Temmuz 15, 2017 08:43 Europe/Istanbul

Aydınlık: Yeni kararnameyle 7348 kişi memuriyetten atıldı

Birgün:

AİHM'den OHAL başvuruları ile ilgili kritik karar

Cumhuriyet:

AB'den 15 Temmuz açıklaması... Hukukun üstünlüğü vurgusu

Evrensel:

İdare mahkemesine OHAL ayarı: İmam hatip atamasını iptal eden hakimin başkanlığı alındı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Deniz Kavukçuoğlu, 14 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “15 Temmuz ve sonrası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“FETÖ’cü hainlerin askeri bir darbeye kalkışmalarının birinci yıldönümü. Ülkemiz ve toplumumuz 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece bu kanlı badireyi atlattı. Darbe girişiminin püskürtülmesinde darbecilere karşı kahramanca direnen devlete sadık ordu birliklerinin, askerlerin, Sayın Cumhurbaşkanı’nın çağrısıyla sokağa, meydanlara dökülen, canları pahasına tankların önüne dikilen insanlarımızın, TBMM çatısı altında el ele veren tüm siyasi partilerin, baskılara boyun eğmeyen medyanın büyük rolü oldu. Toplumca demokratik bir sınav verdik. Ta ki 20 Temmuz günü Olağanüstü Hal ilan edilip ardından peş peşe kanun hükmünde kararnameler yayımlanana kadar…Fethullah Gülen haininin ne menem işler karıştırdığı, başımıza ne tür çoraplar ördüğü 24.6.2004 tarihinden beri biliniyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İki ay sonra, 25.8.2004 günü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu 481 sayılı şu kararı çıkarmıştı: “Kurulun bu toplantısında; 24 Haziran 2004 tarihli MGK toplantısının gündem konularından biri olan ‘Türkiye’deki Nurculuk faaliyetleri ve Fethullah Gülen’ konusu gündeme gelmiş, yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması uygun görülmüş ve bu konudaki tavsiye kararının hükümete bildirilmesine karar verilmiştir.”

MGK’nin bu tavsiyesi Erdoğan hükümeti tarafından ciddiye alınmadı, rafa kaldırıldı. Tam tersine AKP iktidarı süresince kadro eksiklikleri Gülen yandaşlarıyla giderildi. Emniyete, yargıya, üniversitelere, tüm bakanlıklara Gülen cemaatinden insanlar yerleştirildi. Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu durumu yıllar sonra “Ne istediler de vermedik” sözleriyle açıklayacaktı.

Yargıya ve emniyete doldurulan cemaat üyeleri elbirliğiyle ülkemizin aydınlarına, yurtsever subaylarına karşı “kumpas davaları” örgütlediler. Yüzlerce masum insan yıllarca özgürlüğünden yoksun kaldı. Hastalıklar, ölümler, acılar… Dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan, “Ben bu davaların savcısıyım!” diyordu. Bu arada görevden alınan, ordudan ihraç edilen subayların yerine askeri şûra kararlarıyla “cemaatçi subaylar” yerleştiriliyordu. 2004 yılındaki MGK tavsiyesine uyularak Gülen Cemaatine karşı sözü geçen “Eylem Planı” hazırlanıp uygulanmaya başlansa ne çekilen acılar çekilir ne de ülkemiz kanlı bir darbe kalkışmasıyla karşı karşıya kalırdı.

Ne var ki AKP iktidarı bir türlü uyanamadı. Menfur süreci algılamadı, algılayamadı. Sayın Erdoğan, Fethullah örgütü tarafından düzenlenen Türkçe Olimpiyatlarının 10’uncusunda (24.6.2012) büyük bir stadyumda toplanan on binlerce kişiye ve televizyon başlarındaki milyonlara “gurbetin acılığını” anlatıyor, ad vermeden Fethullah Gülen’e çağrı yapıyordu: “Bu sıla hasreti bitsin istiyorum. Bitsin diyelim.” Bu çağrı muhatabı tarafından reddedildi. Bir yıl sonra 17/25 Aralık tarihlerinde düzenlenen “Yolsuzluk ve Rüşvet” operasyonunu düzenleyenlerin cemaat üyesi savcılar ve güvenlik güçleri olduğu anlaşılınca “devleti ele geçirme süreci” AKP iktidarının kafasına nihayet “dank” etti. “Hocaefendi” sözcüğü yerini “hain”, “alçak”, “soysuz” gibi sıfatlara bıraktı. 15 Temmuz 2016 sonrası AKP iktidarı ihanete uğramışlığın, aldatılmışlığın hınç ve öfkesiyle FETÖ’nün üzerine abandı, on binlerce zanlı tutuklandı. Buna bir itirazımız yok! Fakat iş çığırından çıktı. FETÖ ile uzak yakın ilgisi olmayan binlerce akademisyen, sanatçı, gazeteci, Kürt politikacılar, her kesimden muhalif insan da demir parmaklıklar ardına atıldı. 15 Temmuz sonrası ülkemizde yeni bir demokrasi sayfası açılabilirdi. Hevesimiz kursağımızda kaldı. Yazık!..

