Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: BM İsrail'in yeni yerleşim planını kınadı
Aydınlık:
15 Temmuz afişleri tartışma yarattı
Yeniçağ:
Bankacılık sistemi uluslararası kurallara veda etti
Sözcü:
Savcı, Arınç’ın damadı için ‘FETÖ abisi’ dedi!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Deniz Kavukçuoğlu, 12 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Liderliğe yürüyüş”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, “İstanbul’a yürüyeceğim” dediğinde pek çok kişi buna inanmadı. İnanmamalarına Kılıçdaroğlu’nun 70’e dayanmış yaşını, vücudunun hamlığını, dağ tepe yaklaşık 450 kilometrelik yolun uzunluğunu gerekçe gösterdiler. 15 Haziran günü, Ankara Güven Park’tan yola çıktığında da hâlâ inanmayanlar vardı. “Yarı yolda bırakır!” diyorlardı. O yılmadı. Gerek yakın çevresinden gerek AKP Genel Başkanı’ndan, gerek Başbakan’dan, gerekse AKP sözcülerinden ve yandaş medyadan gelen eleştirilere, akılla, mantıkla bağdaşmayan suçlamalara kulak asmadı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
25 gün süren yürüyüşün her etabında kendisine her kesimden binlerce muhalif eşlik etti. AKP kurucularından Abdüllatif Şener, eski AKP milletvekili Fatma Bostan’dan İslami kesimin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Cihangir İslam’a, çok sayıda gazeteci, yazar ve sanatçıdan Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’a, yüzlerce sivil toplum örgütünden HDP milletvekillerine kadar birçok kişi ve kuruluş temsilcisi “ADALET” başlığı altında gerçekleşen bu yürüyüşe katıldı. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Haziran günü CHP Genel Başkanı olarak başladığı/başlattığı yürüyüşü 9 Temmuz günü Maltepe mitinginde yalnızca partisinin değil büyük ölçüde parlamento dışı muhalefetin de lideri olarak noktaladı.Bu yürüyüş toplumumuzun solan umutlarını yeniden yeşertti. İnsanlarımıza, “İktidar mı? Neden olmasın!” duygusunu kazandırdı. Farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin ortak bir amaç doğrultusunda birleşebilirliğini gösterdi. Bu yürüyüşle birlikte 16 Nisan Referandumu’nda alınan yüzde 48.5 oranındaki muhalif oyun bu tür akıllı kitlesel eylemlerle yükselebileceği gerçeği de görülmüş oldu. Kısacası değerli arkadaşımız Orhan Bursalı’nın son yazısının başlığında ifade edildiği gibi topluma, “Evet, iktidar olabiliriz… duygusu yerleşiyor”. Bundan böyle çabalarımız bu duyguyu pekiştirme yolunda yoğunlaşmalı. Bu arada gerek Cumhurbaşkanı gerekse Başbakan’ın bu yürüyüşe ilişkin suçlamaları toplumda karşılık bulmadı. Anlaşıldı ki toplum bu tür suçlamalar kimden, hangi kattan gelirse gelsin artık pek ciddiye almıyor.
…***
Fatih Polat, 12 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “İftira manşetleri”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“Büyükada’da 5 Temmuz’da polis baskını ile gözaltına alınan ve dün gözaltı süreleri 7 gün uzatılan insan hakları savunucularıyla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklama ve iktidar medyası tarafından günlerdir atılan manşetlere bakıldığında, suç icat etmeye yönelik bir algının organize bir biçimde iktidar eliyle inşa edilmeye çalışıldığını görüyoruz.Akşam gazetesinde 7 Temmuz’da Levent Albayrak imzasıyla ve ‘Tertip komitesi Büyükada’da’ başlığıyla manşetten yayınlanan haberde, “Kılıçdaroğlu İstanbul’a yaklaşırken, sinsi plan deşifre oldu, yeni Gezi provokasyonunun hazırlandığı belirlendi” ifadelerine yer veriliyor. Yani Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ile insan hakları savunucularının toplantısı arasında kurgusal bir bağ ile çift taraflı bir itibarsızlaştırma yaratılmaya çalışılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Henüz savcı karşısına bile çıkarılmamış insan hakları savunucuları hakkındaki bu haberde, bu kişilerin bırakılma ihtimali zaten dönemin iklimi nedeniyle kolaylıkla gözardı edilirken, suçlanan kişilerin kendilerine ya da kurumlarına ulaşarak onların görüşlerine de başvurma yönündeki gazetecilik ilkeleri de kasıtlı bir biçimde ihmal ediliyor. Akşam gazetesinde 8 Temmuz’da Muammer Başkan imzası ile ‘Harita üzerinde yakalandılar’ başlığıyla yayınlanan haberin alt başlığı da şöyle: “Büyükada’daki sır toplantıya katılanların önlerinde açılmış büyük bir Türkiye haritası üzerinde kaos planı yaptıkları sırada yakalandıkları belirlendi.” Manşette kullanılan fotoğrafta ikisi erkek, biri kadın üç kişi yüzleri belli olmayacak biçimde karartılmış ve ajan filmlerindeki gibi esrarengiz bir hava verilmiş olarak masadaki bir Türkiye haritası önünde çalışıyorlar. Ve spot: “Şüphelilerin, masadaki harita üzerinde İstanbul’dan başlayıp Türkiye geneline yayılacak yeni bir Gezi olayını organize ettikleri tespit edildi.”