Temmuz 03, 2017 09:44 Europe/Istanbul

Yeni Mesaj: Katar'dan 13 maddeye ret!

Cumhuriyet:

ODTÜ mezuniyet töreninde büyük protesto... Erdoğan'ın atadığı rektörü konuşturmadılar

Evrensel:

'Haklı mücadelemiz sonuna kadar sürecek'

Aydınlık:

PKK, Şırnak’ta işçilere saldırdı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Yakup Kepenek, 3 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ekonomik ve sosyal adalet mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde başarı ile sürdürülmekte olan Adalet Yürüyüşü karşısında saldırgan tutumu bir kez daha kanıtladı ki, adındaki adalet kavramına artık tamamıyla yabancılaşmış bir iktidardır AKP! Hak sözünü ağızlarından düşürmemelerine kanmayın, AKP’nin ekonomik ve sosyal adalete bakışı, aslında, hak kavramına dayanmaz. AKP, ülke insanının çalışma hakkı, sendika hakkı, toplu iş sözleşmesi hakkı, eşit işe eşit ücret hakkı, dinlenme hakkı, barınma hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı ve sağlıklı bir çevre hakkını tanımaz. Bu haklar, ülkeyi yönetenin anlayışına bırakılır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***Yine de temel göstergelere bakalım. Ekonomideki adaletsizliğin en önemli göstergelerinden biri işsizliktir. Demokrasilerde devletin en önde gelen görevi can ve mal güvenliğini sağlamak ve iş isteyen her yurttaşına iş bulmaktır. Oysa, devletin kendi istatistikleriyle işsiz sayısı son bir yılda, Mart 2016’ya göre Mart 2017’de, 619 bin kişi artmış ve 3 milyon 642 bine çıkmıştır. Gerekli yerlere başvurarak piyasada geçerli ücret karşılığında çalışmak isteyen her 100 kişiden 11.7’si işsizdir. Yaşları 15-24 arasında olan gençlerin işsizliği son bir yılda korkutucu bir biçimde artmış, yüzde 17.0’den yüzde 21.4’e çıkmıştır. İlgili bakan, bir milyon 100 bin gencimiz işsiz diyor. Ekonomiyi uçurduğunu öne süren AKP iktidarı, iş arayan her beş gençten en az birini işsiz bırakmaktadır.İş bulabilenlerin durumu da tam anlamıyla adaletsizlik göstergesidir. Yalnızca 2016 yılında 1970 işçi çalışma koşulları nedeniyle yani, iş cinayeti sonucu yaşamını yitirmiştir. Bunun anlamı çok açıktır, AKP iktidarı tarafından işçi sağlığı ve işyeri güvenliğiyle ilgili yeterli önlemler alınmadığı; denetimler yapılmadığı ve işveren yanlısı davranıldığı için ülkemizde, her gün ortalama 5.4 kişi iş kazalarında yaşamını yitirmektedir. Ekonomik adaletsizlik bunlarla kalmıyor. YineTÜİK verilerine göre, çalışanların yüzde 33.1’i, yani her üç çalışandan biri, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışmakta ya da çalıştırılmaktadır. Siyasal iktisadın en tartışmalı konularından biri vergi adaleti, yani vergiyi kimlerin ödediği ve toplanan vergilerin nasıl kullanıldığıdır. Demokrasisi azgelişmiş olduğundan ülkemizde bu konu, önemi ölçüsünde tartışılmaz. Böyle olunca da, vergilerin zengin-yoksul ayırımı yapmayan bu nedenle de en adaletsiz türü, yani KDV ve ÖTEV gibi dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı ortalama yüzde 70 dolayındadır. Oysa demokratik ülkelerde doğrudan-dolaylı vergi payları yaklaşık yarı yarıyadır. Vergi adaletsizliğinde Türkiye OECD ülkeleri arasında rekor kırıyor. Çok önemli bir nokta daha var; AKP dışarıdan getirecekleri döviz ile satın almaları koşuluyla, yabancılara konut satışından yüzde 18 olan KDV’yi almıyor. Geçtik sıradan yurttaşı, AKP, değişik sermaye kesimlerine bile adaletli davranmıyor; kamu ihalelerinin tamamına yakınını yandaşlarına dağıtıyor; devletin mal ve hizmet alımlarını, istediği girişimcilerden yapıyor. Sonuçta ne kıyı kalıyor, ne orman! Kışlada yüzlerce asker zehirleniyor. Böyle bir ortamda adalet istemekten daha kutsal ne olabilir?

