Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Adalet Yürüyüşü'nde 21. gün: HSK'ye yargı kıyımı eleştirisi
Cumhuriyet:
Partili HSK’den yargıda kıyım
Sözcü:
Adalet Yürüyüşü'ne 'organize' protesto
Yeniçağ:
Almanya’daki PKK’lı sayısı dudak uçuklattı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Fatih Polat, 5 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “Almanya’dan görünen Türkiye”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Almanya’da bulunduğum son beş gün içerisinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 7-8 Temmuz’da Hamburg’da yapılacak G20 zirvesi sürecinde, Almanya’daki Türkiyelilere hitaben konuşacağı bir miting ya da toplantıya dair kriz gündemdeydi.Almanya’daki koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin başkanı Martin Schulz’un “Kendi ülkelerinde değerlerimizi ayaklar altına alan yabancı politikacılar Almanya’da provoke edici konuşmalar yapacakları etkinlikler düzenleyemez. Türkiye’de muhalifleri ve gazetecilere cezaevine atan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya’da etkinlik düzenlemesini istemiyorum” şeklindeki açıklaması, Alman kamuoyundaki genel eğilimin bir ifadesi sayılabilir.G20 öncesi Köln’de metrodaki bir bilboardda rastladığım, Erdoğan’ı uyuklarken gösteren büyük fotoğrafın altında Almanca olarak yer alan ‘uyan’ ifadesi de dikkat çekiciydi. Fritz-kola tarafından hazırlanan reklamın Trump ve Putin versiyonları da var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Fritz-kola’nın bu reklama dair sitesinde, şirketin Genel Müdürü Mirca Wolf Wiegert’in imzasıyla “G20 Zirvesi’nin ajandasında, Başbakanımızın verdiği bilgiye göre, toplumsal servetin adil dağılımı, eşit ekonomik büyüme, etkili iklim koruma politikası bulunuyor” deniliyor ve Erdoğan için kendi ülkesinde düşünce özgürlüğünü dikkate almadığı eleştirisi yapılıyor.
Yani Almanya kamuoyunda zirveye çıkan Erdoğan karşıtlığının, artık şirketlerce etkili bir reklam kampanyasına dönüştürülen bir karşılığı da var.Almanya’da misafir olduğum evlerde, bu yazının yayınlandığı gün itibariyle 127 gündür tutuklu ve 140 gündür özgürlüğünden yoksun olan Die Welt gazetesi Türkiye temsilcisi Deniz Yücel’in fotoğrafının olduğu ‘FreeDeniz’ yazılı dövizlere denk geldim. Almanya’da sokaktaki insanlarla da, milletvekilleri ile de sohbetlerimde Deniz Yücel’e yapılan muamelenin Alman kamuoyunda yarattığı ciddi tepki doğrudan yansıyordu.Burada olduğum süre içinde, bir gazeteci olarak şifrelerini çözmek istediğim bir konu da, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Türkiye’de Haziran’ın ilk haftasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesinde nelerin gündeme geldiğiydi.
Türkiye’deki ajanslar ve çeşitli basın organları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gabriel’i 5 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki kabulünün basına kapalı gerçekleştiğini ve bir saat sürdüğünü belirtiyordu. Bu görüşmeye dair fazla bir detay yansımamıştı. Alman basınında da öyle. Peki bu görüşmede neler konuşulmuştu?Bu soru konusunda güvendiğim bir kaynak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman Dışişleri Bakanı Gabriel’e, “PKK’nin terör örgütü listesinden çıkarılmasını savunan kişi milletvekili de olsa bizim için teröristtir” dediğini aktardı. Kürt sorunuyla ilgili müzakere sürecinin buzdolabına kaldırıldığını ifade ettiği açıklamasından sonraki sözlerine bakarak, “Erdoğan bunu zaten hep söylüyor” diye düşünülebilir. Ama diplomasinin kendi dili bakımından düşünüldüğünde, Erdoğan’ın, Almanya Dışişleri Bakanına söylediği ifade edilen cümlede ayrıntı sayılamayacak kadar önemli yeni bir nokta var. Türkiye tarafı bugüne kadar, PKK ile ilgili Avrupa’dan ya da ABD’den taleplerini iletirken, bu yöndeki eleştirilerini ‘teröre destek vermek’ olarak ifade ediyordu. Ama bugün kullanılan ifadenin “terörist” düzeyine çekilmiş olması, Türkiye’de Kürt sorunuyla ilgili toplam devlet algısının referansları bakımından da önemli şeyler söylüyor.Türkiye’de iktidarın ya da genel olarak devlet politikasının, Kürt sorunuyla ilgili çeşitli nedenlerde daha sonra bir makas değişikliğine gidip gitmeyeceğini zamanla göreceğiz. Ancak bugün için, resmi söylemin ‘FETÖ’ diye ifade ettiği Gülen Cemaati ile mücadeleye ek olarak, Kürt sorununa ilişkin benimsediği “terörizm ile mücadele” söylemi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “iç ve dış düşman” retoriği üzerine kurduğu politik güzergahının, çeşitli alanlardaki yansımalarıyla devam edeceğini gösteriyor.
