Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Çanakkale'de 216 kişi Akşener'in partisine geçmek için MHP'den istifa etti
Aydınlık:
Bahçeli’den Yıldırım’ın sözlerine tepki
Birgün:
Kılıçdaroğlu Adalet Kurultayı'nda konuştu: Sen vatansever değilsin, FETÖ ne istediyse verdin
Yeniçağ:
Melih Gökçek'e KHK şoku
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Aydın Engin, 27 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kanun hükmünde reis kararnameleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Son iki KHK sessiz sedasız geldi. Ondan öncekiler de pek “sesli sedalı” gelmemişti ama bunlar başka. İçerikleri uzman olmayanların hemen kavrayabileceği gibi değil. Getirdikleri ise 67 yıldır çok partili parlamenter sisteme alışmış, kurumları buna uygun olarak düzenlenmiş bir Türkiye’yi çok köklü değiştiriyor. Hukukun, yargının, icranın ((Hükümet), yasamanın (Meclis), anlamsız ve işlevsiz kılındığı, hepsinin ve dolayısıyla siyaset ve ülke yönetimi bağlamında her şeyin tek adam’a bağlandığı yeni bir Türkiye getiriyor. Bu Türkiye’nin kalkanı da güvenlik bürokrasisinin de tek adama bağlanması ile sağlanıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Artı Gerçek haber sitesinde Yavuz Baydar ayrıntılı olarak yazdı. Fırsat bulun, bulamazsanız yaratın ve okuyun. Ayrıca idare hukuku alanında ülkenin en yetkin akademisyeni Profesör Metin Günday’ın aynı konudaki yazısını da okumanızda yarar var.
Eğer her iki yazıyı da okursanız dehşete düşmemeniz mümkün değil. Türkiye 2019’u beklemeden ve 2019’a kadar ortaya çıkabilecek bütün engelleri bir çırpıda yok eden bir yönetim sistemine şimdiden mahkûm ediliyor. Sonuçları bu kadar ürkütücü ve siyasal bağlamda riskli önlemlere neden ihtiyaç duyuldu? Cevap çok karmaşık ve uzun. Ama yine de yalın ve kestirme birkaç tespit mümkün.
AKP Reis’i tek ve mutlak iktidarına giden yolun engellerle örüldüğünün, bir yol kazasının mümkün olduğunun farkında. Bundan ölümüne korkuyor.
Partisi içinde yükselen çatırtıların onu başkanlığa götürecek yolu tıkayabileceğinden korkuyor. Muhalefetin son referandumda seçmenlerin sadece yarısının oyunu toplayabildiğini ve 2019’a doğru seçmen tercihinin AKP’nin ve kendisinin sonunu getirebilecek bir yörünge izlemesinin mümkün olduğunu görüyor.
Kürt siyasal hareketinin onca darbeye rağmen diz çökmeyişi, boyun eğmeyişi onu çileden çıkarıyor. Daha hunhar bir ezme, silme, kazıma politikasının ancak bu son KHK’lerin getireceği olanaklarla sağlanabileceği kanısında. Tek çare 2019’da hedeflediği noktayı iki yıl öne çekmek, şimdiden 2019 koşullarını yürürlüğe sokmak.
Kısaca: KHK’lerle yönetilen bir ülke olmak yetmiyor; bu Erdoğan’ı kesmiyor.Burjuva demokrasisinin temel ilkelerini bile umursamayan, devlet aygıtının bütün bileşenlerini tek elde toplamaya yönelmiş bu pervasız adım Erdoğan’ın düşlerini süsleyen bir rejimin kapılarını ardına kadar açacak mı yoksa onun siyasal yaşamını bitirecek bir siyasal körlük anlamına mı geliyor? Bilmiyorum. Sessiz sedasız atılan bu adım henüz pek taze olduğu için bilen olduğunu da sanmıyorum.
