Temmuz 16, 2017 08:43 Europe/Istanbul

Birgün: "AKP, Bahçeli'ye kontenjan sözü verdi" iddiası

Cumhuriyet:

Erdoğan: FETÖ'cüleri Guantanamo'da olduğu gibi tek tip elbise ile çıkaralım

Milli gazete:

Temel Karamollaoğlu: İhanetlerin en büyüğü 15 Temmuz

Yeniçağ:

İlker Başbuğ: 2002-2010 arasında MİT'ten bize hiçbir isim gelmedi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ali Sirmen, 15 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “15 Temmuz önlenebilirdi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Toplumun tepkisi sayesinde akim kalmış olan 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü.Başarıya ulaşmadığına şükrettiğimiz darbenin savuşturulmuş olmasına herkes gibi sevinirken, bir kez daha hepimize geçmiş olsun diyorum.İktidar blokunun olayları yanlış okuyan, bu yanlışları düzenlediği törenlere ve hatta Meclis konuşmalarının kısıtlanmasına kadar taşıyan tutumu darbe karşısındaki tavrımızı ve toplumun bütün kesimleriyle ona karşı durmasına desteğimizi etkilememelidir.Aynı şekilde darbe karşısındaki net tavrımız, kamuoyunun çok yaygın bir bölümünün yanıtını bulmaya çalıştığı soruları ve tereddütleri görmezden gelmemize de neden olmamalı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Fethullah Gülen’in, yollar ayrıldıktan sonra, FETÖ’ye dönüşen örgütü ile AKP’nin yıllar süren kol kola yol arkadaşlığını görmezden gelerek, Türkiye’de 15 Temmuz darbesiyle ilgili sağlıklı bir tanıda bulunabilmek mümkün değildir.

Bu, çok meşum sonuçlar verdiği sonradan herkesçe görülecek olan, yol arkadaşlığı olmasaydı, 15 Temmuz girişiminin de olamayacağı çok yazıldı çizildi.Bugün eldeki veriler, “eğer iktidarın göz yumması olmasaydı, 15 Temmuz darbe teşebbüsü de olamazdı” diyenleri doğrulamaktadır.

Kısaca görelim:Değerli gazeteci yazar Sedat Ergin son dönemlerde 15 Temmuz’a doğru giden yol, 15 Temmuz başarısız girişimi ve FETÖ ile ilgili olarak zihinlerde yeni soru işaretleri yaratan birtakım yazılar kaleme aldı ve belgeler sundu.

Bunlardan 5 ve 6 Temmuz tarihini taşıyan ikisinde 24 Haziran 2004’te toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nda Gülen cemaatinin oluşturduğu tehdit ve dış bağlantıları konusunda MİT ile Genelkurmay’ın yaptığı sunumlardan söz etmekteydi. MİT’in başında Şenkal Atasagun’un, Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda ise Hilmi Özkök’ün bulunduğu bu toplantı sırasında, Genelkurmay Başkanlığı’nın sunumu şu ifadelerle son buluyordu:

“F.Gülen grubunun bu gelişmeler paralelinde mevcut sistemle barışık görünerek, Devletin tüm kademelerinde kadrolaşıp, sistemi içten içe ele geçirmek suretiyle demokratik, sosyal hukuk devletini yıkarak, yerine yeni bir devlet düzeni kurma amacını gerçekleştirmek yönündeki faaliyetlerini hiçbir önlem alınmadığı takdirde arttırarak devam ettireceği değerlendirilmektedir...”

Demokratik, sosyal, hukuk devletini bu nitelikleriyle korumak ve savunmak amacını taşıyan bir iktidar, Genelkurmay’ın, içeriği MİT’in aynı toplantıda heyetin bilgisine arz ettiği 9 sayfalık sunumunda yer alan hususlarca da doğrulanan uyarıları karşısında ne yapar, daha doğrusu ne yapmalıdır?Her iktidarın, meşrebine, ciddiyetine ve amacına göre içeriğinin niceliği değişken olmakla birlikte, niteliği yani özü değişmeyen, yapılması gerekenler listesini bir an için bir yana bırakalım da dönüp bugün de işbaşında olan iktidarın ne yaptığına bakalım. Bu konuda açıklamayı aynı soruyu merak edip de dönemin Başbakan Yardımcısı Ömer Dinçer’in 2015’te yayımlanan “Türkiye’de Değişim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?” kitabının 123 ve 124. sayfalarında bulan Ertuğrul Özkök’ün 6 Temmuz 2017 tarihli yazısında görüyoruz. Özkök, Dinçer’in MGK’nın bu konuda önlem planı hazırlanması kararına karşı yaptıklarını aynen şöyle anlattığını belirtiyor:

“- Tavsiye kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra Başbakanımıza açtım ve gelen yazıyı DOSYASINA KALDIRMAYA karar verdik.

- Bu karar metni Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmadı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadı.

- Konudan MGK toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı ve onları endişeye sevk edecek bir sonucun doğmamasına özen gösterildi.

- Bütün toplumsal ve siyasal riski hükümet adına Sayın Başbakanımız, hukuki riski ise ben üstlenmiştim”. Bütün bunlara ek olarak herhangi başka bir açıklama veya yorumda bulunmama gerek var mı?

