Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: NATO Afganistan’da sivilleri vurdu: 13 ölü, 7 yaralı
Cumhuriyet:
Güneydoğu’da sürgün sayısı 1000’e çıktı
Evrensel:
Memur-Sen’in sözleşmesi emekçiyle dalga geçiyor
Yeni Mesaj:
Avrupa ile gerilimin Türkiye’ye maliyeti 20 milyar Euro'yu bulabilir
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet İnsel, 29 Ağustos tarihli, Cumhuriyet gazetesinde, “Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçen cuma günü, uzun bir tatil öncesinde yayımlanan OHAL korumalı iki KHK’den ikincisi, 694 sayılı olanı, 2019’da yapılacak seçimden itibaren yürürlüğe girmesi gereken “Cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemi”ne şimdiden uyum sağlamayı mı sadece amaçlıyor? 2019’da, cumhurbaşkanı seçiminin ardından, başbakanlık makamı kendiliğinden lağv olacağı için, başbakanlık yetkilerini de devralacak cumhurbaşkanına MİT otomatik olarak bağlanacaktı. Önceden uyuma neden ihtiyaç olsun? Bunu şimdi yapmaktaki esas amaç, AKP Genel Başkanı’nın seçim öncesinde MİT’i doğrudan ve mutlak denetimi altına alarak, bütün otokrasilerde olduğu gibi, her şeyden önce kendi konumunu ve yakın çevresini koruma altına alma amacı gütmektir. Yalnız muhalefeti değil, iktidar partisi ve müttefiklerini de polis devletinin denetimi altında tutmak, seçimi “güven altına almak” esas amaçtır. Buna 26 Ağustos tarihli yazıda işaret ettik.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Meşum KHK’nin yürürlüğe soktuğu bir başka değişiklik, bu amacı daha açık biçimde ele veriyor. Önce bir anımı aktarayım. Geçen aylarda, muhalefet partisinden bir belediye başkanı ile konuşurken, belediye başkanlarının yurtdışı seyahatlerine, birkaç istisna dışında, izin verilmemesi konusu açıldı. Bunun muhalif belediyelere başka bir baskı aracı olduğunu söylediğimde, muhatabım, esas hedefin AKP’li belediye başkanları olduğunu söylemişti.
Son KHK ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, seçimler öncesi veya sonrasında işledikleri suçlardan dolayı milletvekilleri hakkında resen soruşturma açması yetkisi verildi. Bundan böyle, nerede işlenmiş ve ne türde olursa olsun, bu suçlar Ankara’da soruşturulacak, bu iş için özel olarak görevlendirilecek bir ağır ceza mahkemesinde davalar görülecek. Bu değişikliğin milletvekili dokunulmazlığını fiilen lağv ettiği gibi, yalnız muhalefet değil, bütün milletvekilleri üzerinde büyük bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanılacağı açık. Bu değişikliğin önemli bir amacı, belediye başkanları örneğinde bana hatırlatıldığı gibi, önümüzdeki seçimler öncesinde AKP ve MHP içinde, Reis’e karşı çıkacak milletvekilleri üzerinde de böyle bir yakın ve açık tehdidin bulundurulmasıdır. Bugün “FETÖ ile iltisaklı” olma iddiası için kullanılan “suç delilleri”nin büyük çoğunluğu, istendiği an, muhtemelen AKP milletvekillerinin ezici çoğunluğuna yöneltilebilir.
Suç icat etme kapasitesinin artık neredeyse sınırsız olduğu Yeni Türkiye yargısında, özel yetkilendirilmiş başsavcılık ve ağır ceza mahkemesi, yukarıdan verilecek emri “tak-şak” anlayışıyla hemen yürürlüğe koyacaktır. HSK bunu sağlamak için yeniden yapılandırıldı. Dolayısıyla, son KHK yürürlüğe girdiğinden beri artık sadece muhalefet değil, iktidar ve müttefikleri de tek adam ve teşkilatının tehdidi altındadır. Bu tehdit, gelecek seçimde aday gösterilmemek geleneksel tehdidini kat be kat aşıp, milletvekili iken kendini mahkeme önünde ve belki cezaevinde bulma tehdidine dönüşmüş durumda. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden beri, bir parti devleti kurulması projesi giderek hızlanarak hayata geçiriliyor. Söz konusu olan, aslında parti devleti kurulması da değildir. Parti, devlet ve hükümet başkanlığını şahsında birleştiren kişinin devletinin kurulmasıdır. İstihbarat örgütünün ve giderek diğer bütün asli devlet kurumlarının yönetim ve denetiminin bir kişinin elinde toplanması bunun açık ifadeleridir.
