Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP'li Gürsel Tekin, 'Adalet Yürüyüşü'ne ilişkin anket sonucunu açıkladı
Yeniasya:
Tekirdağ'da 'ByLock' operasyonu: 115 gözaltı
Yeniçağ:
Türkiye'nin Alman milletvekillerinin Konya'daki askeri üste bulunan Alman askerlerini ziyaret iznini iptal etmesi, Alman siyasetinde farklı yankılar uyandırdı.
Milli gazette:
'Doğan Medya'yı işgal davası' başlıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen, 16 Temmuz tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “15 Temmuz darbesini önleyen neydi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidarın, 15 Temmuz girişimini, bunu yüreklendiren tutumları olduğu kadar, olayların seyrini, o gün çeşitli kurum ve kişilerin tavırlarını ve nihayet darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasını sağlayan etkenleri yanlış değerlendirdiği görülüyor. Burada bir yanılmanın mı, yoksa kasten yanıltmanın mı söz konusu olduğu, ayrı bir inceleme konusu, bunu bugün tartışacak değiliz.İktidar bloku 15 Temmuz’da, FETÖ kadrolarının denetimini ele geçirdiği TSK’nin AKP’ye ya da diğer deyişle Tayyip Erdoğan’a karşı bir darbe teşebbüsünde bulunduğunu, bunun Tayyip Bey için canları dahil her şeylerini feda etmeye hazır AKP tabanının iktidara göğüslerini siper ederek, tankların üstüne tırmanarak, engellendiği görüşünü kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu noktada iki yanlış açık biçimde sırıtmaktadır. Her şeyden önce, darbe yalnızca AKP’ye ve liderine değil, ama aynı zamanda, “demokratik, hukuk devletine” karşı yapılmaktaydı.
Dün, bu konuda iktidarın daha 2004 Haziranı’ndaki Milli Güvenlik Kurulu toplantısından beri uyarıldığını, bu uyarı ve tavsiye kararının ise AKP tarafından hasır altı edildiğini yazmıştık.
Demek ki iktidarın okumasındaki birinci yanlış, darbenin hedefi konusundadır ve onun iddiasının aksine darbe yalnız kendisine değil, ama aynı zamanda hatta daha çok demokratik, sosyal, hukuk devletine yöneliktir. İktidar ise bu olaya, FETÖ’nün kendisini de tasfiyeye niyetli olduğunu iyice anlayana kadar seyirci kalmış, bütün uyarılara karşın tehlikeyi görmemekte, hatta gizlemekte ısrarcı olmuştur..
15 Temmuz’u okumadaki ikinci yanlış, darbenin sadece AKP tabanının direnişiyle akim bırakıldığıdır. Olaylar göstermektedir ki, AKP iktidarının uzun yıllar süren aymazlık mı, yoksa kasıt sonucu mu olduğunu şimdi tartışmayacağım, fütursuzluğu sayesinde TSK içinde FETÖ kadrolaşması ileri düzeye varmış olmasına karşın, ordu tümüyle darbeye katılmamış, FETÖ kadrolarının gözü dönmüş girişimine büyük çoğunluğuyla karşı çıkmıştır. TSK çoğunluğuyla sivil kamuoyunun tavrı bu noktada bağdaşmaktadır. Türk kamuoyunun büyük bölümü de darbeye karşı tutum benimsemiştir. Bundan önce yaşadığımız amacına ulaşmış darbe girişimlerinde, sivil halkın desteğinin ne kadar önemli bir rol oynadığı herkesin malumudur. Ne kadar hoşumuza gitmezse gitmesin, 12 Eylül 1980 sabahı ve izleyen günlerde Kenan Evren’in popülaritesinin nasıl tavanda olduğunu görmezden gelemeyiz. Ama 15 Temmuz 2016 günü darbecilerin sivil kamuoyu nezdinde böyle bir desteği yoktu.15 Temmuz günü Tayyip Erdoğan’ın darbecilere kararlılıkla ve cesaretle karşı koyduğu kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçektir. Tayyip Bey’in halkı sokağa çağırması da darbeyi engelleyen etkenlerden biridir. Ama darbeye karşı olan sivil kamuoyunun tümü Tayyip Bey’in tabanından oluşmuyordu.İşte 15 Temmuz 2016’da darbeyi akamete uğratan etkenler bunlardı.
…***
İhsan Çaralan, 16 Temmuz tarihli Evrensel gazetesinde, “Çok söylendi diye yalana inananların sayısı artmaz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Gazetelerin ön ve iç sayfaları, TV kanallarının çeşitli programları; haber kanallarının yerli yersiz her saati, reklam araları, meydanlardaki, caddelerdeki panolar, bilboardlar, mağazaların, marketlerin vitrinleri, duraklar, istasyonlar, akla gelebilecek, bir afiş asılacak büyüklüğe sahip her boşluk 15 Temmuz darbe girişimine karşı mücadelenin materyalleriyle süslü!Tabiri caizse, 15 Temmuz darbe girişiminin birinci yılında “Yer gök 15 Temmuz” yapıldı!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Öyle görünüyor ki, AKP propagandası ya da bu propaganda makinesinin başında her kim varsa, onlar; “Vermek istediğimiz mesajı, pek çok ağızdan ve birden halkın bilincini bombardımana tutarak verirsek, bizim istemediğimiz konuların tartışmasını önler, herkesi bizim söylediklerimizden başka gerçek olmadığına inandırabiliriz” diye düşünüyor olmalılar.
