Haziran 18, 2017 09:40 Europe/Istanbul

Birgün: Ege'de 5.5 büyüklüğünde deprem

Aydınlık:

Manisa'da yaklaşık 500 asker zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırıldı.

Cumhuriyet:

Erdoğan'dan Adalet Yürüyüşü başlatan Kılıçdaroğlu'na 'yargı' tehdidi

Yeniçağ:

Akşener toplumsal beklentiyi açıkladı: Yeni parti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Murat Yetkin, 17 Haziran tarihli Hürriyet gazetesinde, “Yürüyüş hükümeti rahatsız etti”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adalet yürüyüşüne” başladığı 15 Haziran günü hükümetten ciddi bir tepki gelmemişti; olağanüstü hal gerekçesiyle yürüyüşün zorla dağıtılacağı spekülasyonları da boşa çıkmıştı.Bir önceki gün Enis Berberoğlu’nun 25 yıla mahkûm edilip Maltepe cezaevine konmasına CHP’nin öfkesine de, ne AK Parti saflarından, ne de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan sert bir tepki gelmişti.Erdoğan 15 Haziran akşamı devlet protokolüne verdiği iftarda “Kimse konumunu kullanıp yargı kararlarını etkilemesin” dedi gerçi ama doğrudan ne Berberoğlu’nun mahkûmiyetine, ne de CHP’nin yürüyüşüne değindi.Dün sabaha kadar en dişe dokunur tepki, MHP lideri Devlet Bahçeli’den gelmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nu anarşiye göz kırpmakla suçluyor ayrıca milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına kendilerinin de oy verdiğini hatırlatıyordu.Kılıçdaroğlu bu sözlere sabah ikinci yürüyüş gününün başlangıcında “Biz Bahçeli için de yürüyoruz” yanıtını verdi; “adalet bir gün Bahçeli’ye de lazım” olacaktı.Hükümet kanadından ilk tepkiyi Adalet Bakanı Bekir Bozdağ verdi. Bozdağ Kılıçdaroğlu’nun bağımsız ve tarafsız Türk yargısına iftira atmakla, hâkim ve savcıları hedef yapmakla suçluyordu.CHP sözcüleri 15 Temmuz askeri darbe girişiminden bu yana 4 bin kadar hâkim ve savcının işten çıkarıldığı yargı sisteminin acaba artık temiz ve hakkıyla çalışır durumda mı olduğunu sormadı. Ya da Türk yargısının durumumun “hatta emniyetten daha kötü” olduğu yolunda Bozdağ’ın daha önceki sözlerini hatırlatmadı. Söylediklerini tartışmadan reddettiler.Öğle saatlerinde, Cuma namazı çıkışında Başbakan Binali Yıldırım sözü aldı. Önce Kılıçdaroğlu ile –avam tabirle- dalgasını geçti: eğer niyeti Enis Berberoğlu’nu hapishanede ziyaret etmek idiyse, neden şu sıcakta hızlı trene binmiyordu?Sonra ciddi konuştu: Adalet sokakta aranmazdı. Meclis’te aranırdı. Kılıçdaroğlu ve Berberoğlu dahil CHP’liler Meclis’te HDP dışında her parti gibi, dosyası olan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına oy verirken, sonucu yargı olacağını bilmiyorlar mıydı? Gerçi İçişleri Bakanı her türlü önlemi almıştı ama sokağa indiğiniz zaman, provokasyon da beklenirdi.Başbakan, “Bu yol, yol değil” diyerek Kılıçdaroğlu’na eylemi bir an önce bırakmasını “tavsiye etti”.Kılıçdaroğlu o sırada yürümeye devam ediyordu, gazeteciler sordu. O da “Adaleti her yerde aramaya devam edeceğiz” dedi, başbakanı da yürüyüşçülere yönelik saldırılara, provokasyonlara zemin hazırlamakla suçladı.Dün itibarıyla ortaya çıkan durum şu: CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Adalet yürüyüşü” adını verdiği Ankara-İstanbul yürüyüşü AK Parti hükümetinin de, onun “stratejik konulardaki” ortağı MHP’yi de rahatsız etmiş durumda.Bu rahatsızlığın birkaç nedeni var.Bunların başında, yargının şu anda Türkiye’de en çok şikayet edilen kurum ve işleyişler arasında olması gerekiyor.Enis Berberoğlu’nun 25 yıl alması ve milletvekili olduğu ve yeri yurdu gayet belli olduğu halde itiraz süreci beklenmeden hapse atılması, AK Parti’nin etkili isimlerinin damatlarının sabit adresleri var diye tahliye edilmesi tartışmalarının üstüne geldi.

