Temmuz 25, 2017 08:56 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Kadri Gürsel'in savunması: FETÖ'nün adı henüz 'cemaat'ken AKP'yi uyardım

Aydınlık:

Danıştay saldırısı, doğrudan FETÖ işi

Birgün:

Yeni ‘operasyon’ seçim sistemine

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Bülent Falakaoğlu, Evrensel gazetesinde, “Yeni kabine, devletçilikten piyasaya mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hükümet geçtiğimiz hafta kabine değişikliğine gitti. Kabine değişikliğinin AKP siyaseti açısından ne anlama geldiğine dair bolca analiz yapıldı. Ekonomi kurmaylarına dair tespitler adeta havada uçuştu.Uluslar arası sermayeye güven veren... Türkiye’nin yeni ‘milli’ hamlelerini yönetebilecek cinsten... Tartışmaların odağında iki isim var. Biri uzun süredir ekonomi yönetiminin sorumluluğunu taşıyan Mehmet Şimşek. Diğeri ise Nurettin Canikli.Şimşek yine ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı.  Ekonominin ve hükümetin dış dünyaya açılan penceresi olarak görülüyor. Özellikle dış ekonomik ilişkilerde güvenilen bir isim olması nedeniyle onun görevinde kalması uluslararası sermayeye ‘selam çakmak’ olarak analiz ediliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Kredi Garanti Fonu’ndan, devlet garantisinde şirketlere 150 milyar lira dağıtılmasının öncülüğünü yapmış... Ve böylece dışarıdan çok daha fazla hükümetin ve yerli sermayenin alkışını almıştı.Yabancı para neden daha yatırıma gelen değil de daha çok ‘voleyi’ vurmaya gelen sıcak para. Neden Mehmet Şimşek’e güvenip kalıcı olmuyor?

Peki ya... Yabancı paraya güven vermenin, bu ülkenin işçileri ve emekçileri açısından karşılığı ne? Şimşek’le beraber ekonomi kurumlarının sorumluluğunu üstlenen Canikli’nin Savunma Bakanlığı’na kaydırılması da çokça tartışıldı.

Yeni sürecin işareti olarak yorumlandı.Özetle şöyle denildi:“Canikli, iktisadi doktrin olarak piyasacı değil, devletçi bir bakış açısına sahiptir.Devletin planlamasına dayalı kumanda ekonomisine inanır. Özel şirketleri Ankara’daki bürokratların yönlendirmesi gerektiğini düşünür.TMSF’nin elindeki şirketlerin özelleştirilmesine karşıdır.İş adamlarına mesafeli ve soğuk, bürokrasiye ve memurlara yakındır.Canikli’nin gidişi ‘piyasacı anlayışın’ önünün açılmasıdır.” 

Duyan da, ortada bir devletçiliğin olduğunu düşünür. Bugüne kadar 150 milyar doların üzerinde özelleştirme gerçekleştiren AKP mi devletçiydi? Kalan tüm kamu kuruluşlarını Varlık Fonu’na rehin veren AKP mi devletçiydi? Ürünlerinin fiyatı, gübre, ilaç, mazot parasını karşılamayan çiftçiyi... İthalatın önünü açarak cezalandıran hükümet mi devletçiydi?İşçileri koruyan bütün yasaları patronların lehine esneten AKP mi...Ülkeyi ucuz emek cennetine çeviren AKP mi...Lakin AKP’nin uyguladığı bir devletçilik de var ve o hiç değişmedi.O anlayışın iki ayağı var.Birincisi...Vatandaştan bolca vergi toplamak. İkincisi, kamu kaynaklarıyla yandaş sermayeyi palazlandırmak.. AKP iktidara geldiği ilk yıl devlet milli gelirin yüzde 31’i kadar vergi topluyordu. Şimdilerde yüzde 41. Milli gelir büyürken vergi oranının artması büyük bir gelire işaret ediyor. Lakin iktidar kamu arsalarını ranta açtığı gibi bu geliri de yandaşa açtı.

