Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: PKK’dan işçi konvoyuna saldırı
Birgün:
Erdoğan'ın "Demirtaş, bir teröristtir" sözlerine HDP'den yanıt
Yeniasya:
AB Sözcüsü'nden Türkiye'ye insan hakları çağrısı
Evrensel:
Kılıçdaroğu:
Bu miting bir son değil bir başlangıç
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
…***
İhsan Çaralan, 9 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “Adalet ve demokrasi için mitinge, mücadeleye!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP-MHP ve Vatan Partisi (VP) cenahı, yürüyüş boyunca ”Adalet Yürüyüşü”nü; “terörizme destek yürüyüşü”, “FETÖ’ye destek yürüyüşü”, “Adalet yollarda değil Mecliste, mahkemede aranır.” gibi karalama, yalan, çarpıtma ve tehditler etrafında bir kara propaganda ile itibarsızlaştırmayı amaçlamıştır. Ama onların bu girişimleri, amaçlarının tersine yürüyüşe ilgiyi artırdı; yürüyüşün amaçlarının daha derinlemesine, tartışılmasına yaradı. Dahası bu partilerin yürüyüşe böylesi cepheden karşı çıkmalarının iki nedeninden birisi olan kendi tabanlarından “Adalet talebine” destek verilmesini önlemekti. Ama geçen sürede anlaşıldı ki; karalama, yalan, tehditlerle sürdürülen saldırıların, bu partilerin tabanında, “Adalet Yürüyüşü”ne ve amaçlarına ilgiyi ve sempatiyi artırmıştır. Bunu yerellerdeki gözlemlerden ve yandaş basındaki önemli kalemlerin yürüyüşe olumlu yaklaşımlarından, en azından yürüyüşe yönelik saldırılara karşı tutum almalarından anlıyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Dünya basınında ve demokratik kamuoyunda yürüyüşe ilginin, Türkiye’deki adaletsizliğin, özgürlüklere yönelik saldırıların, OHAL uygulamalarının etrafındaki tartışmalara da yeni bir boyut ve dinamizm kazandırdığını, Türkiye’de olup bitenlerin anlaşılmasına önemli bir katkı yaptığını söylemek abartı olamaz.
Böylece Adalet yürüyüşü;
-“Adalet talebi”ne karşı çıkan iktidar ve yandaşı siyasi çevrelerin yürüyüşü “tecrit etmeyi” amaçlı saldırısı püskürtülerek,
-Yürüyüşün amaçlarını basitçe açıklayarak,
-Referandumdaki deneyimlerden de yararlanarak, “Adalet Yürüyüşü”ne destek vermek isteyen her çevrenin katılımını kolaylaştırarak ve yapay hiçbir şart ve sınırlama getirilmeyerek,
-Böylesi uzun, binlerce kişinin (değişerek) katılımıyla süren bir yürüyüşü, yürüyüşün içinde oluşan kendi disipliniyle sonuna kadar sürdürülerek başarıyla tamamlanmıştır.Sonuçta ne kadar başarılı olursa olsun ”Adalet Yürüyüşü”, 24 gün süren ve sonunda bir büyük mitingle taçlanan, Türkiye’nin demokrasi mücadelesi tarihinde de altı çizilecek eylemlerden birisi olarak tamamlanmıştır. Ama “adalet arayışı” ve “adalet arayışı”nın bir bileşeni olduğu, özgürlük ve demokrasi mücadelesi, bütün yakıcılığı ile 10 Temmuz’dan başlayarak sürecektir. Bu yüzden de referandum mücadelesinin hemen sonrasında gerçekleşen “adalet yürüyüşü”nün yarattığı motivasyondan da yararlanarak, özgürlükler ve demokrasi mücadelesinin ilerletecek girişimler yapmak, yerellerden başlayarak, mücadeleye katılan toplumsal kesimleri içinde demokrasi mücadelesine katılacak kesimlerle diyaloğu, ortak mücadele eğilimini güçlendirecek girişimler yapmak, bu girişimleri ortak mücadeleye kadar götürerek, demokrasi mücadelesini ülke sathında büyütülmesi için yeni dayanaklar oluşturmak en acil görev olarak ortaya çıkmıştır.
