Temmuz 02, 2017 09:55 Europe/Istanbul

Hürriyet: Katar, Türk üssünü kapatmayacağını vurguladı

Birgün:

Türkiye’de ikinci bir darbe olasılığı var

Yeniçağ:

PKK’nın kritik ismi öldürüldü

Milli gazette:

Erdoğan’dan Adalet yürüyüşüne sert suçlamalar

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Aslı Aydıntaşbaş, 2 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Adalet Yürüyüşü’nün somut etkisi”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü, yaz sıcağında iyice uyuşan, karamsarlığa bürünen siyasette, tüm beklentilerin ötesinde bir ivme yarattı. Kemal Bey’in mülayim üslubu ve hem adımlarını hem de kelimelerini dikkatle seçmesi, hayli acımasız sayılabilecek mevcut ortamda çok hayatiydi. Bir tık daha sert, bir tık daha isyankâr bir üslup, günümüz siyasi realitesinde duvara toslardı. Hemen önlem alınır, “darbe teşebbüsü” yaftası yer, bir şekilde engellenirdi. Ancak Kemal Bey, içinde sadece “adalet” geçen cümlelerle öyle dikkatli bir ara formül buldu ki, her türlü protestonun yasak, açlık grevi dahil her cins hak arayışının yasadışı sayıldığı mevcut ortamda, sesini duyurmayı başardı. Kimse bunu küçümsememeli.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

CHP’nin Adalet Yürüyüşü, memleketin makus talihini değiştirir mi? Kısa vadede gerçekçi olmalıyız. Bu yürüyüş, kendi içinde siyasette bir kırılma yaratmaz. Bugünden yarına Türkiye’de büyük bir paradigma değişikliği olmaz.

Ancak bana sorarsanız, Adalet Yürüyüşü’nün kısa vadede iki mühim etkisi olur.

Birincisi, referandum sonrasında çok çalışıp büyük bir hayal kırıklığı yaşayan CHP tabanının yeniden ayağa kalkmasına, yeniden dinamizm kazanmasına imkân verir. CHP, Türkiye’deki tek değil ancak en önemli muhalif damarı temsil ediyor. Referandum sonuçları, CHP tabanında derin bir yılgınlık yaratmıştı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü, günbegün o tabanın silkelenmesine, umutlanmasına, yeniden enerji kazanmasına neden oluyor.

Bu ortamda azımsanamayacak bir sonuç.

Adalet Yürüyüşü’nün ikinci önemli etkisi, iktidar bloku içinde gidişattan rahatsız olan “ılımlı AKP’liler” üzerinde yarattığı sessiz utanma duygusu. Birkaç hafta önce iktidar bloku içinde gidişattan memnun olmayan, Türkiye’nin normalleşmesi, demokrasiye dönmesi gerektiğini düşünen hatırı sayılır bir kitle olduğunu yazmıştım. Söz ettiğim, son dönemde partinin dışında kalmış “muhalif” kimliğiyle öne çıkan isimler değil; bizzat iktidar ya da parti yönetiminde yer alan, parti aidiyetine sahip çıkan, Tayyip Erdoğan’ın liderliğini kabul eden ancak sessiz sedasız olan biteni içine sindiremeyenler. Gelin bu kitleye “muhalif” değil de “mahcup” diyelim. Kamuoyunun önünde konuşmuyorlar; ancak kendi aralarında mevcut düzenin aşırı baskıcı unsurlarından rahatsız olduklarını, gidişatın yanlış olduğunu fısıldıyorlar.

Ben bu kitledeki sessiz mutsuzluğun, orta vadede Türkiye’deki siyasetin geleceği açısından önemli bir dinamik olduğunu düşünüyorum. Kemal Bey’in yürüyüşünün de, sadece CHP tabanına değil, bilerek ya da bilmeden, bu kesimde de bir hissiyatı tetiklediğini düşünüyorum.

Dedim ya, bunlar kısa vadede değil ancak orta vadede etki yaratabilecek unsurlar. İktidar bloku içindeki “şahinler” ve “ılımlılar” arasındaki gölge dansında, şu anda ibre şahinlerden yana. Asla ve asla taviz verilmemesi gerektiğini, en ufak tavizin bile iktidarı tehlikeye atacağını savunuyorlar. Ancak eninde sonunda “Çok baskıcı olduk. Yanlış yapıyoruz. Fabrika ayarlarına dönelim” diyenlerin de sırası gelecek... Ya seslerini yükseltecek ve partinin rotasını değiştirecekler ya da zaman içinde partiden uzaklaşacaklar. Fazla iyimser bulabilirsiniz; ancak unutmayın Türkiye’de hiçbir baskı dönemi ilelebet sürmedi. Eninde sonunda vicdan ve adalet bu topraklara geri dönecek...

