Mart 14, 2016 09:38 Europe/Istanbul

Faik Akçay, Taraf gazetesinde “Yoksulu boğazlayıp zengini kollamak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Köroğlu, zenginden alıp yoksula dağıtmasıyla ünlenmiş bir ozandı. Türkiye, yoksuldan, dar gelirliden alıp zenginlere kaynak aktaran bir ülke durumundadır.Türkiye’de geniş yığınlar, ağır bir vergi yükü altındadır. “Eğer bir köşeye oturup gelirinizi, harcamalarınızı, doğrudan, dolaylı, KDV, ÖTV, konut, trafik sigorta, kasko, benzin, elektrik, su, telefon vb. cebinizden çıkan vergilerinizi hesaplarsanız kazancınızın yaklaşık yüzde 62’sini devlete vergi olarak geri verdiğinizi görürsünüz.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


...***


Türkiye vergi artışlarını en yüksek olduğu ikinci ülke durumundadır. “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) raporuna göre, 2012 ve 2013 yılları arasında vergilerin gayri safi milli hâsılaya oranında yüzde 2,2 artışla Portekiz ilk sırada yer aldı. Portekiz’i 1,7 artışla Türkiye, izledi.”


1991 yılında, Yönetim Kurulu üyesi gözüktüğüm bir şirkete, yapmadığı bir bildirim eksikliği nedeniyle 72 TL ceza kesilmiş. 24 yıl sonra, 2015 yılında Vergi Dairesi’ne bir işim düştüğünde, “vergi borcun var, ödemeden işlemini yapmayız” dediler. Yapmadılar.


Devlet, 72 TL alacağının 24 yıl arkasını kovalamış, bu borçla ilgili birini kıstırmıştı. Bunun için kullanılan görevliler, bunların bu işe ayırdıkları zamanlar, kullanılan araç gereçler, bu tutarda bir paranın alınmasına değer miydi diye düşünmek işe yaramadı. Sonuçta 966 TL’ye ulaşan bu borcu vergi affı kapsamında 375 TL olarak benden aldılar.


Devlet, 72 TL paranın yanında, “devletin elinden kurtuluş olmaz” algısının da arkasından koşmuştu.


…***


Emin Çölaşan, Sözcü gazetesinde, “İşlerine nasıl gelirse öyle”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“Allah memleketimizi bunların insafsızlığından, hele de başkanlık sisteminden korusun.Bütün devlet mekanizmasını ele geçirdiler. Eksik kalan varsa onu da başkanlık sistemi gelince tamamlamaya kararlılar.Yasama ve yürütme tümüyle onların elinde. Meclis bu iktidarın sopası. Beş dakkada Beşiktaş yöntemiyle işlerine gelen yasalar çıkarılıyor. Muhalefet partileri ağzıyla kuş tutsa sonuç değişmiyor.Yürütme derseniz, yüzde 100 kesinlikle onların egemenliğinde.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


Geriye kalıyor yargı.


Yargıyı da büyük ölçüde ele geçirdiler, siyasete alet ettiler ama tümünü değil… Çünkü Türkiye’de namuslu ve dürüst hakim ve savcıları yok etmeleri henüz mümkün olmadı.


Başlarında Demokles’in kılıcı asılı olsa bile onlar hukuktan sapmıyor, adalet adına direniyor.


Bu AKP’nin hükümetteki en üst düzey yetkililerinin ağzından defalarca duyduğumuz sözleri unutmak mümkün değil.


Yargı işlerine gelen, hoşlandıkları haksız ve taraflı bir karar verince koro halinde bağırmaya başlarlar:


“Ne yapalım, yargı kararına herkesin saygılı olması gerekir. Lütfen kimse yargıyı siyasete alet etmeye kalkışmasın. Bizim bağımsız yargıya müdahale etme hakkımız ve yetkimiz yok ki!..”


İşlerine geldiği sürece yargı bağımsızdır, asla müdahale edilemez!


Tutuklu iki gazeteci Anayasa Mahkemesi kararıyla tahliye edilince kıyameti kopardılar:


“Bu mahkemeye de, verdiği karara da saygı duymuyoruz. Karar yanlıştır. Davanın görüldüğü Ağır Ceza Mahkemesi bu karara uyarak onları nasıl tahliye etmiştir!..”


Yandaş medya günlerden beri Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ve tahliye doğrultusunda oy kullanan Anayasa Mahkemesi üyelerine açıktan sövüyor, alay ediyor ve suçluyor:


“Bunların çoğunu bizim iktidarımız seçti ama hayırsız çıktılar. Hem de hukuku çiğnediler. Bunlar cemaatçi. O yüzden tahliye kararı verdiler!..”


Uygulanan taktik aslında çok basit!


Hiç değilse bundan sonra çeşitli mahkemeler tarafından karara bağlanacak kritik davalar için yargıyı şimdiden korkutmak, sindirmek ve gözdağı vermek.Yüz kızartıcı bir uygulama.Can Dündar ve Erdem Gül’ün davası önümüzdeki günlerde Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek… O mahkemeye mesaj şimdiden veriliyor:


“Bak kardeşim, sen ilk duruşmada bu ikisini yeniden tutuklamalısın. Yoksa devleti yöneten iktidar olarak iki elimiz yakanızdan düşmez.” Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargıya da güç gösterisi yapılıyor:


“İlk anayasa değişikliğinde hepinizi görevden alırız, yerinize yeni üyeler seçeriz.” Türkiye’de yargı işte bu koşullar altında çalışıyor.