…***
Esfender Korkmaz, 5 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enflasyon nereden besleniyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Enflasyon istikrarsızlık demektir. İstikrar sorunu da her şeyden önce siyasi iktidarların, hükümetlerin başarı veya başarısızlığını gösterir.AKP iktidarı, dünya konjonktürünün ve giren spekülatif sermaye ve sıcak paranın desteği ile, özelleştirme gelirleri ile ve de dış borçlanma ile kaynak sağladı. Yap-işlet-devret modeliyle gelecek yıllarda bütçeyi borçlandırarak, inşaat sektörü canlandırıldı ve oto yollar yaptırdı. Ancak bu kaynaklar sonsuz değildir. Borçlanmanın da bir sonu vardır. Bu nedenledir ki yakalanan büyüme oranı düştü. Ayrıca söz konusu kaynaklar etkin ve verimli kullanılmadığı için, yüzde onun altına gerileyen enflasyon yeniden çift haneye yükseldi.Elbette istikrar açısından enflasyon tek sorun değil... İşsizlik arttı. Büyüme yavaşladı... Yatırımlar yapılmıyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Sabit sermaye yatırımları için gelen yabancı yatırım sermayesi azaldı... Yüksek kura rağmen ihracatta yeterli artış olmadı... Dış ticaret açığı ve cari açık devam ediyor... Üretim ithal ara malı ve ham maddeye bağımlılıktan kurtulamadı... Dış borç stoku artmaya devam ediyor... Dış borçları çevirebilmek için devlet malını teminat olarak göstermek zorunda kaldık. Bunun için Varlık Fonu oluşturduk.Siyasi ve sosyal sorunlar da ekonomik istikrarı bozuyor. Terör devam ediyor. İç politikada kamplaşma yaşıyoruz. Dış politikada yalnız kaldık. Uluslararası kuruluşların, uluslararası sivil toplum örgütlerinin 2017 raporlarında Türkiye; insan hakları ve demokrasi, hukukun üstünlüğü konularında en fazla geri düşen ülkeler arasında sayılıyor. Enflasyonu artıran ekonomik sorunların başında düşük verimlilik sorunu geliyor. Düşük verimliliğin bir nedeni popülizmdir. Popülizm kaynakların yanlış ve verimsiz kullanılması demektir. Kamu kaynaklarını popülizm için dağıtan siyasi iktidarlar sonraki seçimler için daha fazla taviz vermek ve daha fazla kamu kaynağı dağıtmak zorundadır. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün de etkisi ile kamu hizmetlerinde aksama oluyor. Kısmen de haklı olarak, bürokratik işlemler ağır yürüyor. Bu durum da kamu hizmetlerinde verimliliği düşürüyor.Özel sektörde de yatırımların düşmesine paralel olarak, Ar-Ge çalışmaları yavaşladı... Eğitim sistemine aşırı müdahale ile modern eğitim geriledi. Teknoloji üretemiyoruz.İstikrar sorunu olduğu zamanlarda, özel sektörde de verimlilik düşüyor.Sermaye-Hasıla Katsayısı, bir anlamda dolaylı olarak verimliliği de gösterir.Ortalama Sermaye Hasıla Katsayısı, bir ekonomide stok olarak sabit sermaye yatırımları ile o ekonomide elde edilen çıktı arasındaki ilişkiyi gösterir. 1963-1967 arasında bir birim çıktı artışı sağlayabilmek için 2.7 birim yatırım yapılıyordu. Bu katsayı 1980 öncesi anarşi döneminde ve 1980 darbesi döneminde11.6'ya ulaştı. Yani darbe yıllarında 20 yıl öncesine göre aynı birimi elde edebilmek için üç kat daha fazla yatırım yapmak gerekti.2007-2013 AKP iktidarında da bu katsayı 7.3'e yükselmiş. 2013 sonrasında daha da artmıştır. Zira iç ve dış sorunlar tırmanmıştır.
…***
Rahmi Turan, Sözcü gazetesinde, “Adalet diyen herkes terrorist mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “Adalet” istemi ile yılmadan yürürken, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan onu suçlamaya devam ediyor: “CHP'nin temsil ettiği çizgi artık siyaseten muhalif olma, siyaseten farklı duruş sergileme, siyaseten farklı söylemde bulunma boyutunu aşmıştır. Terör örgütleriyle ve onları özellikle ülkemizin üzerine kışkırtan güçlerle birlikte hareket etme noktasına geldiğini görmek durumundayız.”diyen yazar, yazısını devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Gerçekten vahim bir iddia ama inandırıcı değil!CHP'yi terör örgütleriyle birlikte hareket eden bir parti olarak suçlayan Erdoğan'a bu konuda cevap vermek bizim işimiz değil. AKP Genel Başkanı'na gereken cevabı vermek CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun görevidir. Ben burada sadece, eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in sözlerinden kısa bir alıntı yapacağım Ömer Dinçer'in, Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı zamanında, 2011 ile 2013 yılları arasında AKP Hükümeti'nde Milli Eğitim Bakanı olarak görev yapması, sözlerinin önemini artırıyor. Ömer Dinçer şöyle diyor: “AKP'nin tutumu, geçmişin mağdur ve mazlumunu hiç yansıtmıyor…Bu tecrübeye rağmen niyet okumak ‘Adalet' diyen herkesi teröristlerle ve darbecilerle aynı cepheye itmek, eylemi küçümsemek ve itibarsızlaştırmaya çalışmak nasıl yorumlanmalı?”Evet… Biz de soralım NASIL YORUMLANMALI? Efendim ne diyorlardı?“Referandumda ‘EVET' derseniz terör bitecek, ekonomi şaha kalkacak, Türkiye kanatlanacak!” Göz göre göre aldattılar milleti!