Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: TBMM’de yeni bina tartışması
Cumhuriyet:
“Hayır” yürüyor, referandum ruhu ayakta
Milli gazete:
İsrail’den Suriye’ye hava saldırısı
Evrensel:
Patronun yükümlü olmadığı sistem ölümleri engellemez
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet Battal, 1 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Kalkınma burada, adalet nerede?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bundan on altı sene önce Ankara’da birileri, “madem siyaset yapıyoruz ve madem yol ayrımındayız, yeni bir parti kurmamız lâzım” dediler. Kurdular. Yeni müessese kuran herkes gibi onlar da heyecanlılardı.Adını koyarken “Türkiye’ye adalet ve kalkınma lazım, bizim partimizin adında da bu iki hedef bulunsun” dediler.Çevrelerinde yerleşik durumda olan başka birilerinin de desteğini alarak partilerini teşkilâtlandırdılar, büyüttüler.Seçim zamanı geldi. Batıdan gelen rüzgârı yakaladılar. Yelkenlerini şişirdiler. 2002’de seçimlerde birinci parti ve iktidar oldular. Adalette ve kalkınmada hamleler yapıyorlardı.Bu hamlelerden en ilginç olanı adaletin kalkındırılması (!) idi. Adliye binaları ve duruşma salonları yenilendi. Ülkemizin adalet sarayları çoğaldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Adalet hizmetinin şeklî boyutu açısından Adliye Vekâletinin Adalet Bakanlığına dönüşmesinden bu yana en ciddî değişim yaşandı. Kalkınmada kısmen güzel şeyler oldu. Gerçi istendiği gibi bir fabrikalaşma ve ağır sanayi olmadı. Ama üretime dolaylı katkısı olan yatırımlarda; ulaşım, iletişim ve bilhassa sağlık alanında, nisbeten geliştik ve kalkındık.
Buna karşılık adaletin dağıtılması ve hukukun korunması alanında adım attıkça “bir ileri iki geri” gittik.
Devletlûlerimiz çivi çiviyi söker sandılar. Meğer çiviler kütüğü bölermiş. AKP iktidarı, eski Adalet Bakanları Mehmet Moğultay’ın ve Seyfi Oktay’ın adliyeye çaktığı siyasî çivileri daha kalın yeni siyasî çivilerle çıkarmaya çalıştı. Her seferinde daha kalın çiviler çakıldı devletin ve mülkün temeline. Sonuçta adalet ortadan yarıldı, kurtlu gövde göründü.Adında adalet olan ve bilhassa bu ismiyle dindarların hayallerini süsleyen partinin iktidarında, hapishaneler, günde bir hatim indiren dindar “eski hâkim”lerle doldu.
Korku ve sindirilmişlik duygusu toplumun dindar ekseriyetinin neredeyse karakteri haline geldi.Muhalefet edenler için bütün siyasî hürriyetler askıda ve hak arama mekanizmalarının çoğu “off” durumunda.
AKP’yi kuranlar, oy isteyenler ve oy verenlerin büyük ekseriyeti bu tabloyu net biçimde görüyor. Dopingli haberlerle şaşkına dönmüş “propaganda manyakları” bile olayın az da olsa farkında, ama onların üzerindeki ipnoz sürüyor.Biz ise bu iki grubu ve diğerlerini görüyoruz. Bu girdaptan nasıl çıkılacağını herkes birbirine soruyor.Cevap belli:Bir an önce, hukuka dönerek. Adaleti “herkes için” istemeye başlayarak. Anayasaları da aşan insan hakları metinlerinin temel değer yargılarına sarılarak.Yılana sarıla sarıla ne hale geldiğimiz ortada!
…***
Çiğdem Toker, 1 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Dışarıdaki gazeteciler”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.
“Adalet Yürüyüşü’nün büyük meramını Düzce’de yol kenarına dökülen tezek gayet güçlü anlattı. O “talimat”lı kamyon ve ardındaki irade, yola bıraktığı kadar, seçtiği saatin karanlığı ile de adalet fikrini imzalamış oldu. Korkudan kaynaklanan bu girişim, Kılıçdaroğlu yürüyüşünde heves kırmak şöyle dursun, moral ve motivasyonu artırmışa benziyor. 15. gününe giren yürüyüşe yönelik destek ve katılımın artarken çeşitlenmesi ise bu demokratik ve barışçı girişimi terörle bağlantılandırmaya çalışan iktidar kadrolarının kızgınlığını artırıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İktidar kadroları Adalet Yürüyüşü’nden duyduğu rahatsızlığı gerçeklikle bağı kopmuş “terör” gibi sıfatlarla yansıtmak yerine; artık sayıyla, istatistikle ifade edilemeyecek ağırlıktaki adaletsizliğe eğilmeyi denese daha akılcı bir iş yapmış olur.
Cumhuriyet yazar ve yöneticileri 238 gündür cezaevinde. Beş günlük gözaltı süresi eklendiğinde ise özgürlüklerinden 243 gündür yoksunlar. Kendilerine yöneltilen suçlamaların neler olduğunu, tutukluluklarının beşinci ayında öğrenebildiler. Kendilerine yönelik suçlamanın ne olduğunu bilmeden daha uzun bir zamandır cezaevinde tutulan kamu görevlileri var bu ülkede.
“Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardımcı olmak” gibi ağır cezayı gerektiren bir suç işledikleri iddiasıyla tutuklu meslektaşlarımız hakkındaki iddianamenin beş ay sürmesi, bugün Adalet Yürüyüşü’ne öfkelenen iktidar kadrolarınca, “yargının bağımsızlığı” ile izah edilmişti. Soruşturmayı başlatan savcının FETÖ davasından yargılandığının ortaya çıkması ise “Olmasa iyi olurdu” sözüyle. Soruşturma savcısı hakkındaki iddianame ve ceza davası ortadayken Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin, o savcının talimatıyla cezaevinde oluşunu da bağımsız yargıya ve adi yargılanmaya dahil olduğunu düşünmeliydik. Meslektaşlarımız, arkadaşlarımız hakkında 7.5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezası talep eden ve Türkçesi pek de muazzam sayılmayacak o 306 sayfanın içinde, ceza hukuku açısından karşılığı olabilecek somut deliller yerine 106 adet haber, 149 adet tweet yer alıyor.
İlk duruşma 24 Temmuz Basın Bayramı’nda görülecek. Tesadüf işte. “Dışarıdaki Gazeteciler” dokuz ay sonra “doğal hâkim” karşısına çıkacak meslektaşlarımıza, arkadaşlarımıza ses olma çabası başlattı.
Sosyal medya kampanyası kapsamında, #HaberinVarMı ve #GazetecilereÖzgürlük etiketiyle yapılan paylaşımlarda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Adalet Bakanı Bozdağ’ın tutuksuz yargılamaların esas olduğuna dair videolar bellek tazeliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir TV programında yaptığı konuşmadan alıntıyı anımsatalım:
“Adeta kaçması söz konusu dahi edilemeyecek olan insanlarla alakalı burada bir tutuksuz yargılama mekanizmasını çalıştırmakta fayda olacağı inancımı zaten daha önce söyledim. Bu konudaki düşüncem yine aynı.” Öteden beri bizim de düşüncemiz öyle.
…***
Arslan Bulut, 1 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Adım adım parti ordusu!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ulaştırma Bakanlığı'nın ABD'den getirttiği ve sıvı ve tabaka patlayıcıları tespit etme özelliğine sahip "ClearScan" cihazı, Atatürk Havalimanı'nda "ABD'ye uçacak yolcular üzerinde" kullanılmaya başlandı! AA'nın haberine göre tarama yaptığı nesnelerin görüntüsünü üç boyutlu ekrana yansıtacak cihazla, operatöre görüntüyü her türlü çevirme, döndürme, yaklaştırma, belirli nesneleri sıyırma, nesnenin içindeymiş gibi inceleme imkânı sağlanıyor.Gazeteci olarak bize zaman zaman çeşitli duyumlar gelir. Gelen bilgiyi, çeşitli kaynaklardan teyit ederken beyninizi de "ClearScan" cihazı gibi çalıştırırsanız sonuç alırsınız. Bana gelen son bilgi, geçen yıl Millî Savunma Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'ne atanan kişinin uygulamaları ve Millî Savunma Üniversitesi'ne alımlar sırasında mülakatta sorulan dini nitelikte sorular ile ilgiliydi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Millî Savunma Bakanı Fikri Işık, Millî Savunma Üniversitesi'ne bağlı harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarına bu yıl toplam 5 bin 268 öğrenci alınacağını bildirdi. Işık, böyle bir üniversite kurulmasının "15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra bir daha TSK'nın içeriden ele geçirilmemesi için" hayata geçirilen bir uygulama olduğunu söyledi. FETÖ ordudan tasfiye ediliyor mu gerçekten?Biz araştırmaya devam ederken, Prof. Dr. Ümit Özdağ, konu ile ilgili bir basın toplantısı yaptı ve şöyle dedi:* "15 Temmuz sonrasında Erdoğan'ın açık hedefi Türk Ordusu'nu parti ordusu haline getirmektir. Bunun ilk hamlesi Tarım Bakanlığı Personel Genel Müdürü Nizamettin Ekinci'nin, Millî Savunma Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'ne Eylül 2016 tarihinde atanması olmuştur.* Yeni subay terfi yönetmeliğine göre Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanlıklarında bütün atama, yükseltme, emeklilik, sicil ve özlük işlemlerinden sorumlu olan Nizamettin Ekinci, AKP'den 2007 ve 2011 seçimlerinde Diyarbakır milletvekili aday adayı olmuştur. Milletvekili aday adaylığı sırasında yeşil-sarı-kırmızı renkte Türkçe-Kürtçe-Zazaca seçim propagandası broşürü bastırdığı ifade edilmektedir. * Nizamettin Ekinci döneminde Tarım Bakanlığı'ndaki FETÖ'cü örgütlenme çok etkili olmuştur. Öyle ki bu bakanlıktan toplam 1064 kişi FETÖ'cülükten atılmıştır.
CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm ise 14 Ocak 2017'de TBMM Genel Kurulu'nda, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'a şu soruları sormuştu:"Başkomutanın bir partinin genel başkanı olduğu bir ülkede Silahlı Kuvvetler komutanlarının durumu ne olacak? Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları, Jandarma Genel Komutanı, Sahil Güvenlik Komutanı, tüm ordu komutanları başkomutanın partisine üye olacak mı?" Şimdi, herkes kendi beynindeki "ClearScan" cihazını çalıştırsın lütfen!