Ağustos 06, 2017 08:37 Europe/Istanbul

Evrensel: Tacize uğrayan çocuğun ailesine ‘çalışamazsınız’ dayatması

Birgün:

“Yeni bir devlet kuruyoruz” diyen Oğan'a Başbakan'dan tepki

Yeniçağ:

ABD Suriye’ye fosfor bombası yağdırdı

Yeniasya:

MHP’de 41 istifa

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Ender İmrek 5 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “Vicdan ve adalet...”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

“HDP’nin, “Durmayalım Durduralım” şiarıyla başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti” sürüyor. Diyarbakır’da başlatılan “Vicdan ve Adalet Nöbeti” ilk andan itibaren polis ablukasına alındı.Milletvekilleri dört koldan kuşatmaya alınarak halkla buluşmaları engellendi. Direnişin genişlemesi, büyümesi korkulu rüyaları oldu. Halk ile seçilmiş vekillerinin buluşmasına büyük engeller, uzun barikatlar konuldu. Halktan korktuklarını gösterdiler.Abluka parçalanamadı. Belki buradan çıkarılacak sonuçlar da vardır...Ancak kaydetmek gerekir ki, böylece, uzun aylardan bu yana Diyarbakır’da ve bölgede biriken patlama öğeleri daha da sıkıştı...Bayrak, Yoğurtçu Parkı’nda daha da görünür oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İstanbul kısmen de olsa baskı çemberini kırdı. Yeni bir Gezi’den korktuklarından 60 kişiyle sınırlandırılmış dayanışma ziyaretleriyle denetim sağlamaya çalışıyorlar. Bu sınırlama henüz kırılamasa da dayanışma büyüyerek sürüyor.

Gezi direnişinin sembol mekanlarından biri olan Yoğurtçu Parkı’nda yeni yol ve yöntemler geliştiriliyor.

Görünen o ki, tek kişi diktatörlüğüne, demokratiklik namına ne kırıntı varsa onun silinip süpürülmesine karşı tutum alan, savaşa ve şiddete, OHAL’e, KHK’lerle ülke yönetilmesine, tutuklamalara, basına ve gazetecilere yönelik baskı ve yargılamalara, kamu emekçilerine yönelik kıyımlara tepkili geniş halk kitlelerinin gözü kulağı “açılacak yeni yol”a dikilmiş durumda.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun daha önce başlattığı “Adalet Yürüyüşü” de bu itkiyle karşılık bulmuş, desteklenmişti.Ancak, nihayetinde CHP’nin de bir sınırı vardı...Geleneksel mekanizması aşılmadığı, CHP’nin, öz eleştirel bir süreçten geçemediği, tarihsel gerçeğiyle yüzleşip, ulusalcı-tekçi illetinden sıyrılamadığı, demokratik bir mekanizma olarak içten ve dıştan, programı ve tarihsel bagajıyla sorgulanıp güncellenemediği, Kürt sorunu başta olmak üzere bir çok alanda ilerleme sağlayamadığı sürece uzun soluklu bir gelişme göstermesi mümkün olamazdı.Nihayetinde geldi bir yerde tıkandı. Çanakkale’de yapılması planlanan “Adalet Kurultayı” da “yeni bir yol”, bir ilerleme değil, oyalanma haline denk geliyor. Ama bakıp göreceğiz.Aslında 7 Haziran seçimlerinde bu “yeni yol”un açıldığını gösteren bir çok veri ortaya çıkmıştı...CHP’ye, hatta AKP’ye oy veren geniş bir halk kesiminin, diktatörlüğe gidişi durdurmak, Kürt sorununda barışçı-demokratik çözüm ve gelecek sorumluluğuyla HDP’ye “demokratik cephe” umuduyla destek sunduğunu biliyoruz.

HDP’nin, 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde aldığı büyük halk desteğinin, seksen milletvekili ile sınırlı bir gelişme olmadığı, bunun giderek devasa toplumsal bir harekete dönüşebileceği gerçeğini de -ne yazık ki- ilk fark eden AKP oldu.