…***

Ceren Sözeri, 2 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “Avrupa’dan Türkiye’ye bakınca”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçtiğimiz haftanın önemli bir bölümünü bir grup gazeteci ile birlikte basın özgürlüğünün durumunu tartıştığımız bir toplantı için Brüksel’de geçirdik. Türkiye’nin durumu dışarıda da gayet dikkatli bir şekilde izleniyor. Dolayısıyla ne söylediğimizi anlatmama gerek yok, burada yazdıklarımızı bir de orada anlattık. Asıl önemlisi oradaki temaslarımızda bize anlatılanlar ve sorulanlar. Toplantının zamanlaması önemliydi çünkü önümüzdeki hafta Strasburg’da Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye raporu oylanacak, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, tutuklu gazeteciler ve OHAL dönemi hak ihlalleri raporun en önemli konuları, oylama gününe kadar her gün artan tutuklu gazeteci sayısını güncellemeye çalışmaları dahi durumun vahametini göstermeye yeter.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Türkiye o kadar sıcak ve ilgiyle izlenen bir konu ki, konuştuğumuz herkes söze “size nasıl yardımcı olabiliriz, bize somut önerilerinizi söyleyin lütfen” cümlesiyle başladı. Haftaya yapılacak oylamada AB-Türkiye ilişkilerinin askıya alınması gayet güçlü bir olasılık ancak aynı zamanda bu Avrupa’nın Türkiye üzerindeki etkisini de askıya almak demek. Popüler Twitter deyimiyle “içinde biz de varız”. Avrupa’da parlamenterler bunun gayet farkında, bu nedenle anladığım kadarıyla eğilim ilişkileri koparmanın Erdoğan’a verilecek bir ‘ödül’ olduğu yönünde ve kimse Erdoğan’ı memnun etmek istemiyor. Avrupa Parlamentosu’nda “Türkiye dostu” olarak bilinen parlamenterler bunun ‘iktidarın dostu’  olarak anlaşılmasından rahatsızlar, böyle olmadığını vurgulama ihtiyacı duyuyorlar.

Diğer taraftan durum Avrupa’da yaşayan Türkler açısından da pek parlak değil. İktidarın kendi seçmenini konsolide etme çabaları orada yaşayan vatandaşları önemli ölçüde etkilemiş, ciddi bir kutuplaşmaya yol açmış. Brüksel bence bu açıdan izlenmeye değer bir başkent. Diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak göçe daha açık ve daha kozmopolit. Eskiden daha sempatiyle karşılanırken referandum sonrası Türk göçmenlere yönelik nefret söylemi artmış.Avrupa Birliği 28 ülkeden oluşuyor, Türkiye ile ilgili bir fikir birliği yok. İlişkiler askıya alınır mı henüz bilmiyoruz ama çoğunluğun görüşü tamamen dondurmaktan kaçınmak yönünde.Bununla birlikte Avrupa da Erdoğan’la nasıl baş edeceğini bilemiyor, basın özgürlüğü, sadece Deniz Yücel örneği üzerinden baktığımızda bile,yalnızca Türkiye’nin sorunu olmaktan çıktı. Diğer taraftan referandumun net bir şekilde ortaya çıkardığı yüzde 50’liyi kapsayan kesimle de ilişkileri koparmak istemiyor ancak muhatap bulmakta sıkıntı çekiyorlar. HDP eş genel başkanlarının tutukluluğuna verdikleri cılız tepkilere dair ikna edici bir yanıtları yok. Sonuç olarak ülkenin geleceğine dair bir çözüm, bir umut varsa orada değil burada doğacak.Türkiye’nin dostu olarak bilinen bir parlamenterin ifade ettiği gibi “Avrupa’da Türkiye’yi savunmanın artık siyasi bir getirisi yok.”

…***

Esfender Korkmaz, 2 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Avrupalı neden gelmiyor, neden gidiyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Avrupa'dan Türkiye'ye  2017 yılının ilk 5 ayında gelen Turist sayısı, 2015 yılına göre yüzde 38 geriledi. Turizmde En fazla kan kaybı Almanya'dan oldu. Turist sayısı ve turizm geliri olarak hep ilk sıralarda yer alan Almanya'dan gelen turist sayısı yarı yarıya düştü. Hollanda'dan gelen turist sayısı ise yüzde 45 azaldı.

Londrada bir parkta, bir arkadışımız İngilize soruyor: Türkiye'ye gittiniz mi? Cevap veriyor… Evet gittim çok güzel bir ülke… Ancak artık gitmem… Zira demokrasi sorunu var.Biz içinde yaşadığımız ortama alıştığımız için fazla farkında olmayız… Ancak eğer dışarıdaki imajımız iyi değilse, önce neden ve niçinini sorgulamayız ve önlem almalyız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor.

…***

Söz gelimi Fethiye ilçesinde 2 sene öncesine kadar 10 bin İngiliz yaşıyordu. Hepsi ev almıştı. Bazılarının tekneleri vardı. Son 2 yıldır bunlardan çoğu evini sattı. İngiliz evleri diye bir pazar oluştu. Yine bazıları da teknelerini sattı. Bunun 3 nedeni var… Birisi İngiltere İngiliz vatandaşlarının en az 6 ay İngiltere'de oturmalarını şart koştu. İkincisi, Türkiye'nin Avrupaya karşı tavrı … Ve üçüncüsü ise  iç ve dış sorunların tırmanması. 

Sonuç olarak  Türkiye'de yaşayan, İngilizler, Almanlar ve Hollandalılar gidiyor.Yabancılar Türkiye'den  her yıl 4 milyar dolar cıvarında gayrimenkul satın alıyorlar. İki yıl öncesine kadar  bunların çoğu Avrupalıydı. Şimdi yine geçen sene Yabancılar 3.9 milyar dolarlık gayrimenkul  satın aldılar. Ancak bunların çoğu Iraklı ve diğer Araplardır. Avrupalının payı düştü.Kim alırsa alsın denilemez… Çünkü Türkiye'de gayrimenkulu olan ve yaşayan yabancılar, aynı zamanda Türkiye için bir Lobi oluşturuyor.