Öncelikle manşete konulan fotoğraf bir mizansen görseli mi, yoksa gerçek mi, sorusunun yanıtı hakkında ancak yorum yapabilirsiniz. Çünkü bu karartmalı görseldeki 3 kişi gerçekten o toplantıdaki kişiler mi anlayamıyorsunuz. Gerçek fotoğraftan öte, algı inşa etmek üzere dijital olarak oluşturulmuş bir görsel de olabilir. O toplantıya katılan ve gözaltına alınan Özlem Dalkıran’ı 10 yıldır tanıyan, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser ile de iki kez röportaj yapmış bir gazeteci olarak, yöneltilen suçlamaların gerçekle hiçbir ilişkisi olamayacağına dair kanımı da bir kenara koyarak devam edeyim. Şu ana kadar Gezi’nin gerçekten organize edilerek, herşeyi ile öngörülebilir bir sosyal hareket olarak ortaya çıktığını ileri süren aklı başında bir yazar, siyaset bilimci ya da sosyolog oldu mu?Bu manşeti atan Akşam gazetesi yönetici ve editörleri ile haberde imzası bulunan Muammer Başkan’ın, gözaltındaki kişilerle ilgili ‘masumiyet karinesi’ kriterlerini tamamen gözardı etmiş olması nasıl bir gazetecilik etiği ile açıklanabilir? Savcı dahi görmemiş insanları böyle bir manşetle hedef haline getirmek, onlara dair suç algısı oluşturmak ve yargının vereceği kararın da zeminini döşemekten başka nasıl açıklanabilir?Akşam gazetesinin 9 Temmuz tarihli manşeti de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gözaltındaki insan hakları savuncularına dair yaptığı, “15 Temmuz’un devamı niteliğindeki bir toplantı” açıklamasından oluşuyor. Erdoğan’ın insan hakları savunucuları için kullandığı bu söylem, aynı konuşmada, 6 milyon kişinin oyuyla seçilmiş olan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a “terörist” demesi ya da gazeteci Deniz Yücel’i ‘ajan’ ilan etmesi ile uyumlu bir nefret söyleminin unsurları olarak karşımıza çıkıyor. Akşam gazetesi de bu söylemin kitleler nezdinde yeniden üretilmesini, gazeteciliğin mesleki ilkelerini ayaklar altına alarak yeniden üretiyor.
…***
Esfender Korkmaz, 12 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Faiz serabı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“1979 yılında enflasyon oranı yüzde 60 idi. Buna karşılık mevduat faiz oranı yüzde 20 ve Merkez Bankası reeskont faiz oranı da yüzde 10.75 idi.Bankaya yüz lira yatıranın bir yıl sonra nominal olarak eline 120 lira geçiyordu. Ancak yüzde 60 olan enflasyondan sonra reel değer olarak, başka bir ifade ile satın alma gücü olarak elinde 75 lira kalıyordu. Yani bir yıl önce yüz lirası ile 20 kilo et alıyorken, faizle birlikte eline geçen 120 lira ile artık 15 kilo et alabiliyordu.1979 yılını örnek verdim... Zira o yıl yaşlı bir tefeci bana, banka faizi yüzde 20, ben paramı yıllık yüzde 30 faizle veriyorum, dedi. Ben de yüzde 60 enflasyon var, kaybediyorsun dedim. Adam şaşırdı... İzah edince anladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
O dönemde sanayi kredileri de yüzde 30 dolayında idi.Yani bankaya mevduat olarak para yatıranlar eksi faiz aldıkları için bankaları zengin ediyordu. Yine yüzde 60 enflasyon varken Merkez Bankası reeskont faiz oranı yüzde 10.70 idi. Yani bir yandan da Merkez Bankası bankalara eksi faizle kaynak veriyordu. Bankalara adeta karşılıksız kaynak aktarıyordu.Bankalar ise bu paranın bir kısmını yatırım ve sanayi kredisi olarak veriyor ve sanayici eksi faizle kârlı duruma geçiyordu. İmalat sanayiindeki yatırım artışı ve büyüme bu sayede gerçekleşti.Bu kargaşa gelir dağılımını bozdu ve fakat kısmen de olsa sermaye birikimine yaradı.Bugün bedava para dağıtsan kimse yatırım yapmıyor... 1980 öncesi ekonomi istikrarsız bir ekonomiydi. Bugünkü ekonomik istikrar daha iyi ve fakat yetmiyor. Yatırım için hukuki altyapı kalmadı. Yönetime karşı güven sorunu oluştu.