Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Partili HSK'den kıyım kararnamesi... 780 hâkim ve savcının görev yeri değişti
Evrensel:
Gazetecilerin haberleri ve twitter paylaşımları iddianamede
Aydınlık:
Dışişlerinden çok sert Yunan ateşi açıklaması
Karar:
FETÖ, terörle mücadeleye de kumpas kurdu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
İhsan Çaralan, 4 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Adalet talebi’ milyonların talebi olarak büyüyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı, Başbakan, AKP sözcüleri, MHP Lideri Bahçeli, en çok da Adalet Bakanı, nerede bir mikrofon görseler “Adalet Yürüyüşü”ne verip veriştiriyorlar, suçluyorlar, karalıyorlar, yürüyenleri aklı-selime çağırıyorlar; “Adalet, sokakta, yolda, dağlarda değil, Meclis’te aranır, mahkemelerde aranır” diyorlar.Ama onların “Adalet Yürüyüşü”nü, “Yürüyüş yapanlar terörist, teröristler için yürüyorlar” şeklindeki karalamaları, ülkede olup bitenlerin az çok farkında olan kimseyi etkilemiyor. Dahası son günlerde yandaş basında ve AKP içinde araştırma yapan anket kuruluşu sözcüleri de “Adalet Yürüyüşü”ne sempatinin AKP’nin tabanında yayılmaya başladığını söylüyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanı Erdoğan; partinin başına resmen geçtiğinden beri, partideki “metal yorgunluğu”ndan söz ediyor ya; aslında “metal yorgunluğu” sadece parti teşkilatında değil, AKP propagandasında da var. Artık vatandaşa; “terör”, “terörist” suçlamalarından, 15 Temmuz istismarcılığından, OHAL, KHK’ler ve “terörle mücadele konsepti” etrafında oluşturulan kara propagandadan gına gelmiştir!
Bu yüzden iktidar, elindeki onca propaganda imkanına karşın; “Adalet Yürüyüşü”nün “Adalet istiyoruz” talebinin üstünü örtemiyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, AKP sözcüleri yukarıdan kükredikçe, Adalet yürüyüşüne destek azalmıyor, büyüyor.
Çünkü Adalet talebi öylesine sahicidir ki; her aklı başında, ülkesini düşünen, vicdan sahibi kişi, ülkede adaletsizliğin her yere nüfuz ettiğini, adaletin somutta dağıtıldığı kurumlar olan mahkemelerin tümüyle “majestelerine” bağlandığını görüyorlar. Bu yüzden CHP ve Kılıçdaroğlu ile siyasi olarak uzlaşamayan çevreler ile AKP içindeki vicdan sahibi kişiler, kimi açıkça kimisi de içinden ”Adalet Yürüyüşü”ne destek veriyorlar.
Bundan olacak ki, Cumhurbaşkanı ve AKP sözcüleri giderek daha sinirli; daha öfkeli, daha şirazeden çıkmış suçlamalar yaparak yürüyüşü karalayarak itibarsızlaştırmayı amaçlıyorlar. Nitekim yandaş medya ve sosyal medyadaki “biat korosu” aldıkları işaret doğrultusunda; yürüyüşçülerin “İstanbul’a sokulmaması”, “Maltepe’deki mitinge izin verilmemesi” gibi çağrılar yapıyorlar. Böylece onlar, demokrasi söz konusu olduğunda nasıl bir “çukurun” içinde yuvarlandıklarını da gösteriyorlar.
“Adalet talebine” destek, yürüyüşte de kendisini gösteriyor.
Yürüyüşe destek her gün yeni çevrelerden katılımlarla büyüyor. Kocaeli sınırlarına girilirken, bölgede yılın, hatta yüz yılın en sıcak günü olmasına karşın, yürüyüşe katılanların sayısı 20 bini aşmıştı.
Dün de eş başkanları ve 12 milletvekili tutuklu olan, belediyelerine kayyım atanan, binlerce yöneticisi tutuklanan HDP’nin Eş Başkan Yardımcısı Serpil Kemalbay, yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün de içinde olduğu gibi HDP heyeti yürüyüşe katılarak “adalet talebi”ne desteklerini sundular.
