Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Irak Şiilerinin lideri: Referandum sorunları çözmeyecek
Birgün:
CHP'li Murat Emir: Milletvekillerine yönelik operasyondan kaygılıyım
Cumhuriyet:
CHP'li Tezcan'dan Erdoğan'a yanıt: Biz işlem yaptık, sen kol kanat gerdin
Evrensel:
Mağdur Hakları Yasa Tasarısı, kadınları ‘mağdur’ edecek
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Rahmi Turan, 3 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “Yeni cezaevleri ve Bodrum” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu iktidarın en başarılı olduğu şey yeni hapishaneler inşa etmek ve bu hapishaneleri insanlarla doldurmak! Cezaevlerindeki doluluk oranı müthiş… Yeni tutuklulara yer bulunamıyor! Birçok cezaevinde spor salonlarına bile yatak serilmeye başlandı. AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılında 50 bin civarında olan tutuklu ve hükümlü sayısı bugün 224 bin 878'e çıktı. Bu nedenle ülkede hiç durmadan cezaevi inşa ediliyor! Geçtiğimiz ağustos ayında 10 yeni cezaevi için “davetli ihaleler” yapıldı, anlaşmalar imzalandı ve bunun sonucunda yüz milyonlarca lira yandaş müteahhitlerin cebine akıtıldı! Devlet bütçesindeki açıklar da aynı oranda büyüdü tabii…Yeni cezaevlerinin de kısa zamanda tutuklu ve hükümlülerle doldurulacağı kesin. Neden mi? Ülkede suç oranlarının yükselmesinin yanı sıra, tutuklamanın istisna olmaktan çıkarılıp yaygın bir uygulamaya dönüştürülmesi nedeniyle cezaevleri yetmez hale geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye'de 381 ceza infaz kurumu, yani hapishane var. Toplam kapasite 202 bin 676 kişi… Oysa tutuklu ve hükümlülerin şu andaki sayısı 224 bin 878… Kapasitenin üstündeki 22 bin 202 tutuklu ve hükümlü yerlerde yatıyor. Henüz yargılanmayan ya da yargıları devam eden tutukluların sayısı 85 bin 105… Haklarında henüz mahkûmiyet kararı yok… Yargılama sonunda bunlardan on binlercesi belki de beraat edecek… Öyle olduğu halde onlara “peşin ceza” veriliyor. Peki, hukuk bunun neresinde? Hukukun derin yara aldığı bir ülke haline geldik ne yazık ki! Cezaevi sayıları hızla artan Türkiye nasıl barışın, huzurun, kardeşliğin adresi olacak? Bunu bir anlatsalar da, millet öğrense! Günümüzün iktidarı, Türkiye'nin incisi Bodrum'a büyük ilgi ve özen gösteriyor. Fakat bu ilgi, turizmimizin gelişmesi için değil! İçeri atılacak tutuklular için! İktidar, Bodrum'da yeni bir cezaevi yapımı için kolları sıvadı ve kesenin ağzını açtı. İnşa edilecek modern cezaevi için yandaş bir müteahhit ile 83 buçuk milyon liraya anlaşma imzalandı. Kısa zamanda bitirilmesi planlanan modern cezaevi Bodrum'lulara hayırlı olsun Bir de “AKP iktidarı Bodrum'u düşünmüyor” diyorlar! Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan “Bağımsız ve tarafsız bir yargının olmadığı yerde hukuk devleti yoktur” diyor. Bu sözler kitabî olarak doğru… Hukuk fakültelerinde böyle okutuluyor. Peki, ülkemizdeki durum ne? Mesela Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, Danıştay Başkanı Zerrin Güngör'ün sözlerine ne diyor? Danıştay Başkanı'nın medyada yer alan açıklamalarından bir bölümü şöyle: “CHP, Adalet Kurultayı'ndan sonra yayınladığı bildirgeyle ne yapmaya çalışıyor? Aslında ben biliyorum. Tek başlarına güçlü siyaset yapamadıkları için eskiden onların imdadına yargı yetişiyordu. Şimdi artık yargı bunu yapmıyor. O nedenle rahatsızlar!” Ülkenin önemli bir mahkemesinin başkanına yakışıyor mu bu? Hani yargı bağımsız ve tarafsız olmalıydı? İktidar partisi bile CHP'nin Adalet Kurultayı'na böyle yüklenmemişti! Danıştay Başkanı Zerrin Güngör'ün “Tarafsız ve bağımsız” yargıdan anladığı bu ise, ülkede hukuk bitmiş demektir. Bir de “Yargıya neden güven azaldı?” diye soranlar, bu konuda anket yapanlar var! Güven erozyonunun sebebi bazı hâkimlerin tarafsızlıktan uzaklaşmalarıdır. Danıştay Başkanı gibi yüksek bir yargıç, tipik bir partizan gibi davranırsa yargıya güvenin artması mümkün mü?