“Adalet Yürüyüşü”nü, bu görevin yerine getirilmesini kolaylaştıran bir dayanak olarak değerlendirmek, bundan sonrası için hayati önemde olacaktır.Dahası, AKP-MHP-VP cephesinin 15 Temmuz’un yıldönümünü bahane ederek, “demokrasi nöbeti” adı altında referandumda “hayır” diyenleri ve “Adalet Yürüyüşü”nün harekete geçirdiği yığınları baskılamak ve sindirmek için kullanacakları tartışmasızdır. Yürüyüşü günleri boyunca ”15 Temmuzu anma”yı “Adalet Yürüyüşü”nün alternatifi olarak göstermelerin nedeni buydu.Yine AKP-MHP koalisyonu, vakit geçirmeden TBMM İçtüzüğü” ve “uyum yasaları”nı gündeme getirerek siyasi gündemi belirleyen bir kampanya ile ülke siyasetin seyrini belirlemeye çalışacak; “tek parti tek adam yönetimi”nin gerektirdiği adımlara hız verilecektir. AKP bu takvimi şimdiden ilan etti. MHP de Mecliste tam destek verecektir. Elbette bugün yapılacak mitinge katılım artırmak, mitingi de başarıyla tamamlamak mitingi güçlendirmek, demokrasi mücadelesi için çok önemlidir. Ama yarından itibaren asıl dikkatimizi; demokrasi güçlerinin ortak mücadelesi için girişimleri yoğunlaştırmaya, AKP-MHP etkisinden kurtulma sürecine giren emekçi ve işçi kesimleri içindeki çalışmaya özel bir önem vermeye yöneltmek belirleyici olacaktır.Referandumdan sonra “Adalet Yürüyüşü”nün gösterdikleri bunu gerektiriyor.
…***
Uğur Dündar, 9 Temmuz tarihli Sözcü gazetesinde, “Adalet geri dönecek” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“O gün, arada bir bastıran sağanağa karşın, “Adalet Yürüyüşü”ne katılanlar, coşkulu sloganlar ve kararlı adımlarla İzmit'i geçiyorlar. Kadim dostum büyük mizahçı Müjdat Gezen de ilerlemiş yaşına ve kronik bel fıtığı hastalığına karşın, dostları usta yazar Kandemir Konduk ve değerli hukuk uzmanı avukat Celal Ülgen'le, bir süreliğine, ünlü demokrasi savaşçısı avukat Fidel Okan ve ben de, tüm etap boyunca CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte yürüyoruz. Müjdat'ın elinde bir pankart var. Ama pankarttaki “adalet” sözcüğü baş aşağı duruyor!.. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Müjdat Bey, pankartı ters tutmuşsunuz” diyerek muzipçe takılınca, “Kemal Bey, adaleti bu hale ben getirmedim, sistem baş aşağı getirdi” cevabını veriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yol kenarlarını dolduran ya da evlerinin pencere ve balkonlarından korteji izleyen İzmitliler de “Hak, hukuk, adalet” diye bağırarak yürüyüşü destekliyorlar. Yol boyu alkışlar ve “Yaşa, Varol” sesleriyle inliyor. Kılıçdaroğlu, İzmitlilerin müthiş ilgisi karşısında bize dönüp “Miting yapsak bu kadar kalabalığı toplayamazdık” diyor. Tabii arada bir Rabia işareti yapanlar ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın posterlerini gösterenler de çıkıyor. Ama bu yürüyüşteki cesur, kararlı ve barışçı yaklaşımları nedeniyle CHP Genel Başkanlığı'ndan CHP Liderliğine tarihi bir sıçrama yapan Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere tüm katılımcılar, tepkili yurttaşlara alkışlarla karşılık veriyorlar. Protestocuların eyleme başladıklarında yüzlerine hakim olan sert ifade, alkış sonrası yerini rahatlamaya, hatta gülümsemeye bırakıyor. Çok geçmeden onların bir bölümü de kafileye el sallamaya başlıyor!.. Kendiliğinden oluşan bu tablo, sırf oy kaygısıyla kutuplaştırılmış, hattambirbirine düşman hale getirilmeye çalışılmış kitlelerin bile, demokratik protesto haklarını aynı ortam ve zamanda uygarca kullanabileceklerini gösteriyor. Böylece geleceğe dönük demokrasi umutlarımız artıyor.Yürüyüş boyunca dört çift ayakkabı eskiten Kemal Kılıçdaroğlu'nun, ayaklarındaki tırnak dökülmelerine aldırmadan artan bir tempoyla ve sadece “Hak, hukuk, adalet” diyerek ve hep gülümseyen ifadeyle yürümesi, ondan bu düzeyde bir performans beklemeyen, taraflı tarafsız herkesin takdirini topluyor. Bir ara yol kenarındaki kalabalık arasından bir kişi fırlayıp Kılıçdaroğlu'na “Bu memlekete bir çivi mi çaktın da yürüyorsun” diye bağırıyor. Kemal Bey öfkeli gence alkışla karşılık veriyor. Beklediği tepkiyi göremeyen öfkeli protestocu bu kez avazı çıktığı kadar haykırıyor: “Söyle, bu memlekete bir tek çivi çaktın mı?..” Kılıçdaroğlu'nun alkışa ve gülümsemeye devam etmesi eylemci genci adeta çileden çıkarıyor. Yağmur, soğuk ve 40 derece sıcak demeden, her türlü hava koşulunda kortejin yanı sıra yürüyerek provokatörlere göz açtırmayan polislerden biri, kendisini kucaklayıp götürürken, arkamızdaki bir sesin “Senin desteklediğin iktidar çakılacak çivi mi bıraktı? Memleketin çivisini çıkardı!” demesi, kortejdekileri kahkahalarla güldürüyor.