…***
Ergun Kaftancı, 29 Ağustos tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AKP'nin kâbusu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kendi çıkarını partinin ve ülkenin çıkarının önünde tutan yönetici olamaz diyen, bu kategoriye girdiği için herkesten önce partiden ayrılmak zorundadır. Bu koşul sadece iktidar partisi için değil, ülkenin yönetimine talip olan her siyasal yapıda, kişisel çıkar peşinde koşanlar için de geçerli. Böylelerine hiçbir çatı altında siyasal hayat hakkı verilmemeli... Türk siyaset hayatı 2 binli yıllara gelene kadar, bir iki isim dışında hiçbir siyasetçinin millî çıkarların önüne kişisel çıkarlarını koyduğuna tanık olmadı... bin yılıyla birlikte kişisel çıkarını ülke çıkarının önüne koyan siyasetçi tipi türedi... İktidar partisi bu tiplerle dolu ki Genel Başkan Tayyip Erdoğan MKYK toplantısında gayet sert bir şekilde uyarıda bulundu ve AKP'de kişisel çıkar peşinde koşanların yeri olmadığını söyledi...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu uyarıya rağmen kişisel çıkarının hâlâ peşinde koşan ve ülke çıkarını dikkate almayan tipler var... Hatta bakanlar var; bir bakanın kardeşi önemli bir devlet kurumunun başkanı... Bakan, kendi müsteşarını görevden aldı, başkan olan kardeşinin yardımcısını kendisine müsteşar yaptı... Bir diğer kardeşinin de büyükelçi olarak atanmasını sağladı... Bu bir örnek; deşildiğinde kişisel çıkarlarını öne taşıyan daha başka isimlere de rastlanabilir... Partideki çöküşün nedeni diye metal yorgunluğunu göstererek kimsenin söylemeye cesaret edemediği gerçeği açıklamak da Erdoğan'a kaldı. Bu ikrar, iktidar partisinde görevli eşhasın yönetim tarafından robot olarak algılanıp kullanıldığının ifadesidir. Robot haline getirilen insanların bir kısmı iktidar partisinden kopunca il ve ilçe teşkilatları da el değiştirme sürecini yaşamaya başladı... Nitekim parti sözcüsü Mahir Ünal son iki yılda 200'den fazla insanın AKP'deki görevlerinden istifa yoluyla ayrıldıklarını doğruladı... Yaprak dökümü devam edecek gibi... Aynı toplantıda Erdoğan, teşkilatlarda gençlerin ve kadınların görev almalarını istedi; böylece partinin geleceğe daha dinamik biçimde yürümesini planladığı belli oldu... Öyle anlaşılıyor ki Erdoğan'ın en büyük korkusu 2019'a, gücünü epey kaybetmiş ve yıpranmış bir yapı olarak girmek... Bu ihtimal günden güne kuvvetleniyor... Bu gidişi engellemek ise teşkilatları yenilemekle mümkün, Erdoğan onu yapmak istiyor... 2019'da AKP sandıktan birinci parti olarak çıksa da tek başına iktidar olamayacak, Erdoğan da ikinci kez cumhurbaşkanı seçilemeyecek... AKP'lileri perişan eden karabasan işte bu! Halkın gözü açıldı; ülkenin gerileme sürecine AKP iktidarının yanlışları yüzünden sürüklendiğini neredeyse görmeyen kalmadı... 2019 değişim yılı olabilir...
…***
Saygı Öztürk, 29 Ağustos tarihli Sözcü gazetesinde, “İddianamenin siyasi baskı bölümü niçin kısaltıldı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Ankara Cumhuriyet Savcısı tarafından Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne gönderilen 6 Ağustos 2016 tarihli yazıyı ve bu yazının iki sayfalık eklerini açıkladı. Konu, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin önemli isimlerinden Adil Öksüz'ün uçak yolculuklarıyla ilgiliydi. Herkesin bir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlık Numarası bulunur. Bir karışıklık olmaması için cumhuriyet savcısı yazının hemen girişinde “FETÖ'nün Hava Kuvvetleri imamı olduğu değerlendirilen 491625… T.C. kimlik no.lu Adil Öksüz” diyor ve Öksüz'ün 8 Şubat 2011 ile 7 Aralık 2016 tarihleri arasındaki Türk Hava Yolları'na ait uçuş bilgilerini Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne gönderiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Onlardan, Adil Öksüz'ün ABD'ye gittiği uçaklarda bulunan yolcuların isim listesini istiyor. Savcılık yazısının ekinde yaklaşık iki sayfa Adil Öksüz'e ait uçuş bilgileri var. Şimdi itiraz sadece 18 ve 31 Temmuz'da yapılan yolculuklardaki Adil Öksüz'ün başka Adil Öksüz olduğudur. Eğer ortada bir hata varsa bunun sorumlusu Bülent Tezcan değil. Haksızlık yapılmasın. Adil Öksüz'ün, Hava Kuvvetleri imamı olduğu darbe girişimi öncesinde hazırlanan iddianamelerde de, 2014 yılında alınan ifadelerde de geçiyor. Darbe girişimi sonrasında da serbest bırakılıyor. Elinizdeki Adil Öksüz'ü bırakıyorsunuz, sonra ara ki bulasın… “Uçtu mu, uçmadı mı, gitti mi, gitmedi mi? O Adil mi, başka Adil mi?” diye konuşur dururuz da vatandaşlık numarasıyla sorulan Adil Öksüz'ün uçuş bilgilerinin arasına başka Adil Öksüz'ün adının nasıl girmiş olabileceğini merak etmez misiniz? Bugün Adil Öksüz için üç olasılık var: Ya bu kişi hâlâ Türkiye'de, yurtdışına çıkamadı. Ya da bir yolu bulunup yurtdışına kaçırıldı. Son olasılık ise konuşmasından korkanlar, Adil Öksüz'ü öldürdü.