…***

Arslan Bulut, 15 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “15 Temmuz, TSK'dan intikam alma bayramı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“15 Temmuz afişlerine gelinceye kadar, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni aşağılamaya dönük bütün hareketlerin dökümünü veren Yılmaz Özdil'in önemli yazısından sonra, iktidar partisinden yeni itiraflar geldi!Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, "15 Temmuz, 27 Mayıs'ın intikamının alındığı gecedir. 12 Mart'ın, 12 Eylül'ün, 28 Şubat'ın intikamının alındığı bir gündür." dedi.Bu hesaba göre bir taşla beş kuş vurulmuş oluyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu satırlara yer veriyor:

…***

Hedef, 15 Temmuz bahanesiyle, bütün eski hesapları görmek miydi? Ayrıca, intikam kimden alındı? TSK'dan mı? Öyle ya, bahsedilen müdahaleleri yapan TSK idi! Bir okur, "Sayın Bulut, 15 Temmuz'da, 15 Temmuz'un neden bayram olmadığını, olamayacağını anlatan bir yazı yazınız" diye mesaj atmış. Yazayım ama 5 Temmuz'da yayınlanan "15 Temmuz'dan 29 Ekim çıkmaz!" başlıklı yazımı okumamış anlaşılan... Fakat Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan, "Çanakkale'den aldığımız cesaretle ve özgüvenle Kurtuluş Savaşımızı zafere taşıdık. 15 Temmuz bizim yeni Çanakkale'mizdir, Dumlupınar'ımızdır, Sakarya'mızdır. Elde edeceğimiz bir sonraki zafer, 2023 hedefine ulaşmaktır" dediğine göre, 15 Temmuz'dan alınan cesaretle, 2023'te "Yeni Türkiye Cumhuriyeti" kurulmak isteniyor.15 Temmuz işgal girişimiydi de AKP ne yapıyor?Bugün "15 Temmuz'dan kim faydalandı?" sorusuna verilecek cevap bellidir!15 Temmuz darbe ve işgal girişimi olmasaydı, Cumhurbaşkanlığı sistemi adı altında tek adam rejimi getiren Anayasa değişiklikleri gündeme getirilebilir miydi?Görünen köy kılavuz istemez! 15 Temmuz, iktidarını kaybetmek üzere olan AKP'yi kurtarmış, bir de rejim değişikliği yapma fırsatı vermiştir!İktidarın bütün sözcüleri, "kontrollü darbe" diyenleri FETÖ'ye hizmet etmekle suçluyor? Peki ama bu suçlamadan niçin bu kadar korkuyorlar?

…***

Mehmet Kara, 15 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Demokrasi kazansın”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“15 Temmuz darbe teşebbüsünün üzerinden tam bir yıl geçti. Tarihe “kara bir gün” olarak geçen bugünün, üzerinden geçen bir yıl içinde yaşanılan gelişmeler yıllara sığdırılamayacak kadar yoğun geçti, geçiyor.Meclis’e bombaların atıldığı, insanların üzerine helikopterlerden ateş açıldığı, istihbarat teşkilâtı, polis merkezi, Ankara emniyetine saldırıların yapıldığı, tankların ve zırhlı araçların sokaklarda milletin üzerinden geçtiği darbe teşebbüsü karşısında milletin gösterdiği duruş sayesinde girişim şükürler olsun püskürtüldü. Ancak bilânçosu ağır oldu. 246 kişi şehit olurken, 2 bin kişi gazi oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bütün darbeler, ara dönemler ve teşebbüslerde olduğu gibi Türkiye’nin demokrasi tarihine derin yaralar açıldı. Yıl dönümü dolayısıyla törenler, paneller yapılırken, bir yıl sonra bile darbe teşebbüsü ile ilgili sır perdeleri hâlâ aralanabilmiş değil. Yargılamalarda da bu sır perdesi aralanamıyor.

Geçen bir yıl içinde gözaltılar, tutuklamalar devam etti. Şu an sayısının her gün değiştiği tutuklamalar 50 binin üzerinde… Gözaltılar, yıl dönümünü andığımız şu günlerde daha hız kazanmış durumda.Teşebbüsün ardından onbinlerce memur önce açığa alınıp sonra mesleklerinden atılırken, oluşan mağduriyetler yüksek sesle dinllendirilemiyor. Bir korku ortamı hakim. Unutulmaması gereken şey adaletin korku ikliminde gerçekleşemeyeceği... Mağduriyetler dillendirilse bile mağdurların sesini duyan yok. Kamuoyunun da tepkisiyle Ocak ayında 7 kişilik OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’nun kurulmasına karar verilmesine rağmen, komisyon daha önümüzdeki Pazartesi günü müracaatları almaya başlayacak.FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında kamudan ihraç edilen 105 bini aşkın asker, polis ve memurun itirazları ile kapatılan 5 bin dolayındaki dernek, vakıf, şirket gibi tüzel kişilikler için yapılacak başvuruları değerlendirecek OHAL Komisyonu’na doğrudan başvuru yapılamayacak. Başvuru valiliğe ya da son görev yapılan kuruma yapılacak. Valilik, başvuran kişiye 15 gün süre verecek. Komisyonda açık oylama yapılacak ve oylamalarda çekimser oy kullanılamayacak. Komisyonda karar almak için 4 oy yeterli olacak.Komisyonun 105 bin dosyanın altından nasıl kalacağı ise merak konusu…