Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: Referandum karşıtı muhalefet büyüyor
Cumhuriyet:
‘Hayır’ın ilk nedeni ‘tek adam korkusu’
Yurt:
FETÖ firarisi konusunda Türkiye’den Almanya’ya nota
Milli gazete:
Zam yerine açlığı teklif ettiler
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İhsan Çaralan, 16 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “Kamu emekçileri Memur-Sen’le bir yere gidemez!” “Kamu emekçileri Memur-Sen’le bir yere gidemez!”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon memur emeklisini kapsayan 4. dönem toplusözleşme görüşmelerinde ilk aşama tamamlandı; Hükümet zam teklifini açıkladı!Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, Hükümetin memura zam teklifini 2018’de yüzde 3+3, 2019’da yüzde 3+3 olarak açıkladı.Oysa Memur-Sen, 2018 için yüzde 10+6, 2019’da ise yüzde 10+8 zam talep etmişti. Kamu-Sen ve KESK’in zam talepleri ise çok daha yüksekti.Ancak KESK, toplantıya katılacak temsilcilerinin KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinden belirlediği için sözleşme görüşmelerinin dışında kalırken, Kamu-Sen de KESK olmayınca Memur-Sen ve hükümet temsilcileri karşısında geçmiş yıllardaki kadar bile etkili olamamış görünüyor. Bu yüzden de görüşmeler, yandaş Memur-Sen’le hükümet arasındaki bir “oyuna” dönüşmüş bulunuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hükümet tarafı, maaşlara zam için yüzde 3+3’lerin yanı sıra, “Eğer altı aylık enflasyon yüzde 3’ün üstüne çıkarsa” aradaki farkı da ödemeyi öneriyor! Böylece Hükümetin aklındaki en yüksek zam teklifinin enflasyon düzeyinde bir zam olduğu anlaşılıyor. Yani Hükümetin aklında, bırakalım önceki yıllardaki kayıpları karşılamayı, kamu emekçisine büyümeden pay vermek gibi bir düşünce yok!Oysa Hükümet, büyümeden söz ederken, dünyada üçüncü en büyük büyüyen ülke olmakla övünmektedir. 2018 ve 2019 için de daha da büyük hedeflerden söz edilmektedir. Daha önceki yıllardaki kayıp ve emekçinin gerçek enflasyonunun resmi enflasyonun iki katına yaklaştığı dikkate alınmasa bile Hükümet bu teklifiyle, kamu emekçisine büyümeden hiçbir pay vermeyeceğini açıklayarak, kamu emekçileri ve onların sendikalarıyla alay ettiğini göstermiştir.Elbette ki Hükümetten emekçi lehine bir teklif beklenemezdi. Ama Hükümete bu cesareti veren kamu emekçisi sendikalarının, özellikle de artık bir “yandaş sendika” olduğu açıkça ortada olan Memur-Sen’in tutumudur. Nitekim Memur-Sen 2018’de zam talebi olarak yüzde 10+6 isteyerek, bu rakamı AKP’nin 16. kuruluş yıl dönümüne bağlayarak; 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon emekliyle alay eden bir tutum benimseyebilmiştir.Hükümetin teklifine ilişkin olarak KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen ise kendi tutumlarını, “Önemli olan şu anda Memur-Sen’in kendi teklifine sahip çıkıp çıkmayacağıdır. Teklifin uyuşmazlığa gidip gitmeyeceğini süreç gösterecek” diye tutum açıklıyor.Yani kamu emekçilerinin kendisinden bir şey beklediği sendika merkezlerinden Kamu-Sen, “Memur-Sen iş bırakma çağrısı yapsın destekleriz” derken, KESK ise Memur-Sen’in kendi taleplerine sahip çıkmasını bekliyor. Gelişmeleri az çok izleyen herkes görmektedir ki, artık sorun Memur-Sen’in ne diyeceği değil, Memur-Sen dışındaki sendika merkezlerinin ne diyeceğidir ve geriye kalan iki haftadan az bir zamanda eğer kamu emekçisi sendikaları süreci geriye çeviren bir tutum ortaya koyamazlarsa, bilinmelidir ki, kamu emekçilerinin sözleşmesi, “masa”da ya da YHK’de Hükümetin teklifine üç aşağı beş yukarı bir zamla kapatılacaktır.Ama eğer Memur-Sen dışındaki sendika merkezleri bir ortak mücadele çizgisine girebilirse hem Memur-Sen’in şirazeden çıkan tutumuna dur diyecekler hem de Hükümete geri adım attırabileceklerdir.
