Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kadri Gürsel'den mesaj var: Ülke bekası tehlikede
Birgün:
12 ilde muvazzaf askerlere operasyon
Aydınlık:
FETÖ’nün iletişimi devam ediyor
Yeni Mesaj:
Esad zaferini ilan etti
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Faruk Çakır, 20 Ağustos tarihli Yeniasya gazetesinde, “Üniversiteli işsizler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Çok önemli dertlerimiz, problemlerimiz var, ama biz ayrıntıda boğulmuş vaziyetteyiz.İlk okuldan son okula kadar bir bütün olarak eğitim sisteminin yeterli olmadığını herkes ifade ve itiraf ediyor. Daha da önemli olan ve belki de yeteri kadar gündemi meşgul etmeyen bir mesele de gençlerin işsiz kalmasıdır. Geçen yıllarda iş bulmak için gençler haklı olarak okumaya teşvik edilirdi. Maalesef son zamanlarda üniversite mezunu olmak da iş için yeterli olmuyor. Bunun yanında iş beğenmeyenler de var elbette. Netice olarak iç içe geçmiş, çözülmesi kolay olmayan üst üste düğüm atılmış bir durumla karşı karşıyayız.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gençlerin karşı karşıya olduğu durumu gösteren bir haberde şu bilgiler yer alıyor: “Ekonomik durgunluk en çok üniversite mezunlarını vuruyor. Milyonlarca genç üniversiteye girmek için ter dökerken mezun olup diploma alanlar iş bulamıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun son verilerine göre 839 bin üniversite mezunu işsiz var. İşkur’a kayıtlı üniversite mezunu 595 bin 883 işsiz bulunuyor. Bunlardan 12 bin 238’i yüksek lisans, 832’si doktoralı. Üniversite mezunlarının işsizlikte bekleme süreleri giderek artıyor. Buna göre İşkur’a kayıtlı olan ve 1 yıldan fazla süredir hiçbir işte çalışmadan evinde bekleyen üniversite mezunlarının sayısı 160 bini geçti. İşkur’a başvuran üniversite mezunlarının sayısı her ay önemli ölçüde artarken işe yerleştirme oranı oldukça düşük kalıyor. İşkur’a bu yılın Temmuz ayında toplam 97 bin 465 üniversite mezunu iş için başvururken aynı ay kurum tarafından işe yerleştirilen üniversite mezunu sayısı 15 bin 651 oldu.”
Farkında mıyız bilemiyoruz, ama bu tablo başlı başına bir depremdir. İş beğenmeyenler bir tarafa, iş bulmak için yetkili makamlara müracaat ettikten sonra bir yıl bekleyen bir gencin halet-i ruhiyesini, ruh dünyasını düşünebiliyor muyuz?
Bu mesele çok ciddî bir meseledir ve Türkiye bu tabloyu değiştirmek, düzeltmek durumundadır. Çok geç kalmış olduğumuz meselelerden biri de çocuklarımızı vaktinde ve zamanında belli mesleklere yönlendirmemiş olmamızdır. Okul okumak elbette çok önemlidir, ama dünya şartları gösterdi ki tek başına yeterli değildir. Bu bakımdan sadece “Okusun, diplomasını eline alsın” anlayışı çok gerilerde kaldı ve kalmak durumunda. Çünkü artık diploma tek başına iş ve aş bulmaya sebep olmuyor. Bütün bu sıkıntılara bir de ‘torpil’ hastalığı ilâve edilmiş durumda ki o da ayrı bir dert. “Çalıştım, çabaladım, diplomamı aldım. Mesleğimi seviyor ve iyi şekilde de yapıyorum, yapabilirim. O halde iş bulurum” umudu da kalmadı. Araya başka ‘şartlar’ın da girmeye başlaması Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden biridir.Üniversite mezunu genç işsizler meselesi dolaylı olarak YÖK’ün de gündemine girmiş görünüyor. YÖK Başkanı Yekta Saraç, sanayinin geliştirilmesi ve üretimin desteklenmesine ilişkin kanuna yönelik olarak yaptığı açıklamada şöyle demiş: “Üniversiteli işsizler ile ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlardaki iş gücü yetersizliği, yakın dönemde ülkemizin önündeki en önemli ve öncelikli konuların arasında yer alacaktır. (...) Ülkemizde beceri odaklı insan kaynağına çok daha fazla ihtiyaç olmasına rağmen, bu ihtiyacı karşılayacak meslek yüksekokulları ve bu okullardaki programlara bugüne kadar yeterince odaklanılmamıştır. Bu yasal düzenlemeyle oluşturulacak kurulda, bu sürecin dış paydaşları ve sanayi de yer alacaktır.”
…***
Ceren Sözeri, 20 Ağustos tarihli Evrensel gazetesinde, “Medyada ‘fedai’ devri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Takip edenleriniz Türkiye’de medya sektörünün 2013’te yeni bir kırılma yaşadığına dair tespitlerime aşinadır. 15 Temmuz “lutfüyle” hızlanan bu yeni dönemin eskisinden en önemli farklarından biri medya sahipliği alanının artık tamamen şeffaf olmaktan çıkması. Şöyle ki artık bazı medya gruplarının sahiplerinin gerçekte kimler olduğunu bilmiyoruz ve bu bilgilere ulaşma şansımız da yok, tüm yollar iktidara sırtını dayayarak “ticari sır” gerekçesiyle kapatılmış durumda. Geçtiğimiz hafta Star gazetesi, Akşam, Güneş, TV 360 ve Kanal 24 sahibi medya kuruluşlarını sattığını duyurdu. Aşkın ömrü üç yıldır demeleri boşuna değilmiş Sancak’ın medya aşkı da aldığı ihaleler ve AKP MKYK’sine girmesinin ardından bitti. ES Medya’nın, henüz rekabet kurulu kararı olmasa da, Hasan Yeşildağ’a satıldığı duyuruldu. Yeşildağ kimdir, ne iş yapar, medya gibi her daim zarar eden bir alanda ayakta duracak sermayesi var mıdır, bilmiyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu ortam, gazeteciliğin fedailiğin en uzak noktasına düştüğünü yani denetim görevi olduğunu bilen, gerçekten gazetecilik yapmaya çalışanlar için kabusa dönüştü. Bir sabah kalkıp kendinizi gazetelerde hedef haline gelmiş olarak bulabiliyorsunuz. Gazetecilerin ve basın özgürlüğü davalarına destek veren avukatların bir de suç duyurusu mesaileri eklendi Çağlayan mesailerine.