…***

İsmail Şahin, 3 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “MHP'de olanların anlamı...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasi partilerde "rekabet" siyasetin doğası ve anahtar kelimesidir. Rekabetin önünü kesip, rakiplerinizi bir takım ayak oyunları ile dışarı atarsanız siyasetin dengesi bozulur. Böyle bir siyasi partide başarı beklemeniz hayalden öte bir şeydir.MHP'de olan tam da böyle bir şey. Kongre süreçlerinde Genel Merkez'in bir adayı desteklemesinden doğal bir şey yok. Genel Merkez'in adayının karşısına aday çıkması da işin doğası gereği.Lâkin MHP'de bu kongre döneminde garip işler oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Adaylar partiden atılıyor, salonlara sokulmuyor, 40 yıllık MHP'liler üyeliklerinin silindiğini, delegelikten atıldığını kongre salonlarında öğreniyor. Kongreler başka partilerden transfer üyeler sebebiyle iptal ediliyor. Kazara seçim kazanan Başkanlar görevden alınıyor."Genel Merkez tarafından "tavsiye" edilen adayların kazanabilmesi için bazı üyelerin üyeliklerinin silinmesi, onların yerine yeni üye/delege kaydedilmesi eski bir alışkanlık lâkin bu kongre süreci kadar yoğun bir silme-ekleme faaliyetini ben hatırlamıyorum."Yine bu kongre dönemine has bir uygulama ise istenmeyen adayın seçim kazanması halinde görevden alınarak seçimin tekrarlanması. Bu seçim tekrarları hangi hukuki içtihatla yapılıyor herkesin merakına mucib bir meseledir.Eski milletvekili adaylarının, teşkilatta başkanlık yapmış, ömrünü bu davaya adamış emektarların üyeliklerinin silinmesi, yerlerine il başkanı eşleri, vekil kardeşleri, akraba, iş ortağı kabilinden kişilerin, bulunamazsa başka partide üye isimlerin delege kaydedilmesi seçimlerin garantiye alınması için uygulanan yöntemlerden.

Tüm bu uygulamaların geride küskünler ordusu bıraktığını söylemek kuru bir iddia değil. Ülkücülerin arasına girerseniz bu küskünlüğü, yılgınlığı görürsünüz. Yapılan kongrelere katılım oranı bunun somut ifadesi.Ortada siyasette yükselmek için gayrete bağlı tüm araçların "baypas" edildiği bir manzara var. Bu manzaradan başarı çıkacağını iddia eden, buna inanan var mı?

…***

Murat Yetkin, 3 Temmuz tarihli Hürriyet gazetesinde, “Yerli ve milli muhalefet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye neredeyse bir asırdır görülmemiş bir sıcak hava dalgası altında.Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşüne katılanlar yalnızca başlarının üzerindeki yakıcı güneşten değil, ama ayaklarının altında eriyen asfalttan da çekiyorlar.Çektikleri yalnızca sıcak havadan ve o havada günde neredeyse 20 kilometre yürüyor olmaktan değil ama.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan cumartesi günü bir kez daha yürüyüşün “Pennsylvania ve Kandil yolu” olduğunu söyledi. Daha önce doğrudan 15 Temmuz darbe girişimiyle aynı şey olduğunu söylüyordu. Bu söylem değişikliğini belki de AK Parti’nin yaptırdığı araştırmada parti tabanının dörtte üçünün de Türkiye’de mahkemelerin doğru dürüst adalet dağıtmadığını söylemesinin payı olmuştur.Dolayısıyla o yürüyüşe katılan her bir vatandaş, hükümet tarafından neredeyse terörist olarak damgalanma ihtimalini göze alıp katılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

O yürüyüşe katılan her bir vatandaş, sadece güneç çarpmasına değil, Cumhurbaşkanının, Başbakanın her gün aleyhlerinde konuşmasından olumsuz etkilenecek birilerinin örgütlü, ya da örgütsüz saldırısına maruz kalma ihtimalini göze alp katılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kimseyi adalet için olduğuna inandıramazsınız” diyor ama kendisinin de pek sevdiği Ece Ayhan’ın sözlerinde olduğu gibi, adeta hükümet vurdukça yürüyüş kolu büyüyor.

En son AK Parti yönetim toplantısında yürüyüşe katılanlar 15-20 bin kişi olarak tahin edilmiş, dışarı sızan haberlere bakılacak olursa. Ancak bu yürüyüşe katılanların toplam sayısı değil, o muhtemelen daha fazla. Çünkü her gün değişen, günlük olarak gelip dayanışma sergileyip geri dönenler çoğunlukta. CHP yönetimi il ve ilçe örgütlerini nöbetleşe yürüyüşe katıyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kortej güvenliği konusunda CHP yöneticileriyle sürekli irtibatta olduğunu söylüyor.Erdoğan ve AK Parti’nin aslında Adalet Yürüyüşünden memnun olmasını gerektiren bir neden var bana göre.Şimdiye dek Türkiye’de muhalefetin zayıf ve etkisiz olduğundan yakınmıyorlar mıydı? Kendilerinin yerli ve milli olduğunu ama CHP zihniyetinin halkın nabzını yakalayamadığını söylemiyorlar mıydı?Yabancı diplomatlar da başkentlerine yazdıkları raporlarda bunu tekrarlamıyorlar mıydı?İşte halkın bir kesiminin nabzını kırıp dökmeden tutan, toplumun kendi partisi dışındaki bazı kesimlerine de ulaşabilen, yani yerli ve milli bir muhalefet soluğu var ortada.Yoksa diplomatların başkentlerine bu döneme dair ne yazdığını beklemek için yeni bir Wikileaks dalgasını mı beklemek zorundayız?