…***

Orhan Bursalı, 18 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yargıya müdahale sadece Erdoğan’ın tartışılmaz hakkı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı “Adalet Yürüyüşü”ne sonunda cepheden saldırdı ve Anayasa’nın 138. maddesini anımsatarak, yargıya, “Yargı süreçlerine müdahale edilmez, yarın bir gün yargı sizi de çağırırsa şaşmayın” dedi. Bu şüphesiz ki hedef göstermektir. Son 10 yıl, hem kendisi hem de neredeyse tüm mensuplarının, yargı süreçlerini hallaç pamuğu gibi atan müdahalelerine sahne oldu. Hepsi kayıtlı. Cumhurbaşkanı’nın yargıya müdahale sicili dopdolu. Ama o iktidar, kendisi müdahale edebilir. Anayasa Mahkemesi dahil tüm mahkemeleri karar ve uygulamalarından dolayı eleştirebilir, FETÖ’cü mahkemeleri savunabilir, tüm bu konuda tek hak sahibidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Adalet aramak da neymiş. Adaleti mahkemeler dağıtır; verdikleri kararlar dağıtılan adalettir, bunu olduğu gibi kabul edeceksin!Ama hangi mahkemeler? Eskileri değil.. onlar iktidarın istediği adaleti dağıtamıyor ve yerden yere vuruluyordu. Şimdi ise tüm yargı yapısını tepeden tırnağa yeniden kurdu, tüm yargı adeta tam “güven” altında.Bu mahkemelerin verdiği kararlar doğrudur, artık tartışılmaz. Yargıya müdahale edilemeyeceğine ilişkin, sık sık devreden çıkartılan Anayasa’nın 138. maddesi gündeme getirilebilir artık.İktidar yargısı kararlarına karşı hak ve adalet arayanlara “sizi de çağırırlar”, yani gelin bakalım yargı kararlarına nasıl müdahale edersin diye diye yargı sopasını gösterir. Bu çağrı bile asla müdahale sayılamaz, çünkü Reis’in doğal hakkıdır! Şimdi düşünün: Bir savcı soruşturma açıyor, polislerini gönderiyor, Kılıçdaroğlu yaka paça karakola ifade vermeye götürülüyor! Tehdit aslında bu! Bunu yapacak koşullar olsaydı keşke diye, yanıyor olabilirler... Ama Enis’in tutuklanmasıyla bu yolda bir adım atıldı. Adım adım kurguladıkları böyle bir ülke...

Kılıçdaroğlu, yapılabilecek en iyi eylem biçimini seçti. Mesele Enis Berberoğlu’nun mahkûmiyeti konusunu, adalet konusunu bile çoktan geçti. Bu “Adalet Yürüyüşü” ile aslında, 2019 yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar devam edecek yeni bir süreç başladı. Eğer bu süreç bu şekilde görülmez ve planlanmazsa 2019 Kasımı’nda yüzüstü kalınır. İktidar mensupları şimdi sonuçlarını kestiremedikleri Büyük Yürüyüş konusunda ikircikli ve endişeliler.Cumhurbaşkanı’nın yargıya adeta davetiye çıkarmasının nedeni bu. Başbakan “hızlı trene binselerdi” diyerek aşağılamaya çalışıyor. “Adaletçilere”, hakkı hukuku mahkemede arayacaklar, sokakta değil, diyor. Sanki hak ve hukuk gözetecek bir mahkeme kalmış gibi! Bir başkası, bu işler Meclis’te halledilir, oraya gelin buyuruyor. Sanki Meclis’te halledilebilecek bir durum varmış ve olabilirmiş gibi... Bugüne kadar muhalefeti Meclis kapanına sokup sindirdiler. Meclis ile iktidar yapısı arasında zerre fark yok. En çok korktukları sokak. Barışçı bir şekilde, girilen dikta koşullarını halka anlatmak. Giderek “sosyal adalet”, eşitlik, eğitim vb çeşitli kanayan yaraları kapsayan temel sorunları doğrudan halka anlatan geniş konuları kapsamalı. Meclis’i terk etmeden, ama Meclis içine kapanmadan, daha çok sineyi milletle hareket etmeli. Ve 2019’a kadar ay ay planlanmış bir strateji dahilinde...