Hapse giren gazetecilere bakıldığında yazdıklarının, söylediklerinin ötesinde sergiledikleri istikrarlı duruş nedeniyle orada oldukları çok net görülüyor. İddianamelerin hemen hepsinin altı boş, elle tutulur hiçbir delil yok, tüm sistem direnene diz çöktürmek, intikam almak üzerine kurulu. Geçtiğimiz hafta Murat Çelikkan’ın cezaevine “uğurlanışı” bu zamanların simgesi olmaya aday. Aynı “suçu” işleyen yüzden fazla gazeteci olmasına rağmen yalnızca Çelikkan’ın cezası” yeteri kadar pişmanlık göstermemiş olması” gerekçe gösterilerek ertelenmedi.
Yazdıkları yazılar ve tweetleri nedeniyle “FETÖ medya yapılanması” oldukları iddiasıyla yargılanan nisan ayı başında tahliye edildikleri gün yeniden gözaltına alınarak tutuklanan 13 gazeteciden 10’unun tutukluluğuna devam kararı verildi cuma akşamı. Aralarında Atilla Taş ve Murat Aksoy’un bulunduğu gazeteciler için tutukluluğa devam gerekçesi akıllara durgunluk verir cinsten “Darbe girişimi gibi olayların tekrarının yaşanmaması, kamu güvenliği ve milli menfaatlerin korunması”. Mahkeme başkanı karardan önce gazetecilere etkin pişmanlık hakkını da anımsattı.Gazeteciliği suç sayan zihniyet, gazeteciden de üstelik’ kendi belirlediği ölçülerde’ ‘yeteri kadar’ pişmanlık göstermesini talep ediyor. Karar öncesinde Mahkeme Heyetinin Başkanı Taner Akıncı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine değil vicdanlarına hesap verdiğini söylemiş. Öyle ya önlerinde tahliye kararını verdikten sonra açığa alınan bir önceki mahkeme heyeti örneği, arkalarında AİHM’den çıkacak tazminat kararları için ‘Neyse parası veririz’ güvencesi veren bir siyasi iktidar var.
…***
Yusuf Karaca, 20 Ağustos tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Türkiye’den toprak isteyen İsrail!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Irak, ABD’nin işgali sonunda bugünkü hale geldi. İkiye bölünmesiyle yetinmeyen ABD, Barzani’ye, “zamanı var, referandumu ertele” haberi yolluyor. Fakat “Barzani daha fazla bekleyemeyiz. Ancak tarihi biraz öteleriz, bunun içinde şartlarımız var…”diyor.Irak, işgal edildi sonuç bu… ABD'nin gizli bilgilerini sızdırdığı için, kaçarak Rusya'ya sığınan ABD Ulusal Güvenlik Dairesi eski mensubu ünlü ajan Edward Snowden, IŞİD'in ABD, İsrail ve İngiltere istihbaratı tarafından eğitilip desteklendiğini açıklamıştı.İŞİD'in bölgede İsrail'in güvenliğini tesis ettiğini söyleyen Snowden'a göre ABD, İngiltere ve İsrail istihbaratları, dünyadaki bütün terörü "eşek arısı yuvası" adlı bir strateji ile bir araya getirdiler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Nasılda bir merkezden emir almışçasına, doluştular Suriye’ye. Belli ki bu tesadüf değil, yılların projesi… Ayrıca; IŞİD Lideri Bağdadi'nin bir yıl boyunca MOSSAD tarafından yoğun bir askeri eğitim, dini kurslar ve konuşma becerisi kursları aldığını da yine bu ajan söylemişti. Bağdadi'nin Washington'daki bir görüşmede, eski senatör John MC Cain ile aynı fotoğraf karesinde yer aldığı, basına sızmıştı.El Bağdadi’nin 2004’te Irak’taki ABD denetimindeki bir hapishanede bulunduğu ve 2009’da buradan salındığı, hapishanenin eski müdürü Albay Kenneth King tarafından açıklanmıştı. Yani IŞİD, yüzde bin ABD malı!
Uluslararası üne sahip gazeteci yazar ve stratejik risk danışmanı William Engdahl da, IŞİD’in bir CIA/NATO projesi olduğunu söylüyor. Buraya kadar tamam... Peki, ABD’nin IŞİD ile savaştığı yalanına, şimdi kim inanır?Tabi ki sadece NATO kafalılar!.ABD’nin bölgede oynadığı oyunları ve AKP iktidarının, hem Barzani hem ABD için “her istediklerini vermelerine” bakarak, kahrolmamak elde değil. ABD, AKP’den vazgeçmeseydi, “eşikten süpürülmeselerdi”, bunların ABD’ye “stratejik ortak” demekten, vazgeçmeleri asla söz konusu olmazdı. Yine de ABD’nin yüzüne bakmaktan, önlerini göremiyorlar. Beyazsaray’dan bir el etseler, kendilerini damdan atacaklar!