Ağustos 13, 2017 08:41 Europe/Istanbul

Birgün: CHP yeni devlet skandalının peşini bırakmıyor

Cumhuriyet:

Silivri Cezaevi'nden mesaj: Demokrasi nöbetindeyiz

Evrensel:

Şiddetle mücadelede yeni adım yok eski hataların tekrarı var

Yeni Mesaj:

Katar, Suud'dan hacı adayları için izin talep etti

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

İhsan Çaralan, 12 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “Hayatın Sesi'nin de içinde olduğu TV ve radyolar nasıl kapatılmış?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Biz bugüne kadar Hayatın Sesi, TV10 gibi 12 TV ile 11 radyo kanalının 668 sayılı KHK’nin 2. maddesinin 4. fıkrası gereğince kapatıldığını sanıyorduk. Ama öyle değilmiş. Tersine bu TV ve radyo kanalları OHAL ilanından sonra Başbakanlık bünyesinde kurulan “bir komisyon” tarafından kapatılmış! Bu yüzden de sonradan 668 sayılı KHK’de adları kapatılan kurumlar arasında adı geçse bile kapatma kararı Başbakanlıkta kurulan komisyonda alındığı için, şimdi bu medya kuruluşlarının “mağduriyetleri”nin giderilmesi için oluşturulan OHAL İnceleme Komisyonuna başvuruları kabul edilmiyor.Böylece bu 12 TV ve 11 radyo kanalının haklarını arayacakları bir merci de kalmamış bulunuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Bu kuruluşlar KHK ile kapatıldığı için bizim yetki alanımızın dışında” diyen Danıştay, OHAL İnceleme Komisyonunda ortaya çıkan bu skandaldan sonra yapılan itirazları incelemeye alır mı, ya da böylece yurt içinde başvuru mercii kalmadığı için AİHM bu kurumların başvurularını kabul ederek bu davalara bakar mı, bunlar elbette ki avukatların, mahkemelerin tartışmaları sonucu ortaya çıkabilecektir. Ancak burada şunu söyleyebiliriz ki, bu 12 TV ve 11 radyo kanalı, OHAL Yasası’na dayanılarak çıkarılan KHK’lerle değil, ama yetkisini hangi yasadan aldığı belli olmayan “komisyon” tarafından kapatılmış olmaktadır. Ki, bu da bu TV ve radyoların KHK’ler kadar bile bir yasal dayanağa sahip olunmadan kapatıldığını göstermektedir.

Bu da AKP Hükümetinin nasıl büyük bir hukuksuzluk içinde olduğunu, OHAL’i sadece kullanmayıp istismar da ettiğini, hak-hukuk, adalet, medya ve ifade özgürlüğü diye bir hassasiyetinin olmadığını göstermektedir. Kuşkusuz sorunun bir boyutu, avukatların, savcıların,  mahkemelerin tartışacağı bir şey ama, her itiraza “Canım OHAL İnceleme Komisyonu kurduk. Bir haksızlık varsa orada giderilir” lafı, bu 12 TV kanalı ve 11 radyo kanalı için teorik olarak da bir şey ifade etmiyor. Çünkü şimdi denilen; bu kapatmaların KHK ile yapılmadığı, bu yüzden de bu kanalların sahiplerinin haklarını aramak için OHAL İnceleme Komisyonuna başvuramayacaklarıdır!

Birkaç gün önce ortaya çıkan bu skandalın bu kanalların sahipleri için anlamı; elbette bir yandan bir idari karar olduğu için Danıştaya başvurularını yenilemektir. Ama aynı zamanda, bugüne kadar bu tür başvuruları, “Bu mağduriyetler için OHAL İncelme Komisyonu kuruldu, önce oraya başvurulması gerekir” diye başvuruları geri çeviren AİHM’ye gitmektir!

Bu 23 medya kuruluşu üstünden ortaya çıkan skandal, OHAL’in ilan edilmesinden beri Türkiye’nin siyasi gündeminin birinci maddesi haline gelmiş olan OHAL’in kaldırılması, KHK’lerin iptal edilmesi talebinin ne kadar yakıcı olduğunu bir kez daha göstermiştir.

...***

Faruk Çakır, 12 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Devlet kâr peşinde koşar mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Her yıl olduğu gibi bu yıl da ‘Vergi Rekortmenleri Listesi’ açıklandı ve bu durum Türkiye’deki sistemin arızalı olduğunu bir defa daha gösterdi.Çünkü liste, üretenlerin değil de daha çok paradan para kazananların, rant ekonomisinden medet umanların ve ‘al-sat’çıların kâr ettiğini ortaya koydu. Rekortmenler listesinde sanayicilerin değil de bankacıların olması başka nasıl izâh edilebilir?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Çok dikkat çekici başka bir nokta da devletin sahip olduğu enerji şirketlerinin geçen yıllara nisbetle kâr patlaması yapmış olmasıdır. Devletin sahip olduğu dört enerji firması 2016 yılında toplam 17 milyar liralık dönem kârı açıklamış. İlk bakışta, “Tebrik edelim” diyenler olabilir, ancak bu şirketlerin kârı ‘el emeği, alın teri’ neticesinde elde edilen bir kâr değildir. Uzmanların ifadesine göre uluslar arası şartların bir neticesi olarak ortaya kâr çıkmış durumda. Bilindiği gibi dünya piyasalarında petrol fiyatları geriledi. Bu düşüş, devletin elindeki ithalat tekeli sebebiyle iç piyasaya aynı ölçüde yansımadı. Önceki yıllara nisbetle daha ucuza aldığı hâlde fiyat indirimi yapmayan bu şirketler de kârlarına kâr katmış oldu. Yine uzmanların ifadesine göre fiyatların indirilmemesi ekonominin yavaşlamasına da sebep oluyor.

