Temmuz 19, 2017 08:52 Europe/Istanbul

Birgün: Uluslararası Af Örgütü: Türkiye kırmızı çizgiyi aştı, rejim artık saygın değil

Cumhuriyet:

CHP, AİHM'e başvurmuştu... Karar açıklandı: Sınırsız dinleme kararı hukuksuz

Yeniçağ:

Saray'ın anketçisinden "YENİ PARTİ" çıktı

Yurt:

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu "Sokakta adalet aranmaz" diyen Erdoğan'a twitter hesabından yanıt verdi.

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Cevher İlhan, 18 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, “Maymuncuk gibi…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“En son 14 Temmuz tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 692 sayılı KHK’yle 7 bin 348 kamu personeli ihraç edilirken, Cumhurbaşkanı’nın, 15 Temmuz’un birinci senesinde MGK toplantısından iki gün önce yeniden üç ay daha uzatılacağını ilân ettiği “OHAL bilânçosu” toplumu endişelendirip korkutuyor. Buna göre, devam eden topyekûn tasfiye furyasında son bir yılda 134 bine yakın kişi gözaltına alınmış. 50 bin 400 vatandaş tutuklanmış. “FETÖ’ bağlantısı” ile binin üzerinde özel vakıf, dernek, okul, dershane, sendika, üniversite, medya kuruluşu kapatılıp mal varlıklarına el konularak devlete devredilmiş. Bine yakın şirkete, firmaya kayyum atanmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu kapsamda Emniyette ihraçların 30 bini aşması, yargıda 5 bini bulan hakim ve savcının işlerinden edilmesi; Milli Eğitim merkez ve taşra teşkilâtlarında görev yapan “ irtibatlı” yaklaşık 34 bin kamu personelinin ihraç edilmesi, özel öğretim kurumlarında çalışan 20 bin 292 öğretmenin çalışma izinlerinin iptali ve 1424 özel öğretim kurumu ile 848 özel öğrenci yurdunun kapatılması vahametini ele veriyor.

Ne var ki “15 Temmuz etkinlikleri”nde akl-ı selim ve itidalle “darbe girişimi”nin perde arkasının ortaya çıkarılması yerine yine sapla saman karıştırılarak söz konusu dâvâlar sulandırılıp toptan tasfiyeye sürüklüyor.

Bu karambolda iktidara ilişik medyada bile hukuk içinde kalması gereken OHAL’in hukuksuzlukta pervâsızca istimaliyle “15 Temmuz soruşturmaları”nın sulandırılıp ıskartaya çıkarılacağı ikazları yapılıyor. On binlerin yargısız infazla tutuklandığı, yüz binlerin haklarının hukuk dışı işlemlerle gasp edildiği ve milyonların mağdur olduğu vartada “irtibat ve iltisak”la, “şüpheli” yaftasıyla hedef göstermenin, haysiyet kırıcı bir şekilde “terörist” olarak itham etmenin toplumda ciddi sosyal sorun ve sancılara sebebiyet vereceği belirtiliyor. O denli ki Sabah gazetesinden Dilek Güngör, “FETÖ’cü kurtarma borsası” başlıklı yazısında, “Bank Asya’da parayı yöneteni çıkar, gariban öğretmeni karı-koca içeride tut. Damatları bırak, kermesçi teyzeleri topla” tesbitiyle çarpıklığa dikkat çekiyor. Bu konudaki “Daha önce mahkûmun önem derecesine ve parasına göre serbest kalma maliyeti belirlendiği, kiminden 100 bin, kiminden 1 milyon, kiminden 10 milyon TL istendiği” vakıasını kaydedip, “İçeriden çıkarmak için akrabalarına ulaşan avukatlar, o kişilerle pazarlık görüşmelerine başlıyormuş. Fiyatta anlaştıktan sonra adım adım tahliye sürecine girişiliyormuş. Artık mahkûmun serbest kalması için alınan para rüşvet çarkı içinde kaça bölünüyorsa...” değerlendirmesi çarpıcı. Özetle son on beş senede “herkesin ‘FETÖ’ye bir şekilde dokunduğu” belirtilerek “irtibat” ve “iltisak”la neredeyse bütün vatandaşların “suçlu” addedilip içeri atılmasıyla istismarı garabetinden bahsediliyor. Özellikle hukukun siyasî mülâhazalarla fedâ edilip vatandaşların yargılanmadan cezâlandırılmasıyla gerçek darbecilerin yargılanmaktan kurtulduğundan ve insan hakları ihlâllerinin toplumda ciddî rahatsızlıklara sebebiyet verdiğinden yakınılıyor. Kısacası, Diyanet İşleri eski Başkanı Ali Bardakoğlu’nun ifâdesiyle “İnsanlar kendi çıkarları, konumları, hesapları söz konusu olunca her türlü iftirayı atıyor, her yolu meşru görüyor. Artık FETÖ’cülük bir maymuncuk gibi, herkesin kendi konumunu güçlendirmek için ötekine doğrulttuğu bir silâh olmuş.” Herkesin aynı çuvala doldurulmasıyla soruşturmaların şâibe bulaştırıp sulandırıldığı vartadan Türkiye bir an evvel kurtulmalı…