...***

Esfender Korkmaz, 18 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dövizde kritik yıl”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“16 Haziran itibariyle dolar ve Euro'dan oluşan döviz sepeti, Merkez Bankası TÜFE bazlı reel kur endeksine göre, TL karşısında yüzde 9 daha değerlidir. Bu hesaba göre doların bugünkü denge kuru 3.20'dir. Başka bir ifade ile, dolar ve TL. enflasyon farkını ihmal edersek, eğer birkaç ay içinde dolar kuru 3.20'ye kadar inerse ne dolar TL. karşısında değerli olur, ne de tersine TL. dolar karşısında daha değerli olur.Bu şartlarda yüzde 9 daha değerli olmasına rağmen, kurların daha da artması ancak önemli ekonomik ve sosyal olaylara bağlı olacaktır. Döviz sorunu bu olayların başında gelmektedir. Maalesef Türkiye'ye giren dövizlerde, gerek turizm sektöründe, gerekse doğrudan yabancı yatırım sermayesinde bir gerileme var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Turizm gelirlerindeki azalma, Rusya'ya bağlanıyordu. Şimdi Rusya ile siyasi sorunlar bitti ve fakat yine de turist gelmiyor. Bunun nedenleri:Türkiye araya giren siyasi sorunlar nedeniyle moda olmaktan çıktı. Turizmde bazı dönemler bazı ülkeler moda olur. Eskiden Tunus moda ülke idi. Sonradan moda olmaktan çıktı. Şimdi yeniden başladı. Bizim yanlışlarımız, Tunus gibi ülkeleri yeniden moda ülkeler yaptı.Akdeniz'de, Ege'de, İngiliz, Alman, Hollandalı topluluklar vardı. Bunlar 300-500 kişilik gruplar oluşturmuştu. Hepsinin evi vardı. Türkiye'de yaşıyorlardı. Şimdi bunların tamamı evini ve teknesini satıyor. Nedeni bellidir. Nedeni, OHAL gibi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi sorunların tartışılır hale gelmesi ile oluşan güven kaybıdır. Dünyada gelişmekte olan ülkelere giden doğrudan yabancı yatırım sermayesi yatırımları içinde Türkiye'ye gelenlerin payı giderek düşüyor. 2006'da yüzde 5, 2011'de yüzde 2.9 olan bu pay 2016'da yüzde 1.9'a gerilemiştir.  FED faiz oranlarını yüzde 0.25 artırdı. Yıl sonuna kadar yüzde 0.25 daha artıracağı anlaşılıyor. Ayrıca bir yıl içinde piyasadan 600 milyar dolar çekmesi bekleniyor. Muhtemeldir ki bir yıl sonra bu kararını gözden geçirecektir. Ancak bu kararlar her durumda dünya ve ABD ekonomisinin gelişmelerine göre olacak ve Türkiye'den döviz çıkmasına neden olacaktır.Merkez Bankası faiz konusunda bir çıkmaz içindedir. Geç likidite penceresinden yüzde 12.25 ile bankalara fon sağlıyor. Bu durum güvensizlik ve kırılganlık yaratıyor. Türkiye'nin dış borç stoku karşılığında özel sektörün yurt dışında ve off-shore hesaplarda tuttuğu dövizler olduğunu tahmin ediyorum. Özel sektör bir kısım borçlarını bu dövizlerle kapatabilir. Ancak cari açık devam ediyor ve döviz ihtiyacı artıyor. Merkez Bankası'nın rezervleri de tersine azalıyor.