İşlerine gelen karar olursa yargı bağımsızdır, hükümet karışamaz ki! Hoşlarına gitmeyen karar verilince vay namussuz hakimler vay! Hesabını sizden er ya da geç sorarız. Bir de başkanlık sistemi geldiğini, yargının tümünün başkan beyin insafına terk edildiğini düşünün.Allah korusun!


…***


Yücel Sayman, Evrensel gazetede “Hukukla ya da güçle ölçmek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.


“Farklı coğrafi mekanlarda yaşayan milyarlarız, milyonlarız, yüz binler, on binler, binleriz, yüzleriz, onar, beşer, üçer, ikişeriz, tekiz…Nerede olursak olalım, nerelerde olurlarsa, kim, ne olurlarsa olsunlar evrende bulunan her somut canlı, cansız, görünür, görünmez, tutulur, tutulmaz, madde, enerji her cins, her tür, her kategoriden  varlıkla  sık ya da seyrek, bir kere ya da arada sırada veya sürekli, istenirse istendiğinde gerektiğinde istenmese de, bazen zaruri bazen zorunlu bazen keyfe keder, farkında olarak ya da olmayarak, isteyerek ya da istemeyerek, şöyle ya da böyle sayısız ilişkiler kurarız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:


…***


Kurulan her ilişkinin bir kuralı olsun istenir: İlişkinin nasıl kurulacağı, nasıl değiştirileceği, nasıl devredileceği gibi olguların somut davranışlar üzerinden, inceden inceye tasarlanarak belirlenmiş ve önceden ilan edilmiş kurallarla düzenlenmesinin gerekli ve zorunlu, kaçınılmaz, olmazsa olmaz olduğu söylenir.


İşte bu kuralları basit olanı tüm karmaşıklığıyla, somut olanı anlaşılır soyutluğunda, yıllar içinde geliştirilmiş özgün dili kullanarak kurgulayan, kurgulananı günlük yaşama aktarmanın ve uygulamanın sihrini uğraş edinmiş dala hukuk diyoruz.


Hukuk, ilişkileri, bin yılların deneyimiyle geliştirilmiş bir sistem çerçevesinde ve haklılığı belirlemeyi amaç edinmiş en temel ilkeler temelinde, üstelik ‘Hukuk dilinin özgünlüğünde’ düzenler.


Kaynağını ister doğada ya da doğal olanda, olmadı akılda, o da olmadı toplumun sınıfsal yapısında ya da tarihsel/kültürel olanda, hukuk bir toplumsal kurgudur. Kuşkusuz, bu kurgunun sistematik yapısının, sistematiğin dayandığı temel ilkeler, kullanılan dilin devlet kavramlarıyla asimile edilip edilmemesi konusu kurgunun siyasal yaşamına aktarılacak ve uygulanacak devletin biçimiyle doğru orantılıdır.


Söz konusu orantılılık kendini hukukun ilişkiler düzenlemesinde varsaydığı güçler dengesinin oluşturulmasında gösterir.


Hukuk her ilişkide ilişki kurana da, ilişki kurulana da bir güç atfeder: Hukukun sihri her ilişkide, tüm ilişkilerde gözetilmiş varsayımsal güçler ahengine uygun olarak ve bu ahengi bozmaksızın ilişki kuranın gücüyle ilişki kurulanın gücü arasındaki uygun dengeyi kurabilmenin sırrına hukukla erişilebileceğine ilişkin toplumsal inanışın yaratılmış olmasıdır.


İlişki kuranla ilişki kurulan arasındaki varsayımsal uygun güç dengesi bozulduğunda, toplumsal kuraldır, güç şiddete doğru akar. Şiddeti gücün akış yönünü hukukun varsayımsal güç dengesi işleviyle kesmezseniz, güçsüzlük gücün kendi yönüne akmasının yolunu arar ve sonunda bulur.


Günümüzde, yaşadığımız topraklarda,  hukuk ilişkilerin düzenleyici ölçüsü olmaktan çıktı. Ve ilişkilerdeki varsayımsal uygun güç dengesi bozuldu, güç şiddete doğru akıyor. İlişkilerdeki düzenleyici resmi ölçü artık güç oldu. Hukukun sistematiği, temel ilkeleri ihlal edildikçe, hukuk dilinin yerini emirname düzeninin devlet kavramlarındaki otorite ifadesi aldıkça güç kendini dengeleyen hukuk ölçüsünden  kurtuluyor, şiddete doğru akıyor ve kendini en geçerli ölçü olarak kabul ettirmeyi giderek başarıyor.


‘Yeni Türkiye’ diye adlandırılan geleceğimiz devlet biçiminin kurgusu ölçü olarak hukuku değil gücü temel alıyor.


Şiddete doğru akan gücün ölçü olmasının önüne set çekmenin yolunu hep birlikte bulmazsak,


‘Yeni Türkiye’de, emirnamelerin hukuk adı altında ilişkiler düzeninde mutlaklaştıracağı siyasi iktidar emrindeki gücün kaybettirdikleri listesinde adı aranırlardan olacağız.