Ağustos 09, 2017 10:14 Europe/Istanbul

Yurt: AKP'de twitter krizi... FETÖ’cüler, hala AKP’de cirit atıyorlarmış

Cumhuriyet:

AKP'nin 'renkli şov' hazırlığı: ‘Tek tip hak ihlali’

Aydınlık:

TSK’ya 529 zırhlı araç

Birgün:

Ege'de deprem fırtınası dinmiyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İhsan Çaralan, 8 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “Baskılara rağmen 'Vicdan ve Adalet Nöbeti'ne devam!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İstanbul’un Kadıköy-Yoğurtçu Parkı’nda salı günü başlayan ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ dünden itibaren Van’a taşındı.İstanbul’da altı gün süren ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti;’ ilk gününden itibaren nöbet alanının polis ablukasına alınması, ziyarete gelen çevrelere en fazla 60 kişi sınırının getirilmesi ve ziyarete gelenlerin GBT kontrolleriyle taciz edilmesine tanık oldu. Yetmezmiş gibi nöbetin son günü yapılan yürüyüş polisin saldırısına uğradı. ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ tutan HDP’li vekillerin İstanbul “nöbetini” yürüyüşle bitirmek istemesi karşısında, polis yürüyüşçüleri ablukaya alarak çevreden katılımları önledi; yürüyüşe tezahüratla destek vermek isteyenleri gazladı; kimi vatandaşları gözaltına aldı. Böylece İstanbul’daki ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti,’ polis saldırısıyla sona erdi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

 “Sona erdi” demek elbette ki, sadece ‘İstanbul Vicdan ve Adalet Nöbeti’yle sınırlı. Çünkü, ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti,’ Diyarbakır’da başlatılan ilk haftasında olduğu gibi İstanbul’da süren ikinci haftasında da polisin “kafes”e dönüştürdüğü bir alanda sürmeye zorlandı. Polisin Van’da da “nöbetin” benzer biçimde; “asayiş-güvenlik” gerekçesiyle oluşturulan bir “asayişsizlik ve güvensizlik” ortamında sürdürülmesi için her yola başvuracağı anlaşılıyor.

Van’a taşınan ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ iki haftadan beri sürüyor.

İki haftadan beri günün her saatinde, her dakikasında polis hak ihlali yapıyor; vatandaşın, milletvekilinin ifade özgürlüğünü, düşüncelerini ifade etmek istediği gösteri yapma hakkını ayaklar altına alıyor. Böylece demokrasinin “d”si olan “Yasalar karşısında her vatandaş eşittir” ilkesi de ayaklar altına alınmış oluyor. Çünkü, yasalar karşısında her vatandaş eşitse, elbette o vatandaşların örgütleri olan sendikalar, dernekler, partiler de yasalar karşısında eşittir; eşit olmak durumundadır!

Örneğin Yoğurtçu Parkı’nda HDP’li değil de AKP’li vekiller olsaydı, polis o parkın giriş çıkışlarını tutup, bariyerlerle “Kafes oluşturup”, GBT kontrolleri yapar mıydı? Yoksa tersine; parka desteğe gelmek isteyenlere kolaylık sağlamak için her türlü yola baş mı vururdu? Örneğin ziyaretçileri belediyenin araçlarıyla “parasız” taşımaz mıydı?

Her halde ikincisini yapardı. Oysa HDP de en az AKP kadar legal ve meşru bir partidir ve AKP, yasalar karşısında neyse; HDP de odur! Bu yüzdendir ki AKP’li vekillerin benzer eylemlerine polis hangi tavrı alıyorsa; HDP’li vekillerin eylemine de aynı tavrı almak zorundadır.Ama bu doğrular ancak “Vatandaşların yasalar karşısında eşit”, ve “Düşüncelerin eylemle ifade edilmesinin özgür” olduğu bir ülkede olurdu! Burası ise Türkiye! Ve Türkiye’de, “devr-i AKP”de, bu uygar dünyada, geçerli demokratik normlar değil; “yerli ve milli normlar”, “Türk usulü bir demokrasi” geçerli olduğu için yasalar her çevreye, her kişiye tamamen farklı uygulanabiliyor, uygulanıyor.İşin gerçeğine bakarsak, CHP’nin ‘Adalet Yürüyüşü’nde olduğu gibi HDP’nin ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’de ülkede olmayan adaleti aramak, oluşmamış kamuoyu vicdanını oluşturmak, ayaklar altına alınan özgürlükleri savunmak için yapılıyor. Bu yüzden de HDP’li vekiller ve onları destekleyenler, gerek “nöbet” yerlerine giderek; gerekse uzaktan da olsa “vicdanlarında” destek vererek adalet ve özgürlüklere sahip çıkıyor. Ve onlar, polis ablukasının, tacizlerin, yandaş medyadaki karalamaların, “yürüyüşler”den, “nöbetler”den  verilmek istenen mesajın dünya ve Türkiye kamuoyunda yayılmasını önleyemediğini görüyorlar, görüyoruz.