…***
Cevher İlhan, Yeniasya gazetesinde, ““Adaletin mâhiyeti zulme çevriliyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“OHAL KHK’larıyla, hiçbir hukuk sisteminde emsaline rastlanmayan bir pervâsızlıkla kendinden menkul “MİT raporları”yla yüz binlerce kişi haksız ve hukuksuz emr-i vakilerle kamudaki işlerinden atılmış, on binlerce insan aylardır tutukluluk haliyle hürriyetlerinden edilmiş.15 Temmuz sürecinde çıkarılan 11 KHK’yla 102 bin 551 kamu personelinin görevinden ihrâç edildiği resmen duyurulmuştu. En son Adalet Bakanı’nın açıklamasıyla, 168 bin 801 kişiye adlî işlem yapılmış, 615’i gözaltında, 50 bin 504 tutuklu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kısacası, OHAL de olsa hukuka ve yasalara uygun olması gerektiği gerçeği bir tarafa bırakılarak, Meclis’in hükûmete verdiği geçici KHK yetkisi istismar ediliyor. Yargı bir nevi siyasî iktidarın güdümüne sokulmuş; hukukun temel kurallarının başında gelen “suçun şahsiliği”, “mahkemece suçluluğu ispat edilinceye kadar herkes suçsuzdur ‘mâsumiyet karinesi” ile “suç ve cezânın geriye işlemeyeceği” esasları hiçe sayılıyor.
O denli ki hâlen devam eden bir dâvâ duruşmasında bir hâkim yüksünmeden “Benim için bu dosyanın bir önemi yok! MİT’ten gelen liste benim için önemli” diyerek hukuku “jurnal”e feda edebiliyor. Çoğu isimsiz-imzasız sahte ihbarlı, sanıklardan ve avukatlarından gizlenen gizli MİT raporlarıyla hazırlanan hukukî geçerlilikten yoksun KHK’larla mağduriyetlere yenileri ekleniyor.
Aslında Cumhurbaşkanı’nın “At izi it izine karıştı” çıkışıyla hiç ilgisi olmayan insanların yaftalandığını söylemesi, Başbakan’ın “Kurunun yanında yaş da yanıyor, listelerde kimlerin yer aldığını haber olunca öğreniyoruz” serzenişi ve Adalet Bakanı’nın “kurunun yanında yaşın yandığını, ilgisiz vatandaşların suçlandığını” nazara verip, “Herkes eline kılıcı alıp şu FETÖ’cü, bu FETÖ’cü’ diye kesmeye bakıyor” ikrarıyla hâkim ve savcı adaylarına “mâsumiyet karinesi’ne ve insanların lekelenmeme hakkına saygı duymakla âdil yargılamaya dikkat çekmesi, yargının içine düştüğü vartanın örtülü itirafı oluyor.
15 Temmuz dâvâlarını takip eden hukukçular, hukuksuzluğun OHAL’le meşrûlaştırılmasıyla her ihbardan rastgele gözaltı ve tutuklama çıkarmanın adâlete güveni büsbütün sarstığını ve “darbe girişimi”yle mücadeleye zarar verdiğini uyarıyorlar.