…***
Ahmet Bican Ercilasun, 27 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın Antalya'da, AKP İl Danışma toplantısında Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelttiği suçlama çok tartışıldı. Erdoğan'ın sözleri şöyle:"Bunların derdi, ülkeyi karıştırmak. Ana muhalefetin başındaki zat, hâlen ülkesinin aleyhine işlediği bir suçtan dolayı cezaevinde bulunan milletvekiliyle ilgili konunun, kendisine kadar ulaşmasından endişe ettiği için şimdiden ön almaya, suyu bulandırmaya çalışıyor. Eğer yakında bu içeride olan zatla alakalı Kılıçdaroğlu'nun bağlantısı çıkarsa şaşmayın haa! İçeriden değişik haberler alıyorum. 'Buradan çıktım, çıktım; çıkmadığım takdirde açıklamalarda bulunacağım' diyor içerideki zat." Kendinden geçercesine bir hırsla söylenen, içeriği kadar vurgu ve tonlaması da insanları ürküten bu sözler siyaset çevrelerinde ve basında haklı olarak bir kaygı, bir şüphe uyandırdı: Acaba Ana Muhalefet Partisinin lideri Kemal Kılıçdaroğlu da tutuklanır mı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aynı zamanda iktidar partisinin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bugüne kadarki tutumunu dikkate alanlar bu tür kaygılarını dile getiriyorlar. "Ondan her şey beklenir, yapar mı yapar" anlamına gelecek yorumlar yapıyorlar. Bazıları da bu kadar ileri gidilemeyeceğini düşünüyorlar. İşin yargıya ait olduğunu ileri sürüp yargının bağımsızlığından dem vuranlar da var.Olağanüstü hâl uygulamalarının nasıl yürütüldüğü ortada. Hiç kimse yarınından emin değil. Suçunuzun ne olduğunu öğrenmeden kendinizi hapishanede bulabilirsiniz. Henüz deliller tamamlanmadı, gerekçesiyle aylarca, hatta yıllarca tutuklu kalabilirsiniz. İnsanlar endişe içinde. Kamuoyu araştırmalarına göre yargıya güven çok düşük. Yıllarını FETÖ ile mücadeleye vermiş yazarlar, gazeteler dahi töhmet altında.Peki, AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın bu sözleri başka nasıl yorumlanabilir?Haydi aklıma geleni söyleyeyim: Yeni kurulacak partinin, Meral Akşener'in, Ümit Özdağ'ın başına bir takım işler açmak. Onları suçlamak ve tutuklatmak. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden korku yaratıp yeni kurulacak partinin önderlerinin tutuklanmasına toplumu razı etmek. Hiç olmazsa ana muhalefetin lideri tutuklanmadı, hissini uyandırmak.Paranoya mı? Bu soruyu sormadan önce uygulamalara ve konuşulanlara bakar mısınız? Hepimize, hepinize "Bu kadarı da olmaz!" dedirten ne kadar çok uygulama, ne kadar çok konuşma ve suçlama var! Bütün bunlar ortada iken insanları paranoyak olmakla suçlamanın artık bir kıymet-i harbiyesi kaldı mı? Her şey söylenebilir, her şey olabilir. Bir takım insanlardan her şey beklenebilir. Siyaset şirazesinden çıkmıştır, çıkarılmıştır.Yeni partinin önünün kesilme ihtimaline dair bir takım tahminler zaten ortalıkta dolaşmaktadır. Basın yayın organlarında bunu dile getirenler de vardır. Siyaset şirazesinden çıkmıştır ve işte, tam da bu sebepten ok da yaydan çıkmıştır. Hedefine hızla gitmekte olan oku kimse durduramayacaktır. Ok hedefine ulaşacak ve siyaseti rayına sokacaktır.
…***
Muharrem Bayraktar, 27 Ağustos tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Siyaset, feraset ve hamaset”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünya Adalet Projesi’nin (JWP) hazırladığı Hukukun Üstünlüğü Endeksine göre 119 ülke arasında 99. sıradayız. Bizim gerimizde, hukukun üstünlüğü karnesi kötü olan 20 ülke var.Temel haklar sıralamasında 96. sıradayız.ABD’nin Maryland Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2016 yılında 13 bin 400 terör saldırısı yapıldı; Türkiye, Irak ve Afganistan’dan sonra en çok terör saldırısı yapılan 3. ülke oldu.Türkiye, gelir adaletsizliği bakımından dünya beşincisi. Avrupa Birliği ülkeleri arasında ise birinci sıradayız. Daha net söyleyelim Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk dilim ile en fakir yüzde 10 dilim arasındaki 12.6 kat fark var. Bu rakamlar, TÜİK’in verileri.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yolsuzlukla mücadelede dünyanın önde gelen sivil kuruluşlarından olan Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün araştırmasına göre yolsuzluk sıralamasında 176 ülke arasında 75. sıradayız.Üniversitelerin seviyesini ve bilimsel çalışma performansını değerlendiren ve İngiltere’de 1971’den bu yana yayımlanan, dünya genelindeki binlerce üniversiteyi kapsayan yıllık endeks yayınlayan Times Higher Education Dergisi’nin son sıralamasına göre ilk 400’e hiçbir Türk devlet üniversitesi giremedi.Üniversitelerimiz sınıfta kaldı. İTÜ, Boğaziçi, ODTÜ gibi üniversiteler bile liste dışı.Birleşmiş Milletler’in yaptığı mutluluk araştırmasına göre 155 ülke arasında 69. sıradayız.Yani insanımız ‘mutlu’ değil!Bu yazı moralinizi bozmak için kaleme alınmadı.“Okuduğumuzu anlayalım” diye kaleme alındı.Çocuklarımızın eğitimi kötü, üniversitelerimiz dünyanın gerisinde, gelir dağılımındaki eşitsizlikte dünya rekoru kırıyoruz, terör saldırıları en çok bizi vuruyor, çok ciddi yolsuzluk iddiaları olan bir ülkeyiz, adalet tablomuz felaket.Eğitimden adalete, güvenlikten ekonomiye, bir ferdi olduğumuz uluslar arası camianın önümüze koyduğu bu verileri “Ey Batı, yalan konuşuyorsun! Al o verileri gözüne sok!” diyerek reddedebiliriz ama bence biraz sağlıklı düşünmekte fayda var.Zaten bu tablo için, uluslararası verilere ihtiyaç yok!Siyasetteki metal yorgunluğu konuşurken, ferasetteki metal yorgunluğunu da konuşmakta fayda var. Bu gemide hep birlikte yaşıyoruz. Gemide meydana gelecek en küçük bir delik hepimize zarar verecek.Hataları ve eksikleri onarmak, bunları bize karşı bir saldırı bahanesi olarak kullananları susturmak bir erdemdir.O halde hamaseti bırakıp feraseti baş tacı yapalım.