Eylül 04, 2017 08:58 Europe/Istanbul

Vatan: Rusya ve Çin'den flaş Kuzey Kore kararı

Aydınlık:

ABD’deki 3 Rus diplomatic temsilcilik boşaltıldı

Evrensel:

Demokrasi mücadelesinde ortaklık başarılmalı

Yenişafak:

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Arakan'da yaşananlara Batılı ülkelerin sessiz kalmasını eleştirdi.

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Orhan Uğuroğlu, 4 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçim mi, rejim mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yazarlar, düşünürler ve siyasiler 2019'un Mart ayında yerel, Kasım ayında Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili ortak seçimine hazırlanıyorlar.Bu 3 seçimin ortak bir yönü olacak ki o da 16 Nisan Anayasa değişikliği referandumunun rövanşıdır.2019'da rejim tartışması seçim propagandalarının önüne geçecektir.AKP ve MHP cephesi açısından ele alalım öncelikle konuyu.AKP yerel seçimlerde Kasım ayında yapılacak ortak seçimleri de dayanak göstererek "Cumhurbaşkanı + Meclis + Yerel Yönetim" üçlüsünün tek partiye verilmesi durumunda vatandaşa daha büyük hizmetler gideceğini anlatmak için seçim meydanlarına çıkacak, "Başkanlık isteyenler yerel yönetimleri de AKP'ye verin" diyecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AKP 16 Nisan'da kaybettiği Ankara-İstanbul ve İzmir başta olmak üzere büyük illeri kaybetmemek için büyük çaba gösterecektir.MHP ve Devlet Bahçeli ne yapacak derseniz, "yukarısı bıyık, aşağısı sakal" derim. 16 Nisan'da AKP'ye baston görevi yapan MHP eğer başkanlık rejimine itiraz ederse kendisi ile ters düşer, desteklese yüzde 75'i kayıp giden seçmeninin kalanını da kaybeder.Bu ikilem MHP için en büyük sınav olacaktır.Gelelim CHP'ye.3 büyük ilde önemli adaylar çıkararak AKP'ye büyük bir darbe vurmayı hedefliyor Kemal Kılıçdaroğlu.Ancak parti içinde o kadar çok parça var ki yerel seçimde çıkarılacak adaylarda uzlaşma sağlanması zor görülüyor.CHP'nin diğer bir zorluğu da Cumhurbaşkanı adayının belirlenmemesinden kaynaklanıyor.Yerel seçimden önce mi sonra mı açıklanması tartışması parti içinde hâlâ netliğe kavuşmuş değil.2019 seçimlerinin en önemli çıkışını ise kuşku yok ki Meral Akşener önderliğindeki yeni merkez parti yapacak.Partinin ilk büyük sınavı da yerel seçimlerde olacak.Türkiye genelinde yerel seçimlere katılacak yeni bir partinin il, ilçe ve belde belediye başkanlarını belirlemesindeki zorluk Koray Aydın gibi teşkilatçı bir genel başkan yardımcısı ile kolaya dönüşebilir.Burada en önemli husus kurucular kurulu sonrası parti genel merkezinde oluşacak Başkanlık Divanı'ndaki isimlerdir. Kadro çalışmasının yeni parti için önemi partinin kurulması felsefesinde ortaya konan siyasi yelpazenin her köşesinde bulunma fikridir.Ülkenin birlik ve beraberliğini savunan tüm eğilimleri kucaklayacak partinin genel merkez yapısı ile yerel seçimlerde gösterilecek adayların kimlikleri başarı kazanmak için çok büyük önem taşır.Gelelim 3 Kasım 2019'da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili ortak seçimine ki işte bu açıdan şu soru gündeme oturacaktır;Seçim mi, rejim mi?16 Nisan anayasa değişikliğinin rövanşı için partiler seçim meydanlarına çıkacaklar.AKP ve MHP Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen Başkanlık ya da tek adamlık rejimini savunacaklardır.CHP ve Yeni Merkez Parti ise şimdiden açıkladı ki bu seçimi adayları kazanırlarsa demokratik parlamenter rejime dönülecektir.16 Nisan'ın rövanş karşılaşması için slogan nettir hedef tektir; seçim mi, rejim mi?

