Türkiye'den köşe yazarları
Yeni Mesaj:Bir yılda 56 çocuk işçi öldü
Birgün:
CHP'li Biçer: Zehirlenmelerin üstü kapatılmak isteniyor
Aydınlık:
ABD KAtar’da ağız değiştirdi
Yeni Mesaj:
Mahkemeden MHP kararı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Aydın Engin, 21 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yürümekle yollar aşınmaz ama iktidarlar aşınır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Topuna “sosyal medya” denen Facebook, Twitter, Instagram gibi internet denizlerinde son günlerde kulaç attığınız var mı?Benden uyarması: Uzak durun!..Toz duman, fırtına bora kol geziyor. Konu tek: Kılıçdaroğlu’nun başlattığı “Adalet Yürüyüşü” desteklenmeli mi, mahkûm mu edilmeli? Yürüyüşe katılmalı mı, katılanlara, katılma çağrısı yapanlara hakaret mi edilmeli? Karşı çıkanlar elbette yürüyüş kolunda değil klavye başındalar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kürt milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıran CHP’den başlıyor, İttihat Terakki’nin devamı CHP’ye uzanıyor. Tumturuklu Kemalizm analizlerinden giriliyor, burjuva demokrasisinin oyuncağı, emperyalizmin maşası olmaya uzanan yargılarla çıkılıyor... O sırada... Evet, o sırada şimdilik CHP’lilerden ve parti bağı olmayan demokratlardan oluşan bir kitle ise yürüyor.
Birkaç günlük duraksamadan, kararsızlıktan sonra HDP kanadından gelen açıklamalara bakılırsa gelecek günlerde Adalet Yürüyüşü’nün kitleselliğinde belirgin bir tırmanma olacak. AKP kanadı ise çok sinirli, kaygılı. Hele de Reis’lerinin öfkesi yürüyüşün önemini, anlamını ve değerini gün ışığına çıkarıyor. Bugün yürüyüşün yedinci günü. İstanbul’a ulaşıncaya kadar daha 16 gün var. 16 uzun, 16 zorlu gün... Adalet arayışı elbette Enis Berberoğlu ile sınırlı değil. Bunu içeriden yolladığı mesajlarda Enis Berberoğlu da vurguluyor. Gazetecisiyle, akademisyeniyle, yargıcı, savcısı ile öğretmeni, hekimi ile dev bir kitlenin adalet arayışı bu. 12 Mart ve 12 Eylül faşizmlerinde bile benzerini yaşamadığımız hukuk cinayetleri bu ülkenin demokrasiye bağlı, özgürlükleri savunmaya kararlı yurttaşlarını “adalet”i yollarda aramak zorunda bıraktı.
…***
Fatih Polat, 21 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “Cumhuriyet'e kelepçede 234. gün ve AYM”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Süreci yakından takip edenler, Cumhuriyet’e yönelik bu tutuklamaların, gazetenin yayın politikası tercihleri üzerinden yapıldığını hatırlayacaklardır. Gazetelerin yayın politikalarına dair tercihleri ya da değişimleri savcıların, hakimlerin işi olamaz. Eğer Cumhuriyet gazetesi, iktidarın canını sıkan bir yayın politikası izlemek yerine, onlarca basın organı gibi, açık ya da örtülü olarak iktidarın bu döneme dair kırmızı çizgileriyle uyumlu bir yayıncılık yapmış olsaydı -yani gazeteciliğin ilkesel ve etik gereklerini umursamasaydı- , Cumhuriyet’in vakıf meselesi ya da kendi iç gündemleri, günümüz yargısının iştahını bu kadar kabartır mıydı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Doğrudan devletin zirvesinin, siyasal iktidarın hedef gösterici söylemleriyle başlamış olan Cumhuriyet operasyonunda tutuklamalara gerekçe yapılan iddiaların kurgusal bir özellik taşıması, yargı sürecine dair güveni zedeleyen temel unsuru oluşturuyor.İlk duruşması, “sansürün kaldırılışı” olarak ilan edilen 24 Temmuz’un yıldönümüne denk getirilen Cumhuriyet tutuklularının yakınları ile geçtiğimiz günlerde bir grup gazeteci olarak bir araya geldik.Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Önder Çelik, Güray Öz, Turhan Günay, Hakan Kara ve Bülent Utku’nun eş ve yakınları, Anayasa Mahkemesi’ne hitaben yazdıkları şu çağrı metnini paylaştılar;“Bizler bugün burada sizlerin önünde Anayasa Mahkemesi’ne seslenmek, ‘Bu hukuksuzluğa son ver’ diyerek haykırmak istiyoruz. Yakınlarımız gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandılar. 