranın CHP’ye geleceği” olgusunu görünür kıldı. Tutukluluk, ceza, cezaevi döngüsünün yalnızca Berberoğlu ile sınırlı kalmayacağını bizzat CHP’li milletvekilleri dillendiriyor. Bu tabloya bizatihi kendi partilerinin “Anayasaya aykırı ama evet” diyerek dokunulmazlıkların kaldırılmasına onay veren tutumunun yol açtığını da. Hukuken ve siyaseten sorunlu “Dokunulmazlıklar kaldırılsın” tutumu ile hileli 16 Nisan referandumunda geniş kitlelerin haklılık duygusunu etkisizleştiren “sokağa çıkmama” tercihi, ana muhalefet partisinin son bir yıldaki, toplumun ve ülkenin geleceğine etki eden iki politika yanlışıydı. Buna rağmen, tüm kimliklerin/kökenlerin üzerindeki adalet sloganıyla başlatılan yürüyüş, değerli bir eylem. İlk adı “adalet” olan bir partinin 15 yıldır yönettiği Türkiye’de her geçen gün ağırlaşan hak ihlalleri ve hukuksuzlukların altını yalın ve tek kelimelik “adalet” ile çizmesi de doğru. Üzerinden iki ay geçse de adaletin, referandumda “hayır” diyen 24 milyonluk bir kitlenin ortak talebi olduğunu hatırlamakta yarar var. Bu ortak ve yaşamsal talebin, CHP yürüyüşünde kendisini ne kadar ifade edip eklemleneceğinde ise birden çok faktör belirleyici olacak. Devlet kurumlarının refleksi, iktidarın tutumu, siyasetin diğer kurumları, güvenlik güçlerinin davranışı, hava koşulları, kişilikler gibi pek çok faktör. Toplum olarak adalete her şeyden çok ihtiyacımız var. Her şeyden çok.

…***

İhsan Çaralan, 16 Haziran tarihli evrensel gazetesinde, “Gazeteciliğe müebbet hapis: Tüm muhalif güçlere gözdağı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MİT TIR’ları davası” olarak bilinen davada  yargılanan CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’ya İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, müebbet hapis cezası verdi. İyi hal indirimi ile ceza 25 yıla indirildi!Böylece ülkemizde sadece gazetecilik yapan bir kişiye ilk kez müebbet hapis cezası verilmiş oldu. Her ne kadar Berberoğlu’ya verilen cezanın resmi suçlaması, “Devlet sırrını açıklamak”, “askeri casusluk” gibi gerekçelere dayandırılsa da bu tamamen cezayı “Kitaba uydurmak” içindir. Çünkü, söz konusu dava dosyasında ne “Askeri casusluk ne de devletin sırlarının açıklandığına dair kanıt vardır.Berberoğlu’nun tutuklanmasından sonra CNN Türk’te “Ne Oluyor” programında sorulara yanıt veren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu; “Neden korkuyor biliyor musunuz? Er geç yargılanacaktır. Yaptığı uluslararası bir suçtur. Müslüman Müslüman’ı kırsın diye silah gönderiyorsunuz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

-O TIR’dakiler insani yardım malzemesi ise neden korkuyorlar? İnsani yardım malzemesi devlet sırrı olmaz ki.

-Siz Türkiye’yi bir muz cumhuriyetine döndüremezsiniz” dedi. Yetkililer ise, TIR’larda silah olduğunu kabul etmiyorlar ama “devlet sırrı” olduğunu söylüyorlar!