…***

Bülent Falakaoğlu, 4 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Genç yönelim: Para in ekonomi out!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Anlaşılan gençler açısından para gözde ama ekonomi değil! Üniversite tercih verileri bizi bu sonuca götürüyor.Üniversitelerde 273 bin kontenjan boş kaldı.Gençler kendileri açısından gelecek görmedikleri bölümlere pek rağbet göstermediler.İlgi gösterilmeyen bölümlerin başında işletme ve iktisat var. En fazla boş kontenjan bu bölümlerde.Oysa benim öğrencilik dönemimde bunlar en çok tercih edilen bölümlerdi. Ne de olsa, Özal’ın açtığı yolda kamu gözden düşmüş piyasacılık tavan yapmıştı.Şimdi işler değişti.Ekonomi okumak önemini yitirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Esneklik diye güzellenen...Güvencesiz, geçici çalışmayı meşrulaştıran...‘Piyasacı dönüşümün’ geldiği noktada piyasacılık değil tam tersi devlete ‘kapağı atmak’ revaçta.Gençler daha ‘kazanç garantili’ gözüken bölümleri tercih ediyor. En az boş kontenjanın olduğu bölümlerin eczacılık ve diş hekimliği olması bundan.İlgi alanına uygun bilgi ile donanmak...

Bilimsel bilgi edinmek...Üniversite eğitimine benzeri anlamların yüklenilmesinden çoktan vazgeçildi.Bilgiye değer verilmeyen bir ülkede, gençlerin ilgi alanına uzak olsa da, para kazanacakları bir bölüme yönelmesi anlaşılır bir durum.Lakin ortada büyük bir sorun var.Para kazanmak, sınıf atlamak üzere okuma yaygınlaşıyor ama günlük hayatta buna uygun bir sonuç alınamıyor.Özel sektörde çalışma çok ağırlaşıyor ama çalışanların maaşı artmıyor.Orta ve ortanın üstü sınıfta yer alan çalışanların maaşı eriyor.Yani okumanın maaşlarda karşılığı giderek eriyor.Ücret ve maaş aralığının 1500-3000 TL arasına sıkıştığı bir ülkede okumuş olmakla okumamak arasında bir fark kalmadı.Avukatı da mühendisi de özel sektörün elinde, piyasanın acımasız çarklarında bir bir öğütülüyor.Sadece çalışma koşuları ağırlaşırken maaşların düşmesi değil sorun.Gençlerine iş veremeyen bir ekonomi gerçeği var ortada.Her 4 gençten biri işsiz.Her 4 gençten biri ise aylak. Yani ne işte, ne eğitimde, ne askerde.En hızlı artan işsizlik oranına üniversite mezunları sahip. Oran yüzde 9’lardan yüzde 12’lere gelmiş durumda. Bu da demektir ki üniversiteli işsizliğindeki oran yüzde 30 artmış.Ülke ekonomisi iş verdiğinde de, üniversite mezunlarına nitelikli iş veremiyor. Garson ekonomisinin, Taşeron Cumhuriyetinin doğal sonucu