228 gündür Silivri Cezaevinde tutuluyorlar. Aylarca iddianame yazılmadı. Yazıldıktan sonra gördük ki ortada suçlanabilecekleri hiçbir fiil yok. Gelişen süreçte gördük ki; bu tutukluluk hali hukuksal değil tamamen ülkemizin içinde bulunduğu siyasal zeminin bir sonucu.Bizleri isyana sürükleyen, terör örgütü üyeliğinden, darbeye teşebbüsten yargılanan bazı imtiyazlı kişilerin tutuksuz yargılanması mümkün kılınırken, haklarında elle tutulur hiçbir iddia bulunmayan Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticilerini tutukluluğunun devam ettirilmesi.Cezaevinde yaşatılan koşulların ağırlığından, maruz bırakılan tecritten, savunma hakkı ihlallerinden söz etmek konuyu haksız, hukuksuz, kanunsuz tutuklamadan uzaklaştırmak istemiyoruz. Anayasa Mahkemesine sesleniyoruz. Anayasa Mahkemesinin sayın yargıçları, dosyamızı bir an önce ele alın. Hukuk ihlallerinin ötesine geçen, artık bir zulüm haline dönen haksız tutuklamalara son verin.”Cumhuriyet tutukluları için 26 Aralık 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştu. AYM’nin bu talebi hala gündeme almamış olmasını hangi adalet kriteriyle açıklanabilir? Anayasa Mahkemesinde bireysel başvuru dosyaları ile ilgili yoğunluk bu ülkenin birikmiş adalet sorununun bir fotoğrafını veriyor ancak Cumhuriyet tutuklularına dair başvurunun böylesine geciktirilmesini hiçbir biçimde açıklamıyor.Yargının bir konuda hızlı karar vermesi ile ağırdan almasını belirleyen dinamikler içinde bugün devletin zirvesinin, neredeyse hiç olmadığı kadar etkili olduğu bir dönemden geçiyoruz.Verilen tahliye kararlarının bile uygulanamadan aynı gece yeni tutuklama kararları verilebilen ve tahliye kararını veren mahkeme heyetinin de açığa alınabildiği bir ülke burası. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), Türkiye’ye, Cumhuriyet tutuklularına dair savunması için 4 Ekim’e kadar süre vermiş olması ise, devletler arası çeşitli türden çıkar dengelerinin, bireylerin özgürlükler konusunda yaşadıkları büyük mağduriyetleri öteleyici gücünün bir göstergesi olarak okunmalı.Bu yazıya son noktayı koymadan önce, Cumhuriyet’in tutuklu Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun eşi, meslektaşım sevgili Eylem Türk’ü, yeni bir gelişme olup olmadığını öğrenmek için aradım.O da az önce Murat ile telefon görüşmesi yaptığını söyledi. Murat’ın selamlarını iletti ve şu sözlerini aktardı: “Biz sadece kendimiz için değil, haksız, hukuksuz bir biçimde fikir ve ifade özgürlüğünden cezaevinde bulunan herkes için adalet istiyoruz.”Evet, haksız, hukuksuz bir biçimde cezaevinde bulunan herkes için adalet!
…***
Faruk Çakır, 21 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “Türkiye’nin adaletle imtihanı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Günde beş vakit adalet anlatılsa, en başta idareciler olmak üzere herkese, hepimize ‘âdil olun’ çağrısı yapılsa israf edilmiş olmaz.Çünkü herkesin bildiği üzere adalet mülkün temelidir.‘Kul hakkı yemek’ de temelde en büyük bir adaletsizlik değil mi? Başka günahlar affedilirken ‘kul hakkı’nın affedilmemesi her hâlde çok dikkat çekicidir. Türkiye’nin adaletle imtihanı çok zor bir imtihan olarak karşımızda duruyor. Temennimiz bu imtihanın kazanılması yönünde, ancak gelişmeler bu imtihanın kaybedilme ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Eski AİHM hâkimi Rıza Türmen adaletsizliğin normalleştiğine dikkat çekip şöyle demiş: “Giderek OHAL düzeni, adaletsizlikler, baskılar normalleşiyor, gündelik yaşamın bir parçası haline geliyor. Toplumsal bir depolitizasyon yaşanıyor. Muhalefet etmek vatana ihanet olarak gösteriliyor. Lidere bağlılığı sergilemek serbest, itiraz etmek ise tehlikeli. Toplumun depolitizasyonunda korkunun önemli bir rolü var. Güce dayanan bir iktidarın sürdürülmesinde korku yönetimi önemli bir araç.”
Hüseyin Ersöz de “15 Temmuz’dan sonra yaşanan gelişmelerle beraber olağanüstü halin (OHAL) Türkiye’de egemen olması ve OHAL’e göre şekillenen hukuk sisteminin egemen olmaya başlaması tekrar âdil yargılanma hakkı ihlâllerini gündeme taşımaya başladı. Bizler tabiî geçmişte Ergenekon, Balyoz gibi dâvâlarda görev üstlenmiş avukatlarız. O tarihlerde de bizim söylediğimiz tek şey ‘Mesele yargılanmak değil, mesele adil bir şekilde yargılanmak’ demekti. Çünkü bunun bir hukuk devleti olmanın ön koşulu olduğunu her zaman ifade ediyorduk” demiş.
Prof. Dr. Cihangir İslam ise tabloyu şöyle özetlemiş: “Adaleti öldürdüler, sokak sokak, cadde cadde adaleti arıyoruz. Bulana kadar yürüyeceğiz. Deniyor ki, bu hükümetin lütfudur, toleransıdır. Hayır, yürümek bir haktır. Haklar tartışılmaz. İstisnasız, herkese uygulanması gerekir.”
Adalet sisteminde arızalar olduğunu sadece sistemle muhatap olanlar değil ‘izleyici’ler dahi görüyor. En büyük tehlike, adaletsizliğin garip karşılanmaması, ‘olur böyle şeyler’ denilerek hafife alınmasıdır. Adalete bunca vurgu yapılan, vaazlarda, hutbelerde adalet misalleri anlatılan bir cemiyette ‘adaletsizliklere’ itiraz edilmemesi olsa olsa ‘kıyamet alâmetleri’nden biri olur.