Önceki gün Sivas’ta 33 aydının, sanatçı ve kültür insanımızın yakılarak katledilmesinin 24’üncü, dün ise Çorum katliamının da 37. yıl dönümüydü. Bu katliamların gerçek sorumluları bile, aradan geçen onca yıla karşın henüz ortaya çıkarılmış değildir.
Ve Sivas katliamıyla ilgili olarak, babası Metin Altıok’u da katliamda kaybeden CHP Milletvekili Zeynep Altıok’un katliamla ilgili Adalet Bakanı’nın yanıt vermesi için verdiği soru önergesi TBMM Başkanı tarafından “uzun olduğu” gerekçesiyle Altıok’a iade edilmiştir.Sivas katliamının yakalanmayan 8 katliamcısı “zaman aşımından” yararlandırılmışlardır. Bu yakalanmayan kişilerden birisinin Sivas emniyetinin dibindeki evinde yaşadığı öldüğünde ortaya çıkmıştır. Bir diğer yakalanmayan katliam sanığı ise yıllarca İstanbul Belediyesi’nde çalışmıştır!Bu iki örnek bile “Adalet Mecliste aranır, mahkemelerde aranır” iddiasına çok açık ve bir yanıt mahiyetindedir.Çünkü bu tür katliamlarda “Adalet Perisi” gözündeki bağı çıkarıp, katliamcıların kim oluğunu, kimlerin himayesinde olduklarında, kimlerin emriyle hareket ettiklerine bakarak karar vermektedir
…***
Arslan Tekin, 4 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “'Adalet Yürüyüşü' iğfal edilmesin!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Her kesimin desteklediği "Adalet Yürüyüşü"ne kesinlikle gölge düşürülmemelidir.HDP'nin birçok milletvekili, PKK'ya destekten tutuklu...Bütün cephede bölücülere karşı bir mücadele sürüyor. PKK destekçileri, nerede meşru bir zemin görseler kendilerini göstermek istiyorlar. PKK, şimdi silâhlarını bölge siyasetçilerine yöneltti. Öncelikle Ak Partilileri hedef aldı. Şu hassas zamanında, HDP'lilerin "Adalet Yürüyüşü"nden pay kapmaya kalkışmaları, halkta reaksiyon doğurabilir. "Tarafgir görüntüler olmayacak." deniyor ama HDP/PKK'nın sembol isimlerinin ön safta yürümeleri bir maksada matuftur. Bunu fark etmeliyiz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP Genel Başkanı R. T. Erdoğan, "Adalet"le mücadeleyi, Kandil ve Pensilvanya üzerinden yürütüyor. Kim "adalet" istese PKK'yı ve Pensilvanya Meczubu'nu işaret ediyor. Elmayla armut toplanıyor, sapla saman karıştırılıyor.Lütfü Oflaz meseleleri bilen, kendi doğrularını yazan tecrübeli bir gazeteci. En son "Yandaş" Star'da yazıyordu. "Rahatsızım." dedi. Bu başlıkla bir yazı yazdı, "Hangi ölçülerle akademisyenleri attınız?" sorusunu sordu. 1128 imzalı "PKK bildirisi"ni kastetmişti. Dün biz de yazdık... "Gözde" iki üniversite en fazla imzayı verdiği hâlde hiçbirine dokunulmadı. Ancak, diğer üniversitelerde, savcılık soruşturması, mahkemeler beklenilmeden akademisyenler kapının önüne konuldu. Bu keyfilik karşısında rahatsızlığını dile getiren Lütfü Oflaz'ın yazısı yayınlanmadı. Gazetenin tavrını, R. T. Erdoğan'ın, kendilerinin tasvip etmediği her hareketi Kandil'e, Pensilvanya'ya bağlamasıyla ilişkili görebiliriz.Lütfü Oflaz, istese rahatsızlıklarını dile getirmez, maaşını alır, arada sade suya tirit, arada muktedirlere alkış tutan yazılarını yazar, kenarda dururdu. Eğer, "Rahatsızım." demek zorunda kalmışsa, hakikaten, görmezden gelemeyeceği, sineye çekemeyeceği menfiliklerle karşılaşmıştır. Diyor ki:"... Ak Parti tabanı başta belediyeler olmak üzere, yolsuzluk ve rüşvet söylentilerinin ayyuka çıkmasından rahatsız. Ak Parti tabanı Harun gibi gelip Karun gibi olanlardan rahatsız. Bu dönemdeki yargılamalarda parası olan, arkası olan, özellikle iktidarın tepe noktalarında dayısı olanlara karşı ayrıcalıklı davranılmasından rahatsız. Toplumda gerginleşmeden, huzursuzluktan ve bunun giderek ülkeyi bir iç savaşa sürüklemesinden rahatsız. Bu rahatsızlıkları bana Ak Parti tabanı yoğun bir şekilde iletiyor." AKP yönetimi Lütfü Oflaz'ın, "iç muhalif" başka yazarların tecrübelerini dikkate almazlarsa, inişi durduramazlar. "Adalet Yürüyüşü" iğfal edilmemeli, adalet terazisi bir tarafa ağdırılmamalı.