…***

Taha Akyol, 18 Temmuz tarihli Hürriyet gazetesinde, “Adalet ihtiyacı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“OHAL Komisyonu nihayet çalışmaya başladı. Bürokrasi, ordu ve emniyetten, üniversitelerden atılmış insanlara nihayet başvuracakları bir kapı açıldı.Nihayet diyorum çünkü çok gecikti.OHAL Komisyonu 23 Ocak günü yayımlanan 685 sayılı KHK ile kurulmuştu. Aynı gün yayımlanan diğer KHK’larla 30 günlük gözaltı süresi 7+7 güne indirilmiş, 5 günlük avukatla görüşme yasağı kaldırılmıştı.Böylece Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin Türkiye hakkında karar alması önlenmişti.Keşke “Avrupa için değil, kendi vatandaşlarımız için” daha erken bir tarihte böyle bir komisyon kurulsaydı, değil mi?15 Temmuz gibi vahşi bir darbe girişimine karşı sert tedbirler ve kamuda çok geniş tasfiyeler yapılırken, “kurunun yanında yaşın da yanması” bir bakıma kaçınılmazdı.Fakat adaletin gereği, bunun bir an önce telafisidir.İşten atılma korkusunun üniversitelerde fevkalade ağır bir atmosfer yarattığını da belirtmek lazım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yargı yolları kapalı, Anayasa Mahkemesi “yetkim yok” diyerek kenara çekilmiş...Öyle bir ortamda hükümetin OHAL Komisyonu’na karar vermesi elbette olumluydu.Avrupa’nın hukuk çevrelerinde de hükümetin beklediği gibi iyi karşılanmış, AİHM Yargıcı Sayın Işıl Karakaş bunu Hürriyet’e açıklamıştı; fakat...Kararname’ye göre komisyona üye atamalarının “bir ay içinde” yani en geç 23 Şubat’a kadar yapılması gerekiyordu... İki buçuk ay gecikerek 16 Mayıs’ta üye atamaları yapıldı.Ve nihayet komisyona başvurular dün itibarıyla başladı.Arkadaşımız Oya Armutçu’nun haberine göre, OHAL Komisyonu’na 296 bin 350 başvuru yapılması, komisyonun bu kadar dosyayı inceleyip karar vermesi bekleniyor.Kaç yıl sürer? Ondan sonra yargıya gidilebilecek.Komisyon 7 üyeden oluşuyor. 200 kadar da tetkik hâkimi, hesap uzmanı, raportör görev yapıyor.

Yargının bağımsız ve tarafsız olması için anayasalarımızda hükümler var fakat hiçbir devirde yargı toplumun bu güvenini yeterince kazanamadı.Vesayet yargısı, cemaat yargısı, siyaset yargısı...İşte, HSK’nın oluşumu tamamen siyasi tercihlere bağlıdır.Kanunlar değişmeden de “suç tanımları” bu devirlere göre değişiyor!İşte, bazen bir şiir okumak, bazen bir haber yapmak, bir tweet atmak suç oluyor!Adalet sorunumuz kanunlardan önce maalesef güçlü-güçsüz sorunudur ve kültür sorunudur.Hukuku ve adaleti her türlü siyasetin, her türlü davanın, her türlü ideolojinin üstünde tutabilecek vicdanların gelişmesi adalet kültürümüzün gelişmesine bağlıdır.

…***

Emin Çölaşan, 19 Temmuz tarihli Sözcü gazetesinde, “İktidarın kurtarıcısı: OHAL”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'de 15 Temmuz 2016 günü bir darbe girişimi yaşandı. Sonuç darbeciler açısından hüsrandı. Ancak gelin görün ki aradan bir yıl geçmiş olmasına karşın şimdi bile her gün darbeyle, FETÖ'yle yatıp kalkıyoruz. Hükümet darbe girişiminden birkaç gün sonra “Olağanüstü hal” (OHAL) ilan etti. OHAL dediğiniz olay aslında bütün özgürlükleri kısıtlayan, askıya alan ve hükümete sonsuz yetkiler veren bir uygulama.Buna basın özgürlüğü dahil.Üstelik özgürlükleri kısıtlamak ve askıya almak son derece kolay!Şimdi her şey kararnamelerle yönetiliyor.Suçlu veya masum yüz binlerce kişi bu kararnamelerle açığa alındı, kamudan ihraç edildi, ya da tutuklandı.Cezaevleri tıka basa dolduruldu.OHAL olayının başka “özellikleri” de var! Yasama organını, başka bir deyişle Meclis'i devre dışı bırakıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kanunla çözülmesi gereken konular bir kararname ile uygulamaya konuluyor.Dolayısıyla Meclis, şu anda büyük ölçüde devre dışı.En önemli konular ve ülke sorunları tartışılmıyor, dikkatlerden kaçırılıyor.Hükümetten hesap sorulması, denetleme yapılması asla söz konusu değil.OHAL uygulamasının önemli bir sonucu daha var. Anayasal hak olan demokratik gösteriler yapılamıyor. Bunun tek istisnası Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara'dan İstanbul'a düzenlediği yürüyüş ve Maltepe'de yapılan görkemli miting oldu. Dış dünyadan ve içeriden gelecek tepkileri dikkate alan hükümet bu yürüyüşe karışamadı. Yasa uyarınca OHAL üç ay için getirilir, süre bitince yine üç ay için uzatılır.Şimdi dördüncü uzatma yapıldı, en az üç ay daha OHAL koşullarında yaşamak zorundayız.Sonrasında da kolay kolay kaldırılacağını hiç sanmam.Tahminimi sorarsanız, bir yıl daha OHAL geçerli olacak.Hükümet işin kolayını buldu, OHAL'li yaşamı sürdürdükçe sürdürecek! Meclis devre dışı, zorunlu olmadıkça kanun çıkarılmıyor, memleket kararnamelerle yönetiliyor, fikir ve ifade özgürlüğü dahil her şeye yasak getiriliyor. Ağzını açan içeri alınıyor. AKP iktidarı açısından ortalık güllük gülistanlık oldu. Sesi soluğu kesilen Türkiye,dikensiz gül bahçesine dönüştürüldü! OHAL, hükümetin kurtarıcısı oldu!Olmaya devam edecek.