Aynı şekilde bankaların da kâr üstüne kâr ilân etmeleri Türkiye’deki sistemin üretenler aleyhinde geliştiğini göstermez mi? Hani rantiye ekonomisi değil de şantiye ekonomisi desteklenecekti? Niçin en çok kazananlar listesinde hiçbir sanayi tesisi, araştırma merkezi ve teknoloji firmamız yok? Bu tablo karşısında ‘Faizler çok yüksek. Haydi faiz indirin’ diyen idareciler ne düşünür? Elbette firmalar piyasa şartlarına uygun hareket etmelidirler, ama devlete ait firmalar millet menfaatine tavır alsa piyasa da ona göre şekillenmez mi?

Devlete ait şirketlerin ya da bankaların yüksek kâr elde etmesine sevinenler de olabilir. Ancak şunu unutmamak lâzım ki devletin birinci işi kâr elde etmek değildir. Tamam, zarar edip millete yük olmasın, ama ölçüsüz kârlar elde edip dolaylı olarak milleti mağdur etmek ve işsizliğe sebep olmak savunulabilir mi?

Her hâlde savunulamayacağını idareciler de bilmiş ki vergi rekortmenleri listesinde en başta olan şirketin ismini gizli tutmuşlar. Devlete ait bir şirketin vergi listesinde ismini gizlemesi belki de ilk defa oluyor. Bir şekilde bu şirketin ismi bilinip hakikat ortaya çıkınca bu defa daha fena bir iş yapılıyor ve şirketin internet sayfasında yayınlanan bilânçosu yayından kaldırılıyor! Acaba niçin? Böyle bir kâra imza atan yöneticiler göğüslerini gere gere “Biz çok çalıştık ve yılın vergi rekortmeni olduk” demek varken niçin önce isimlerini gizleyip sonra da bilânçolarını yayından kaldırmayı tercih ettiler? Demek ki ortaya çıkan şirket kârında milletin zararı olduğunu onlar da gördüler.

Halbuki devlet kuruluşlarında kamuya hizmet esas olmalıdır. Türkiye vergi sistemindeki adaletsiz yapıyı bir gün dahi beklemeden değiştirmek ve düzeltmek durumundadır. Akaryakıt fiyatları içindeki vergi nisbetinin yüksek olması Türkiye’nin belini bükmüş olmuyor mu?

…***

Remzi Özdemir 12 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bankalar ve Cumhurbaşkanı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“"Piyasaya asıl finans desteği sağlaması gereken kurumlar bankalar. Ama hâlâ biz faizler düşmesi lazım diyoruz, bankalar ise vatandaşın oraya yatırdığı paraları kendisi için adeta bir soyup soğana çevirme aracı olarak kullanıyor. Kendi parası değil vatandaşın emanet ettiği para. O kalkıyor bunu yüksek faizle kendisine rant aracı haline çeviriyor. Bankalar vatandaşın yatırdığı parayı soyup soğana çevirme aracı olarak kullanıyor. Bankalar yüzde 40 kâr elde etmişse burada bir sorun var. Bu yıl ikiye katladılar bu felaket."Bu sözler T.C Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ait.Cumhurbaşkanı'nın bu sözleri kesinlikle doğrudur. Benim bu köşede son 5 yıldır neredeyse her hafta yazdığım konudur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bankalar vatandaşın yatırdığı parayı soyup soğana çevirme aracı olarak kullanıyor.Türkiye yüzde 2 zor büyürken dev sanayi şirketleri zarar ederken, ülkede binlerce şirket iflas ederken en önemlisi Türkiye küçülürken bu bankalar büyüyor. Bankalar vatandaşı soyup soğana çevirmektedir.İyi de ben bunları her hafta bu köşede belgeleriyle yayınladım. Bu devletin kurumları, dahası denetleme ve düzenleme kurumları ne yaptı?Üretimi artırmak için devletin kefil olduğu kredi bu bankaları zengin etti. Hazine Müsteşarlığı'ndan bir yetkili beni aradı ve adeta masal anlattı.-Akıl almaz masrafları kafasına göre tahsil eden bankalara ne yapıldı?-Cumhurbaşkanı'nın istihdam seferberliği ilan ettiği gün yüzlerce personeli kapının önüne sorgusuz sualsiz koyan bankalara karşı ne yapıldı?-Türkiye aleyhine rapor hazırlayan banka, yaklaşık bin çalışanını "yaşlısın" diyerek kapının önüne koyarken, buna karşı çıkan sendikanın grevini kim yasakladı?Cumhurbaşkanı bence tüm bunlara izin veren kurum ve yöneticilerini de sorgulamalı.