Bu yüzden “15 Temmuz darbe girişimini üstünden bir yıl geçtikten sonra bugün darbeye karşı mücadelenin neresindeyiz; bu mücadelenin doğruları ne yanlışları ne?” sorusuna akılcı ve gerçekçi yanıtlar vermek yerine, sabun köpüğü bir hamaset, klasik tekerlemelerden oluşan bir yol-tünel, vatan-millet, şehit, Malazgirt, Çanakkale, fetih-fütühat edebiyatı etrafında halkın duygularını istismar ederek ülke sorunlarını boğuntuya getirmek isteyen bir taktiği hayata geçirmeye çalışıyorlar.
Bunda kendi çıkarları açısından ve savundukları çizginin zayıflıkları nedeniyle kısmen haklı olabilirler! Ama şu da bir gerçek ki; eğer bu anlamı ve amacı tartışılacak sözleri ve tezleri, hiç durmadan, kulakları sağır, gözleri seçemez duruma getirecek kadar yinelerseniz; etkilemek istediğiniz yığınlar “Ne bu yahu gına geldi!” diyerek, kulaklarını ve gözlerini sizin propagandanıza kapatabilirler! Ki, bunun örneklerini kısmen de olsa; 7 Haziran seçiminde, 16 Nisan referandumunda, en son da Adalet Yürüyüşü’nde gördük. Devlet ve Hükümetin bütün imkanlarıyla tehdit, suçlama, engellemeyle de birleşen kara propagandaya karşın Adalet Yürüyüşü büyük bir katılımla sürüp, yüz binlerin mitingiyle tamamlandı. Ki, bunda bu kara propagandanın, tehdit ve şantajların azımsanmayacak bir rolü olduğu söylenebilir. Hatta Erdoğan ve izleyicileri, “Biz izin verdiğimiz için yürüyüş ve miting başarıldı” demek yerine; “Bizim suçlamalarımıza, propagandamıza duyulan tepki olmasıydı bu yürüyüş de miting de bu kadar güçlü olmazdı” deseler daha haklı ve gerçeğe yakın bir şey söylemiş olurlar.
Ama, iktidarın 15 Temmuz’daki saldırıları, halka yönelik katliam yapanları bir efsaneye dönüştürüp, kendi istedikleri rejim için halkı inandıracakları efsane ve kadrolarını kazanacakları bir ideoloji biçimlendirmek için kullananların bu sözlerden anlayacakları bir şey yoktur. Onlar, “Madem bizim sesimizi yeterince duymak istemeyenler var, o zaman daha yüksek tonda daha çok gürültü çıkarmada ısrar edeceğiz” diyerek kendi yollarında yürüyecek görünüyorlar.
…***
Arslan Tekin, 16 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Darbenin öğrettikleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Halk darbeye direndi. Darbenin önüne geçilmesinde R. T. Erdoğan hayatî rol oynamıştır.Darbeyi akîm bırakan bir kesim de gazeteciler! Top gümlemeleri, mermi vızıltıları arasında olup bitenleri haber verdiler, ülkede halkın birliği için yayın yaptılar, bir bakıma direnişi örgütlediler. R. T. Erdoğan'ın "Sokağa inin!" çağrılarını bütün dünyaya duyurdular.
7 Ağustos'ta Yenikapı Meydanı'nda, millî birlik mitinginde, üç siyasî partinin genel başkanı konuştu. Darbe çok acı bir ders. 249 insanımızı verdik. Darbecilerden ölenlerin tam sayısını ise bilmiyoruz.Yaralımız 2 binden fazla. Darbe kimin aklına gelirdi?!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir kafayı yemişin ardından gidenler adamın iç yüzünü görünce, çok dövündüler. Ama ne çare? Çok insan onun yüzünden işinden atıldı. Çok insan hapse tıkıldı. Darbe teşebbüsünün birinci yıldönümünde yine ihraç: 7 bin 563 aile daha şokta. Hakikaten bunlar darbeye karıştılar mı? Hakikaten bunlar suçlu mu?İhraç listelerinin çıkarıldığı gecenin gündüzünde R. T. Erdoğan, şöyle demişti:"Sordukları şu: İşte bu kadar kişi işinden edildi. Gitsinler özel sektörde çalışsınlar. Bize ne? Onu mu düşüneceğiz bir de. Devlet mi besleyecek bunları. Devlet besledi devlete ihanet etti bunlar."Suçlu cezasını çeksin. Ya ülkemizde yüzlercesi bulunan tarikat-cemaatin mensupları gibi mensubuysa, kapısından geçmişse, selâm vermişse... Bir kıstas konması gerekmez mi?Referandumda "evet" için çalışmış, son KHK ile işinden atılmış biri yazıyor: "Niye atıldığımızı söyleyin bari. Hiçbir açıklama yok. Adalet mi var bu ülkede."Özel sektörün iş verebileceğini düşünebiliyor musunuz? Korku dağları bekliyor.Darbecilerin devleti yıkıma götürecek güce erişmesi için önlerini açan mevcut iktidar değil mi?Ne söylesek boş. Herhâlde, "O zaman güçlendirdik. Cemaat'e yönelmeleri için insanların önlerini açtık. Şimdi açlığa mahkûm ediyoruz." diyorlardır.Devlet insanları illegaliteye itemez; sonra başka arızalar çıkar.