Milletvekili sayısı yarıya düşmüş olan MHP’yi ta başında teslim alan AKP, CHP’yi de politikalarının mahkumu haline getirmede başarılı oldu.HDP ise, -ve elbette demokratik güçler cephesi- olup biteni anlamak ve tutum almakta geç kaldı...Ancak her zaman yeni bir yol bulunabilir...Ayağının altındaki toprağın kaydığını fark edip adeta bir darbe mekanizması harekete geçiren AKP iktidarının dinmeyen saldırıları altında büyük yaralar almış olan HDP, “Vicdan ve Adalet Nöbeti” çıkışıyla yeniden toplumsal bir karşılık da bulmuş oldu.Bu mücadele, kapsayıcı olmasına özen gösterilerek kararlıca sürdürülebilirse, dikkatlerin yöneldiği, gönül bağlarının örüldüğü bu olumlu gelişme giderek daha büyük bir toplumsal direnişe dönüşebilir.

…***

Ahmet Gürsoy, 5 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yeni devlet kuruyorlarmış...”başlıklı yazısını paylaşıyor.

“Adamlar yeni devlet kuruyorlarmış. Şaşırdık mı? Hayır.                Biz de öyle söylüyoruz zaten. "Bunlar Türkiye'nin içini boşaltıyorlar. Amaçları, devleti yönetmekten çok, kendilerine uygun bir devlet oluşturmaktır" diyorduk. AKP MKYK üyesi Ayhan Oğan bu söylediklerimizi geçen akşam bir televizyon kanalında tartışırken itiraf etti. Dedi ki: "Biz yeni bir devlet kuruyoruz, beğenin beğenmeyin bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan'dır." Evet, Erdoğan'dır.Doğru."Bu devleti önce FETÖ ile kurmak için iş birliği yapıldı"dedi benim gibi düşünenler. İlave ediyoruz: "Şimdi de öteki cemaatlerle yeni devleti paylaşarak yönetmek istiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu devletin yurttaş tipi de yeni öğretim programıyla ve anlaşmalı paydaşlarla belirleniyor. Başta Aile Bakanlığı ve Millî Eğitim olmak üzere yeni kurulmakta olan devletin yurttaş tipini belirlemeye çalışıyorlar. Devlet bürokrasisinin partileşme sebebi de bu.Bütün devlet dairelerinde AKP ile büyütülen yandaş sendika hâkim. FETÖ'den farklı olarak işin bir yerinde paydaş cemaatler kimin ne olacağına karar veriyor.Geriye kalanlar ise, potansiyel düşman olarak görüldüğü için, fazlalık olarak kabul ediliyor. Fazlalıkların devlet bürokrasisinde iş bulması neredeyse imkânsız. Çünkü yeni devlet, sahibinin sesi olmak istiyor. Zaten en başından önceliğin basına verilmesinin tek sebebi de buydu.Dikkat ederseniz AKP iktidar olur olmaz doğrudan basına el attı. İlk yaptığı şey, kitleleri kontrol edebilmek için genel basını ele geçirmekti.Başardı.Sonra, 24 saat Erdoğan'ın tek tabanca konuştuğu TV kanalları ortaya çıktı.Öyle ki, sırf kara propaganda görevi üstlenen birkaç TV kanalı bile kuruldu. Bunların işi gücü bir gerçekliği kullanarak olayları çarpıtmak. Örneğin "Hatırlayın.. Filan tarihte Savaş Ay, hastanelerin tuvaletlerini böyle gösteriyordu. Şimdi?.." diyen bir film izlemeye başladınız mı anlayın ki kara propagandanın tam karşısındasınız.