…***
Saygı Öztürk, 16 Ağustos tarihli Sözcü gazetesinde, “PArtili cumhurbaşkanlığında bomba gelişme” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“16 Nisan 2017'de gerçekleştirilen halk oylamasında mühürsüz zarf ve oyların geçerli sayılmasına dair Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) işleminin iptali için CHP Konya eski Milletvekili Avukat Atilla Kart, 21 Nisan'da Danıştay 10. Dairesi'ne “tam kanunsuzluk” sebebiyle işlemin iptali istemiyle dava açtı. Daire, oy çokluğuyla ve incelenmeksizin başvuruyu reddetti. Bunun üzerine temyiz mercii olan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na başvurdu. Orası da reddi onadı. Böylece iç hukuk yolları tükenmiş oldu. Atilla Kart, Anayasa Mahkemesi'ne başvurmadı. Çünkü Anayasa Mahkemesi'nin, YSK işlem ve kararları aleyhine dava açılamayacağına ilişkin kararı var. Bu durumda zorunlu olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başvurusunu hazırladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AİHM'e ulaşan dosyayla ilgili çok önemli gelişmeler oldu. Başvurunun esası iki temel gerekçeye dayandırıldı. Adalete erişimin engellenmesi ve ttkili başvuru yolları hakkının kısıtlanması… Bu iki ihlal Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. Maddesi'nin ihlali anlamına geliyor. 21 Haziran 2017 tarihinde yapılan başvurudan sonra Atilla Kart'a yapılan tebliğlere göre “Ön İnceleme” ve “Raportör Yargıç” aşamaları geçildi. Dosya, mahkeme aşamasına intikal ettirildi. Atilla Kart, “Benim öncelikli amacım, yaptığım başvurunun dava aşamasına ulaşmasını sağlamaktı. Bu sağlandı. Davanın esasından son derece umutluyum. Çünkü YSK'nın tesis ettiği işlem tam kanunsuzluk, yetki gasbı ve yok hükmündedir. 16 Nisan'dan sonra oluşan Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) ve partili cumhurbaşkanı sıfatıyla sayın Cumhurbaşkan'ının AKP genel başkanlığı ve bağlı işlemler ‘yok' hükmündedir. Zira ve maalesef YSK'nın 16 Nisan'da tesis ettiği işlemle ülkemizde adalete erişimin sağlanması ve etkili başvuru yolları hakkının kullanılamaz hale gelmesi söz konusudur” diyor. Kart şöyle devam ediyor: “Üzülerek ve kaygıyla ifade ediyorum, ülkemizde anayasal kurumlar çok büyük ölçüde işlevini kaybetmiş durumda. Yaptığımız başvuruda da bunun sonuçlarını görüyoruz. Bu başvurunun en önemli amacı Türkiye'de serbest seçimin şartlarını korumak ve inşa etmektir. Dava olumlu sonuçlandığı takdirde bu noktada çok önemli bir aşama gerçekleşmiş olacaktır.” Başvuru dava olarak kabul edildi. Bundan sonra davanın esasına girilip yargılama yapılacak. Davanın ne kadar süreceği tamamen AİHM'in takvimine bağlı… Dava esastan kabul edildiği takdirde ne olur? Bu takdirde Türkiye'de adalete erişimin engellendiği yani YSK'nın idari işlemini, Danıştay 10. Dairesi'nin, İdari Dava Daireleri Kurulu'nun “Benim bu işlemi yargısal olarak yetkim yoktur” diyerek incelemeden kaçınması, Anayasa Mahkemesi'nin de benzeri yönde kararlar vermesi masaya yatırılacak. Karar, Kart'ın lehine sonuçlanırsa, vatandaşın adalete erişemediği, adil yargılama hakkını, iç hukuk anlamında etkili başvuru hakkını da kullanamadığı, başvuru yollarının işlemez hale geldiği, mahkeme kararıyla hükme bağlanmış olacak.Bunun anlamı, hak ihlallerinin yarattığı sonuçların giderilmesi zorunluluğudur.Bunu uygulayacak olan da ülkemizin anayasal kurumlarıdır.
…***
Kazım Güleçyüz, 16 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Normalleşme diyorsanız...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“OHAL sürecinde yaşananların AB başta olmak üzere dış dünyada yol açtığı olumsuz algı ikide bir “George ve Hans’ın ne dediği bizim için hiç önemli değil” diyen Cumhurbaşkanı ve ekibi tarafından umursanmıyor gibi gösterilmeye çalışılsa da iktidarın dışarıyla ilişkilerdeki önemli isimlerinden Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek bu noktadaki sıkıntılara birinci derecede muhatap olan isimlerden biri olarak farklı konuşuyor.“Türkiye’nin en çok yanlış anlaşıldığı alan ne? FETÖ ile, bölücü terör örgütüyle mücadelede hukuk devleti ilkesinin, adaletin zayıfladığı, demokratik standartlardan Türkiye’nin geriye gittiği argümanı” diyerek bunu ifade ettikten sonra soruyor:“Darbe girişimi başarılı olsaydı hukuk rafa kaldırılmayacak; anayasa, demokrasi, herşey kesintiye uğramayacak mıydı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
…***
Bunu sorarken OHAL uygulamalarındaki hukuk dışılıkları es geçen Şimşek, bundan sonrası için şu “güvence”yi veriyor:
“Hukuk ve adalet için komisyon kuruldu. Biz bunlarla hukuk sisteminin ve demokrasinin işlediğini ortaya koyacağız. İyi bir iletişimle diyeceğiz ki Türkiye bir demokratik resesyona girmedi, hukuk devletini güçlendirme, pekiştirme ilkesi ve amacından uzaklaşmadı. Temel hak ve özgürlüklerde geri gitme gibi bir niyeti yok.”Zor dönemin geride kaldığını ve Türkiye’nin normalleşme dönemine girdiğini belirten Şimşek şimdi yapacakları şeyin, reformlara, demokrasi ve hukuk devletinde oluşturulan algıyı değiştirmek için güçlü bir iletişime ve doğru uygulamalara daha çok enerji harcamak olacağını söylüyor.
Ama sonu gelmeyen Bylock operasyonlarının pazarda domates satan veya hac için yola çıkan teyzelere yönelmesi, Şimşek’in bu sözlerini açığa düşürüyor.Normalleşme dönemine girildiyse bunlar ne? Ve on binlerce haksız tutuklama neden habire uzatılıp devam ettiriliyor?Ve böyle bir tabloda AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın “Davaların AİHM’e götürülmesi ve tazminatla karşılaşmak istemiyoruz” sözü bir sıkışmışlığın ve giderek artan bir tedirginliğin ifadesi değilse ne?