…***

Ahmet Yaşaroğlu, 14 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “Bir yıl sonra!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Darbe girişiminin birinci yıl dönümü. Halkın da katılımıyla bir darbe engellendiğinde doğal olan ülkede siyasi demokrasinin gelişip, güçlenmesidir. Ama az çok politika ile ilgilenen, ülkede olup biteni takip eden sağduyulu hiç kimse sürecin böyle geliştiğini ileri sürmeyecektir. Darbeci güçlerle hesaplaşma adına 21 Temmuz’da OHAL ilan edilmişti. O zaman OHAL ilanı bu köşede “halka karşı darbe” olarak değerlendirilmişti.OHAL ve KHK’lerin gücüyle sadece darbeye katılmış olanlar hedefe konulmadı. Tüm muhalefet hareketi ve demokrasi güçleri iktidarın hedefi oldu ve cumhuriyet tarihinin en büyük tasfiyeleri yapıldı. Başarısız darbe girişiminin engellenmesi demokrasiye yol vermek bir yana, tek adam, tek parti diktasının kurulması için basamak olarak kullanılmaya başlandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Normal koşullarda atılamayacak adımlar bu dönemde atıldı ve resmi MHP yönetiminin sınırsız desteği ile halen de bu yolda ilerlenmeye çalışılıyor.Ama bu arada başka bir gerçek de ortaya çıkmaya başladı. Erdoğan iktidarı darbe girişiminin tüm bağlantılarının, o dönemde yaşanılanların ayrıntılarının ortaya dökülmesini istemiyor, bir takım ilişkilerin gizli kalmasını istiyordu. Çünkü ortaya çıkan gerçeklerden anlaşılmıştı ki, iktidar darbe girişiminden önceden haberliydi, darbecilerin güçleri tartılmış, engellenebilecekleri hesaplanmış, işlerin “Allah’ın lutfü” doğrultusunda gelişmesi için tedbirler alınmıştı.Her halde bu satırlardan darbe girişiminin ve ona karşı mücadelenin küçümsendiği gibi bir sonuç çıkarılmayacaktır. Aksine iktidarın bu tutumuna karşın, darbeyi püskürtmek için çağrı yapmış olmak; demokratik, ilerici güçlere, sonraki süreçte iktidarın demagojilerini boşa çıkarma, halkın demokratik mücadelesini ilerletme konusunda güçlü bir dayanak olabilirdi. Ama demokratik ve ilerici güçler sıkıntılı bir süreçten geçtiler. Ardından gelen şaibeli referandumun sonuçları ve son olarak Adalet Yürüyüşü ve Mitingi demokratik muhalefetin toparlanmakta olduğunu ortaya koydu.

Artık gün gibi açıktır. Bu iktidar  ve kilit noktalardaki onun en üst düzeydeki bürokratları darbecilere yol vermiş, yüzlerce vatandaşın öldürülmesinin ve yaralanmasının sorumlusu durumuna gelmişlerdir. Şimdilerde soruluyor; darbe ihbarı yapıldığı halde komutanlar neden düğünlerdeydi? Neden olduğu açık değil mi? Denmiş oluyor ki, aman kuşkulanmayın, çıktığınız yoldan dönmeyin, rahatça adımlarınızı atın, iktidarımız parsayı toplasın!

…***

Esfender Korkmaz, 14 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Krediler ve vergi indirimleri, istikrarı bozdu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sanayi sektöründe satışları gösteren, Sanayi Ciro Endeksi 2016 yılında, yıllık ortalama olarak bir önceki yıla göre yüzde 6.9 oranında artmıştı. 2016 yılının Aralık ayından başlayarak söz konusu ciro endeksi aylık bazda artmaya başladı... Nisan ve Mayıs aylarında son yedi yılın en yüksek artışları yaşandı ve  geçen seneki aynı aylara göre sırasıyla yüzde 29.5 ve yüzde 26.1 oranında arttı. Sanayide ciro artışını, sanayi üretim artışı ve imalat sanayiinde kapasite kullanım oranı ile birlikte yorumlamak gerekir. Bu çerçevede Mayıs ayında  sanayi üretim endeksi de yüzde 3.5 oranında ve imalat sanayi kapasite kullanım oranı da yüzde 1.42 oranında arttı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Genel olarak bir değerlendirme yapmak gerekirse; Sanayi üretim endeksindeki artışın, ciro endeksindeki artıştan daha düşük olması, satışların bir kısmının stoklardan karşılandığını gösteriyor. Sanayicinin ciro artışının geçici olacağını düşünüyor ve üretimi artırmıyor, stokları azaltıyor. Sanayi üretiminde yalnızca üretim değerleri yer alıyor. Ciro endekslerinde ise artı satış hizmetleri de var. Bu nedenle de üretim ve ciro artışları daha farklı çıkıyor.  TÜİK, sanayi ciro endeksinde "Madencilik ve Taşocakçılığı" ve "İmalat Sanayii" kapsama almaktadır. Sanayi Üretim Endeksi'nde ise bu kapsama ilave olarak Elektrik, Gaz, Buhar ve İklimlendirme Üretimi ve Dağıtımı sektörleri yer alıyor. Artış devam eder mi? Etmez... Çünkü son altı ayda ciro artışının nedeni, Nisan ayındaki referandumdur. Referandum nedeniyle artan kredi hacmi ve kredilere devlet desteği devam etmeyecektir. Zaten, Bankalar Birliği Başkanı birkaç gün önce kredilerde daha dengeli adım atılacağı mealinde bir açıklama yapmıştı. Vergi indirimlerine gelince onlar da zaten süreli olarak yapılmış olan indirimlerdir. Üstelik verilen krediler yatırımlara dönüşmedi. Sabit sermaye yatırımları bu yılın ilk çeyreğinde yalnızca yüzde 2.2 oranında arttı. İnşaat dışında yeni yatırım da yapılmıyor. Dahası KOBİ kredileri daha çok önceki kredileri yenileme şeklinde oldu. Kredilerin daralması ve geri ödenmeye başlanması toplam talebin düşmesini hızlandırır. Sanayi malına olan talep de düşer.