...***

Abdülkadir Özkan, 8 Ağustos tarihli Milli gazetede, “Aile ve Ahlaki Yozlaşma Raporu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yönetim biçimi nasıl olursa olsun toplumda farklı görüş ve düşünceler olacaktır. Elbette bu farklı görüş ve düşüncelerin olması ne kadar doğalsa, farklı görüşlerin dile getirilmesi, ülkeyi yönetenlere ulaştırılması gerekir. Yoksa, ifade edilmeyen/edilemeyen farklı görüşlerin bir anlamı kalmaz. O zaman “Herkes farklı düşünebilir ama, ifade edilmesi sakıncalıdır” gibi bir anlayış gündeme gelir ki, bu durumda daha iyiye ve güzele ulaşmak çoğu zaman mümkün olmaz. Meseleye demokrasi açısından bakıldığında muhalefetin önemli bir görevi vardır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Eğer muhalefet partisi/partileri görevlerini sadece iktidarların yanlışlarını, hatta her türlü faaliyetini eleştirmekten ibaret sayarlarsa hem işin kolay yönünü seçmiş hem de varlık sebeplerine uygun davranmamış olurlar. Böyle olunca da yaptıkları eleştirilerin de fazla bir anlamı kalmaz. Elbette muhalefet eleştirecektir, iktidarın yanlış buldukları icraatlarına toplumun dikkatini çekeceklerdir. Ancak böylece görevleri bitmiş olmaz. Yanlış buldukları ve eleştirdikleri hususun çözümünü, bu yöndeki tekliflerini de ortaya koymaları gerekir. O zaman görevlerini yapmış olurlar.

Farklı görüşlerin ortaya konulması ve bu farklı görüşlerin birleşmesi sonucu ortak akıl ile belirlenen çözümlere ulaşılmasında fayda vardır. Ne var ki, muhalefet partilerinin seslerini toplumun her kesimine ulaştırması çoğu zaman mümkün olmuyor. Buna rağmen her partinin toplumun sorunlarına karşı duyarlılığını ortaya koyması gerekir.

Saadet Partisi’nin “Aile ve Ahlaki Yozlaşma Raporu” üzerinde kısaca duracağım. Raporda bu alandaki yozlaşmanın, “Gücü ve kuvveti merkeze alan Batı dünyasının empoze ettiği ve diğer toplumların da ‘Batılı değerleri üstün gören’ anlayışlarının aile mefhumunu sarstığı, değersizliğe doğru ittiğine” dikkat çekilerek ailenin sarsılması ve etkisizleştirilmesinin, ‘Toplumu oluşturan diğer tüm kurumlarda da bozulmalara sebebiyet verdiğine’ dikkat çekilerek bundan dolayı sosyal yapı ve ailenin doğru hak anlayışına dayalı bir zihniyet ile topyekûn bir kalkınmaya ihtiyaç olduğuna vurgu yapılıyor.

Raporda İslam dünyasında, özelde ülkemizde gelenek ile modernite arasında çıkan çatışmadan geleneksel yapının büyük hasar gördüğü, özellikle de küresel sömürü sisteminin arzu ettiği yeni insan ve yaşam modeli karşısında her türlü yapı itibarsızlaştırılmaktadır. Bunun engellenmesi için yeni adımların atılması ve düzenlemelerin yapılması şarttır. Bu yapılırken hayata geçirilecek politikalar ve düzenlemeler bir bütün olarak değil de, sadece kadın, sadece erkek, sadece çocuk ele alınarak oluşturulduğu için aile yapısının korunmasına hizmet etmediğine dikkat çekiliyor.

…***

Murat Yetkin, 8 Ağustos tarihli Hürriyet gazetesinde, “Erdoğan 2019’u neden zor görüyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““İşimiz kolay değil”.Rize’de AK Partili hemşerilerine hitap ederken Erdoğan iki, üç defa tekrar etti bu ifadeyi; 2019 seçimlerini kast ediyordu.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gibi bir liderin önündeki siyasi zorluğu ilk defa bu kadar açık ifadeyle kabul etmesi de kolay değil kendi tabiriyle.O yüzden de “Siz kolay edeceksiniz” diyerek AK Partilileri bir nevi seferberliğe çağırdı, hatta iki defa da “Adeta” yeni bir “istiklal savaşı” diyerek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Erdoğan haklı; 2019 Kasımında öngörülen gelecek seçimde yeniden cumhurbaşkanı seçilmek için yüzde 50 artı 1 oya ihtiyacı var. Bunu eğer ilk turda kimse alamazsa Erdoğan’ın ikinci turda kazanma ihtimali tabii ki var. Ancak aynı zamanda yapılması öngörülen milletvekili seçimlerinde ikinci tur yok. Oysa 16 Nisan halk oylamasıyla getirilen yeni sistem, tasarlandığı gibi işlemesi için Cumhurbaşkanının Meclis’te tek başına iktidar olan partinin başında olmasını öngörüyor. Hal böyle olmazsa Cumhurbaşkanı seçimi tekrarlatabilir ama yine olmazsa “Nereye kadar?” sorusu gelebilir.

Tabii Erdoğan’ın “zorluk” beyanının altında 16 Nisan’da alınan yüzde 51,4 oyu, 2019 seçimlerine kadar koruyamama endişesi yatıyor. Zaten arada 2019 baharında yerel seçimler var ki, kendisinin de dediği gibi, AK Parti yerel seçimlerde genel seçimlerdeki oyunun biraz altında alıyor. Kaldı ki 16 Nisan’da Ankara ve İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde “Hayır” oylarının baskın çıkması gibi bir durumla karşılaştı Erdoğan ve AK Parti.Üstelik bir de yüzde 51,4 “Evet” oyunun yalnızca AK Parti oylarından oluşmaması gerçeği var. O yüzde 51,4 içinde MHP ve BBP oyları da var. AK Parti, evet Kasım 2015’te yüzde 49,5 oy oranına erişmişti ama referandumda oy kaybına uğradığı açık.

Erdoğan bu gerçeğin gayet farkında görünüyor. Her ne kadar şu sıra Meral Akşener-Ümit Özdağ tarafından kurulmakta olan yeni parti, velev ki MHP’nin 2015’teki yüzde 11,9 oyunu yarıya indirse bile, kalanı dahi AK Parti’yi yüzde 50’ye yaklaştırmaya yetebilir.