…***
Murat Yetkin, 4 Temmuz tarihli Hürriyet gazetesinde, “Dış politika kimin elinde?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’nin izlediği Orta Doğu politikası, genel olarak dış politikası uluslararası planda tartışılırken dış politikanın dümeninde kimin olduğu da sıkça sorulur oldu.Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Türkiye’nin diplomasi ekibinin başında. Ama Çavuşoğlu Türkiye’nin dış ilişkilerinde dışişleri bakanı olmadan önce de bir aktördü. Yıllarca Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinde Türk grubu üyesi, ardından seçimle işbaşına gelmiş başkanı oldu. Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanlığı ve AB İşleri Bakanlığı yaptıktan sonra 2015 sonunda dışişleri bakanı oldu.Ancak Çavuşoğlu’nun bu deneyimi onu tek başına dış politika kararlarında söz sahibi yapmaya yetmiyor.Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bir ekiple çalışmayı seviyor.Şu anda yalnızca dış politika konularında değil, güvenlikten gizli diplomasiye dek pek çok konuda 24 saat elinin altında sorun çözücü olarak bulunan Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın’ın durumu da farklı değil. Akademi ve sivil toplum kökenli Kalın’ın dış ilişkiler üzerinde önemli etkisi var, ama o da tek başına yetkili değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Keza Ömer Çelik… Yıllarca Erdoğan’a hemen her konuda danışmanlık yapan Ömer Çelik’in dış politika üzerindeki etkisi de şu anda baktığı Avrupa Birliği İşleri Bakanlığı ile sınırlı değil. Çelik hala Erdoğan’a düşüncelerini ters düşse dahi samimiyetle söyleyen az sayıda isim arasında sayılıyor. Ancak onun her söylediği siyaset haline geliyor diye bir kural yok.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanının dış politika ekibinde önemli yeri olan bir başka isim. Erdoğan ona “Kara kutum” diyecek kadar güveniyor. Başbakanlığı döneminde Ahmet Davutoğlu Fidan’ı AK Parti milletvekili yapmak istediğinde Erdoğan tepki göstermiş ve MİT Müsteşarlığında tutmuştu.
Hükümetin dış politika tablosunda yeni yükselmeye başlayan bir diğer isim de Enerji Bakanı Berat Albayrak. Yalnızca enerji anlaşmalarının, sınırlı enerji kaynaklarıyla büyümeye devam eden Türkiye’nin dış ilişkilerindeki önemi nedeniyle değil, özel ilgisi nedeniyle Albayrak dış ilişkiler tablosuna giriyor. Aynı zamanda Erdoğan’ın damadı olması nedeniyle aileden sayılması etkisini artıran bir unsur, ama o da diğer isimler gibi tek başına etki ve yetki sahibi değil.16 Nisan referandumundan sonra, gerçi hala başbakanlık kurum olarak ortadan kalkmış değil ama, Başbakan Binali Yıldırım dış politika konularını fiilen sadece Cumhurbaşkanına bırakmış izlenim veriyor.Yine de Türk dış politikasının hali hazırda tek başına Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde, yetki ve sorumluluğunda olduğu gerçeği ortada.