Berberoğlu’nun CHP milletvekili olması CHP’yi ayağa kaldırdı. Ve CHP sözcüleri Berberoğlu’ya verilen ceza ve tutuklanmasının, iktidarın “CHP’yi cezalandırmak, sindirmek amacıyla verildiğini” söylemektedir.Gazeteciler de Berberoğlu’ya verilen “müebbet hapis”i ve tutuklanmasını, “Gerçeği söylemeye devam eden gazetecilere gözdağı vermek, medyayı tümüyle  susturma isteğinin ifadesi” olarak görmektedirler. Ki, aslında her iki görüş de doğrudur. Çünkü, Berberoğlu kamuoyunda tanınmış, duayen bir gazeteci ve CHP’nin de İstanbul milletvekilidir. Bu yüzden de hiç bir vicdanın kabul etmeyeceği bu ceza ve tutuklamayla, Enis Berberoğlu’nun şahsında Erdoğan-AKP yönetimi hem CHP’yi ve kendisine biat etmeyen tüm muhalif güçleri hem de gerçekleri söylemekte ısrar eden gazetecileri ve medyayı, mahkeme eliyle sindirmeyi ve biat ettirmeyi amaçlamış görünmektedir.Enis Berberoğlu’ya verilen ağır ceza ve bir milletvekilinin “kaçma şüphesi”yle tutuklanarak iki kez cezalandırılmak istenmesi karşısında CHP Meclis Grubu, Meclisi terk ederek tepki verirken, CHP MYK’si da olağanüstü toplanarak;Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, Güvenpark’tan elinde sadece “Adalet” yazan bir pankartla  İstanbul’a yürümesi,CHP il örgütlerinin bütün kentlerde sokağı da kullanarak tepkilerini dile getirmesi doğrultusunda karar almıştır. Bu ülkede Meclisteki üçüncü büyük parti olan HDP’nin eş başkanları milletvekilleri tutuklanmıştır; milletvekilleri her gün gözaltına alınmaktadır ve HDP’nin yargı eliyle legal siyaset alanının dışına itilmesi için özel çaba harcanmaktadır. Ama bunlar, bir gazeteci milletvekiline haberden dolayı “müebbet hapis cezası” verilmesi ve anında tutuklanmasını “Bu ülkede olur böyle şeyler!” deme kapsamına sokmaz, sokmamalı da. Ve yine, Berberoğlu’ya verilen ceza elbette, “Dokunulmazlıkların kaldırılmasına CHP destek  vermeseydi, dokunulmazlıkları AKP-MHP koalisyonu kaldıramazdı” diyerek de mazur gösterilemez.

…***

Esfender Korkmaz, 16 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “6 milyon işsize de şapka çıkarılacak mı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2000 yılında işsizlik oranı yüzde 6.5 idi... 2001 krizinde yüzde 8.4'e yükseldi. Bugün 2001 kriz yılından daha yüksek, yüzde 12'ye yaklaşan bir işsizlik oranı yaşıyoruz.2012 yılı büyümenin düşmeye başladığı ve işsizliğin artmaya başladığı kırılma yılı oldu. Mart ayı için açıklanan yüzde 11.7 işsizlik oranı fiilî işsizleri kapsamıyor. Fiilî işsizleri de katarsak, işsizlik oranı yüzde 17.9'a çıkıyor.Yüzde 5 hormonlu büyümeye şapka çıkaran bakanlar acaba bu işsizlik oranları için ne çıkaracaklar?Son beş yılda, işsizlik oranları artmıştır... Tarım dışı işsizlik artmıştır. Tarım sektörü işsizliği gizler... Bunun için tarım dışı işsizlik daha gerçekçi bir göstergedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

En fazla genç nüfusta işsizlik artmıştır. Nedeni, eğitimin ideolojik amaçlı ve popülizm için kullanılması, eğitimde iş gücü planlamasının yapılmıyor olmasıdır.Gençlerde işsizliğin ne kadar riskli olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Hükümetin işsizliği çözmesi için, TÜİK'in açıkladığı 3 milyon 642 bin işsizi dikkate alması yetmez. Geride iş aramayan işsizler var. Özetle Hükümetler bir istihdam politikası oluşturmak ve meseleyi çözmek istiyorsa, işsiz sayısının 5 milyon 976 bin olduğunu ve fiilî işsizlik oranının da yüzde 17.9 olduğunu dikkate alması gerekir. İş gücüne katılma oranı artmıştır. Bu oran iş gücünün kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus içindeki oranıdır. İş gücüne katılma oranı olumlu seyretmiş ve son beş yılda yüzde 48.6'dan, yüzde 52.2'ye yükselmiştir. Yine de bu oran çok yetersiz, zira Avrupa'da aynı oran ortalama yüzde70 dolayındadır.

Maalesef istihdamda kadın nüfus olarak Türkiye, dünyada çok geri sıralarda yer alıyor. Üstelik beş yıl öncesine göre de düşme var. Düşmenin iki nedeni var... Birisi kadınlar üstünde baskı artıyor... İkincisi de bütçeden para aktarılıyor. Aynı bütçe kaynakları ile para dağıtmak yerine iş yaratılsaydı, aynı zamanda istihdamda artış olurdu. Orta ve uzun dönemde, işsizliği çözmenin ilk adımı, üretimi dışa bağımlı, ithalata bağımlı olmaktan çıkarmak, yatırım eğilimini artırmak ve büyümeyi sağlamaktır. Son beş yılda düşük büyümenin de işsizliği artırdığı anlaşılıyor. İşsizliğin kesin çözümü millî gelirde yüksek büyüme oranları sağlamaktır.