…***
Faruk Çakır, 3 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yerli ve millî insafsızlık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bazı şeyler vardır ki yerli ya da yabancı olması pek fark etmez.Özünde, esasında iyi ise iyi, kötü ise kötü demek lâzım. Meselâ haksızlık, adaletsizlik ve zulmün ‘yerli’si ya da ‘yabancısı’ olur mu? ‘Yabancı zulüm’ kötü de ‘yerli zulüm, haksızlık, adaletsizlik’ iyi olabilir mi?Günümüzün ‘bir kısım medya’sı hem överken hem de kötülerken ölçüyü kaçırmış vaziyette. Her hadiseye toptancı anlayışla yaklaşıp ‘ya hep ya da hiç’ ölçüsüyle daha doğrusu ölçüsüzlüğüyle hareket ediyor. Tabiî ki böyle yapınca kendi içinde de tepki almış oluyor.Çok misalleri olan bu yaklaşım, geçen gün bir yazıya şöylece konu oldu: “Kangaldan polis köpeği olur mu?Olmaz! Çünkü bu işin, uygulamayı savunan yetiştiricilerin söylediği gibi ‘yerlilikle ve millilikle’ bir alâkası yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yerli ve millî meselesi gündeme geldiğinde nerede duracağı belli olmuyor. Başka bir habere göre de artık bundan sonra bir anlamı da ‘korsan’ olan ‘hacker’lar da yerli ve millî olacakmış. Haber şöyle: “‘Yerli ve millî hacker’lar geliyor. Ülke güvenliğini ve dev şirketleri tehdit eden bilgisayar korsanlarına ‘siber ordu’ dur diyecek. 20 bin gencin eğitimi ilkokuldan başlayacak.”
Bazı kavramlar var ki onları aşındırmamak daha iyidir. Olur olmaz her şeye yeni isim ve ünvanlar vermek gerçekte bir fayda verir mi? Teknolojik saldırılar karşısında tedbir almak için yapılan ya da yapılacak bir çalışmayı illa ‘millî’ etiketiyle sunmanın gereği var mı? Hem bu isimleri vermekle mesele çözülmüş oluyor mu? Bildik bileli okullarımızda ‘millî’ eğitim verilir, ama ortaya çıkan tablodan memnun olan var mı? Demek ki isimlerin ve resimlerin değişmesiyle hakikat değişmiyor. Özünde ve esasında iyi olmayana ne ad verilirse verilsin dertlere çare olmaz.
…***
Çiğdem Toker, 3 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yüksek yargı ne kadar ‘yüksek’”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yıl 2014’tü. Kamuoyu nezdindeki tanınırlığı, yargıç cüppesinde bağımsızlığı simgeleyen düğme ve iliği aradığı o görüntüyle arttı. Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün yargı bağımsızlığına farklı bir boyut getirdiği ikinci kare, 2016’da geldi. Çaykur’un Rize’de düzenlediği çay hasadına Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile birlikte katılmıştı. Bu görüntünün doğal sayılması gerektiği konusunda açıklamalar ve beraberinde epeyce bir rıza üretim haberi yapıldı. Danıştay Başkanı’nın kızının Saray’da uzman olarak görevli olduğu, şaibeli referandumun hemen ardından da -kamuoyuna “VIP hâkim” olarak yansıyan- atamasının yapıldığı haberlerine ise yalanlama gelmedi. Keza damadının da Saray’ın müteahhidi de olan holdingin sağlık yatırımları alanında faaliyet gösteren şirketteki yöneticiliği de öyle. Söz konusu şirketin, Hazine’yi borç altına sokan şehir hastanelerinin aktörlerinden biri olduğu ise konu dışı...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Memleket havadisleriyle haşır neşir herkesin hafızasında iz bırakmış bu kısa tarih, Güngör’ün Habertürk yazarı Nagehan Alçı’ya yaptığı açıklamayla taçlandı. Danıştay Başkanı yargının hiç bu kadar bağımsız olmadığını söyledi.Evet, keyfi tutuklamaların o dönemi yaşamış herkesçe söylendiği gibi 80 darbesi sonrasını aştığı, binlerce kişinin bir yılı aşkın zamandır parmaklıklar ardında tutuklu, iddianame beklediği bir ülkede etti bu lafı Yüksek Yargı Organı Başkanı. CHP’nin Adalet Kurultayı’nın ardından yayımladığı bildirgeyle ne yapmaya çalıştığını sorup, politik eleştiri yaptığı, bugüne kadar hiçbir kararlarıyla ilgili telefon, telkin almadıklarını belirttiği, hülasa her kelimesinden hukuk, adalet ve tarafsızlık ışıkları yükselen bir açıklama. Bu dimağları durduran açıklama karşısında ya susar ya da sorular sorarsınız. Mesela biri buradan gelsin: Tarihsel olarak bulunmayan düğmenin arandığı, yürütmenin başı ile çay hasadına katılındığı, aile fertlerinin Saray çevresinde bulunabildiği bir makama bir de telefon mu edilmeliydi? Zühtü Arslan başkanlığındaki Anayasa Mahkemesi’nin OHAL KHK’lerini denetim dışı bırakarak yaygın ve çok katmanlı mağduriyetlerin önünü açtığı kararın ardından, Güngör’ün yargı bağımsızlığı güzellemesi yaptığı bu ülkede “yüksek yargı” diye bir kavramdan söz etmek, arkaik bir alışkanlıktan öte anlam taşımıyor.
“Yargının hiç bu kadar bağımsız ve tarafsız olmadığı” Türkiye’de, 3 bine yakın çocuk cezaevinde.