…***

Remzi Özdemir, 24 Temmuz tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Sigorta şirketine teslim olmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'de kimse farkında değil ama büyük bir sigorta sorunu yaşanıyor.Zorunlu trafik sigortası tartışması ile başlayan sorun en son İstanbul'da yaşanan büyük sel felaketi ile zirveye çıktı.Sigorta şirtekleri önce trafik sigortasında fiyatların serbest bırakılması ile fiyatları adeta tavan yaptırdı. Gerekçeleri zarar ediyor olmalarıydı. Hükümet hemen el attı. Fiyatlar tıpkı et ve gıda fiyatında olduğu gibi yine de yükseldi. Bugün bir aracın trafik sigortası kaskodan daha da pahalıya kesiliyor. Tabii ki yaptırabilirsen...Dahası o sigorta poliçesini kestirebilecek sigorta şirketi bulursan.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Nedeni tavan taban fiyat uygulaması.Sigorta şirketleri adeta devlete meydan okuyor: Fiyatıma karışma bak yapmam diyor.Kendine göre haklı!  Serbest piyasa ekonomisi var.Gerçekten  devlet karışmamalı mı?Tabii ki hayır! Burası Afrika'nın bilmem ne cumhuriyeti değil.Elbette devletin eli üstünde olacak. İstediğin gibi at koşturamazsın. Fiyatını da faaliyetini de denetleyecektir.Al sana sel felaketi. binlerce araç sel sularında kaldı. Hasar büyük.Sigorta şirketleri başladı mızmızlanmaya. Yok sadece park halindeki hasarı öderim. Yok bu yağmur suyu mu yoksa şehir şebeke suyu mu analiz isterim gibi onlarca bahane. Sırf kapsam dışı tutmak için.Poliçede  sel riski olamsına rağmen  sigorta şirketleri yolda kalan araç sahiplerini kötü niyetli olmakla suçladı. Yani sigorta şirketinden para almak için kasıtlı olarak sel suyuna sürmek.Daha akla mantığa gelmeyecek nice bahaneler. Binlerce vatandaş mağdur. Hükümet ise halen sorunu çözeceğini açıklayıp duruyor. Tıpkı dünyada gıda fiyatları düşerken bizde yükselmesine tedbir alacakları gibi. Adamlar 16 yıldır iktidardalar ve 16 yıldır ev ve gıda fiyatları yükseliyor. Bu arada ilginçtir fiyatlar yükselirken çiftçi bankaya borçlarını ödeyemediği için batıyor.Böyle garip ülke böyle garip hükümet.Bir önceki Tarım Bakanı  açıklama yaptı: Et fiyatlarını 5 firma yükseltiyor..O zaman sorunu çöz. Madem fiyatları manipüle edenleri buldun sorunu da çöz. Devletin mühürü sizin elinizde. Çözemiyor halka şikayet ediyor.İşte sigorta da böyle bir şey. Yabancıların kontrolündeki sigorta şirketleri Türkiye'de at koşturuyor ve hükümet çaresiz seyrediyor. Faturayı ise yine her zaman olduğu gibi halk ödüyor.Sigorta şirketleri şu anda sırtlarını yine yabancı bankalara dayamış durumdalar. Yani Türk halkını soyuyorlar.  Saçma sapan hiç bir zaman riske dönüşmeyecek dönüşse bile kaşının üstünde kara var diyerek kıvıracakları  poliçeleri satıp duruyorlar. Yüzde 40'nı da bankalara kar olarak veriyor.Alan memnun satan memnu. Mağdur olan ise ağlayıp dursun.Hükümet sigorta şirketleri konusunda sınıfta kalmıştır. Hazine bu konuda bilgisiz ve beceriksizce davranmıştır. 

…***

Mehmet Kara, 24 Temmuz tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Siyasetin adaleti yok”muş!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““2019 seçim kabinesi” olarak yorumlanan yeni Bakanlar Kurulu listesi Erdoğan’ın onayından sonra göreve başladı. Partisinden ihraç edilme pahasına AKP hükümetlerinde bakan olan Tuğrul Türkeş’in kabine dışı kalması sürpriz olarak değerlendirildi.Her iktidar milletvekilinin hayali bakan olmaktır. Bakan olmak istese de, yakın çevresi dışında kimselere söylemeyen vekiller olduğu gibi neredeyse her kabine değişikliği öncesi ve sonrası bakan olmak istediğini yüksek sesle dillendiren Burhan Kuzu gibi vekillerimiz de var.Bakanlar Kurulu’nun kabine revizyonunun açıklanması üzerine gazeteci Ersoy Dede Twitter hesabından “Olsun be Burhan Hocam” diyerek Kuzu’ya göndermede bulunması üzerine Kuzu, manidar bir cevap yazdı: “Ersoy, siyasetin adaleti yok. Ne yapalım Allah’a havale ediyorum.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bakalım Bakanlar Kurulu listesini sunan Yıldırım ile bu listeyi onaylayan Erdoğan’dan bu siteme bir yorum gelecek mi?Tabiî burada Kuzu’nun “adaletsizlikten” bahsetmesini de not düşmek lâzım…İstanbul Milletvekili, AKP MKYK üyesi Burhan Kuzu yine sosyal medyada paylaştığı bir fotoğraf ile de gündemde…

“Hani hiç görmemiştin?” başlığı ile paylaştığı fotoğrafta Kılıçdaroğlu ile Gülen’in beraber otururken fotoğrafları görülüyor!

Sayın Kuzu bu fotoğrafı paylaştıktan sonra aslında fotoğraftaki gerçek kişinin Tayyip Erdoğan olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine paylaşımını kaldıran Kuzu, “Yeteri kadar kaldı ve amaç hasıl oldu. Hep onlar mı uyduracak biraz da biz uyduralım” diye yaptığı ‘montaj’ı savundu. Yani, fotoğrafın fotomontaj olduğunu Burhan Hoca da kabul etmiş oldu.

Meclis verilen aranın ardından tekrar toplandı. İlk iş olarak da OHAL’i 3 ay daha uzattı. Böylece 20 Temmuz 2016 tarihinde ilân edilen OHAL dördüncü kez uzatılmış oldu.Bu arada, OHAL ilân edildiği günden bu yana sakalını kesmeyen bir milletvekilinin sakalının boyu da 25 santimi geçti.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Olağanüstü Hal’in olumsuzluklarını anlatan Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, “Her seferinde OHAL uzatılsın diye el kaldıranlar beni gördükçe utansın diye sakalımın her teliyle her gün eylem yapıyorum. Umarım aziz milletimize yakışmayan OHAL bir an önce kaldırılır ve Türkiye’de hukuk işlemeye başlar” diyerek ikazını yapıyor.