…***

Latif Salihoğlu, 5 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Küçük esnaf can çekişiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hemen her gün karşılaştığımız özellikle “küçük esnaf”ın halini arada bir yazmazsak, bu kesimin feryâdına tercüman olmazsak, fikren ve vicdânen vazifemizi yapmış sayılmayız.Zira, devamlı sûrette içiçe olduğumuz bu sınıf, aynı zamanda dar gelirli kesimin zarurî ihtiyacına da en çok cevap veren, çare olan bir nevi “sosyal sigorta” mesabesindedir.Dolayısıyla, bu kesimin zor durumda bırakılması, iş tutturamaz, yatırım yapamaz hale düşülmesi, toplum tabanındaki büyük bir kitlenin de mağdur edilmesi anlamına gelir.Bu önemli hatırlatmalardan sonra, şimdi de bu hayatî sektörün içinde bocalayan, düşe-kalka giden insanlarımızın hal-i pürmelâline biraz daha yakından bakmaya çalışalım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İster ticaret, ister imalat işi olsun, helâlinden rızık kazanmak için bir işyeri açma niyetindeki insanlarımızın teşebbüs gücü, ne yazık ki adeta dumura uğratılmış vaziyette.Bu açık gerçeği göremeyenlere şunu sormak lâzım: Siz hiç çevrenizde içi rahat şekilde bir dükkân, bir mağaza açma, yahut bir atölye, bir fabrika kurma cesareti gösterenlere nice zamandır rastlayabiliyor musunuz?

Şahsen biz göremiyoruz...Hem, normal esnafta nerede o iç rahatlığı, nerede o cesaret... Hür teşebbüs gücü, maalesef öyle ağır bir darbe yedi ki, normal bir geçim tezgâhı kurmak, eskiye oranla neredeyse yüzden bire indi. Özellikle son yıllardaki politikalarla, insanımızın rekabet ve teşebbüs duygusu acımasızca törpülendi, örselendi. Vatandaş, daha işin başında ağır vergilerin kıskacına alınıyor. Bir iş tezgâhı kurup daha "Bismillah" demeden, borçlandırıldığı ağır vergilerle âdeta vurgun yemişe dönüyor. Ağzına götüreceği lokma elinden, kaşığından alınıyor.

En başta maliyenin merhameti yok. Esnaf, tüccar, sanayici, kazansın kazanmasın, bir işyeri açtığı andan itibaren maliyece tahakkuk ettirilen ağır vergi kàbusuyla karşı karşıya geliyor. Ve bir daha da kurtulamıyor.Hemen ardından belediyenin talepleri, istekleri, tahakkuk limitleri devreye giriyor. Yani, kurulan ticarî çark daha doğru dürüst dönmeden, normal halde çalışmaya başlamadan, aylık kira bedeli yanı sıra, elektrik, su, gaz, telefon faturaları birbiri ardınca sıraya diziliyor. Sabit, yahut periyodik ödemeler bunlarla da sınırlı değil. Çalıştırılacak elemanların da maaş ve primleri hiç geciktirilmeden ödenmesi gerekiyor. Aksi halde, yetişmiş elemanı elinden kaçırmak ve birikmiş primleri cezasıyla birlikte yatırmak durumunda kalınıyor. Evet, bir şirket kurup çalıştırmak, bir müesseseyi ayakta tutarak yönetmek o derece ağırlaşmış, o derece zorlaşmış ki, buna güç kuvvet dayanmıyor. Bu yüzden, çöken, dağılan, iflâs eden, üstelik yüksek faizli bankalara merhametsizce borçlanan firmaların ardı arkası kesilmiyor. Şirketlerin iflâsıyla birlikte, mevcut işsizlik oranında da her geçen gün biraz daha tırmanış kaydediliyor. Şirketlerin iflâsı, aynı zamanda birçok ailenin dağılmasına ve özellikle kadınların, çocukların orta yerde perişan olmasına da sebebiyet veriyor.Ne var ki, esnafı, tüccarı, yatırımcıyı teşvik etmesi gereken devlet, dengesiz ve adâletsiz vergi sistemi yanında, hantal ve demode olmuş istihdam politikaları sayesinde, kendi vatandaşının cesaretini kırmış, onu adeta canından bezdirir hale getirmiştir.