…***

Süleyman Kösmene, 4 Eylül tarihjli Yeniasya gazetesinde, “Kahraman Arakan’ı tanıyor muyuz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şu zulüm gören Arakan Müslümanlarını ve zalim Myanmar ülkesini bir parça tanıyalım mı?İnançlarında sebat ettikleri için yıllar yılı zulümle, kanla iç içe yaşayan Arakan, Burma veya Birmanya adıyla da bilinen Myanmar’a bağlı bir dağlık bölgenin adıdır. Myanmar, Asya’nın güneydoğusunda Çinhindi yarım adasında bulunan bir ülkedir. Hindistan, Bengladeş, Çin, Laos ve Tayland ile komşu olan ülke, batıdan Bengal Körfezi ve Andaman denizi ile çevrilidir. Yaklaşık elli üç milyon nüfusa sahip olan Myanmar’da halkın yüzde seksen dokuzu Budist, yüzde dördü Müslüman, yüzde dördü Hıristiyan, yüzde ikisi Hindu, yüzde biri Animisttir. Müslümanların nüfusu yaklaşık iki milyondur ve Müslümanlar genellikle Arakan dağlık bölgesinde yaşamaktadırlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bazı araştırmacılar Müslüman nüfusunu yüzde on dörte kadar çıkarıyor. Bunun sebebi, Müslümanların bir kısmının Myanmar’da vatandaşlıktan sayılmaması, bir kısmının Bengladeş, Pakistan, Suudi Arabistan, Ürdün ve Birleşik Arap Emirliklerinde mülteci olarak yaşaması nedeniyle nüfus sayısının net olarak tespit edilememesidir.

Ülkede Arakan bölgesinde yaşayan Rohingyalar, en kalabalık Müslüman topluluktur. Diğer Müslümanlara göre daha fakir olan Rohingyalar savaş, sürgün ve baskılara daha fazla maruz kalmışlardır.

On üçüncü yüzyılda Arakan halkı tamamen Müslüman oldu. Arakan’lı Müslümanları maden ocaklarında zorla çalıştıran İngiltere 1948 yılında Arakan’ı Burma Sultanlığına bırakarak bölgeden ayrıldı.Burmalı Budistler, tarih boyunca her fırsatta Arakan’lı Müslümanlara büyük eziyetler etti. Onları sürekli olarak din değiştirmeye zorladı. Fakat Arakan’lı Müslümanlar her türlü baskıya göğüs gerdiler, dinlerini terk etmediler. Budistler işi katliamlara kadar götürdüler. 1942 yılında tüm Arakan’a yayılan bir katliamda 150 bin Müslüman öldüğü tahmin ediliyor. Bu katliam esnasında yüz binlerce Müslüman vatanını terk ederek komşu ülkelere sığındı.1962 yılında askeri darbeyle iktidara gelen General Ne Win, devletin tüm imkânlarını Müslümanları yok etmek için kullandı. 1962-1984 yılları arasında yirmi bin Arakan Müslüman’ı katledildi. Müslümanların tüm mal varlıklarına el konuldu. Devletin iletişim araçları, İslam dini hakkında yalan ve iftiralar yaymak için kullanıldı. 1978 yılının baharında, iki yüz bin Müslüman, Bangladeş’e göçmek zorunda kaldı.Budist çetelerin zulmü cinayet, toplu tutuklamalar, tecavüz vakaları ve işkence suretinde günümüzde de devam ediyor. Myanmar Müslümanları’nın evleri ve işyerleri ateşe veriliyor. Gençler keyfi tutuklamalar yüzünden yaşadıkları yerlerden kaçıyorlar. Budist çeteler, Müslümanlara ait olan ev, cami, işyerleri ve araçlarını kundaklamaya devam ediyor.2012 – 2013 yıllarında Myanmar’da tekrar patlak veren şiddet olayları yüzünden, yaklaşık 140 bin kişi yer değiştirmek zorunda kaldı. Budist çetelerin kontrolünde yaşanan bu olaylara ülkelerin büyük kısmı sessiz kaldı.Tarihi zulüm ve işkencelerle dolu Arakan Müslümanları, çaresiz bir şekilde eziyet görmeye devam ediyor. En tabii insan hakkı olan yaşama hakkı ve ibadet etme hakkına kavuşmaları için bir an önce, Arakan’da etkin adımlar atılmalı, akan kan derhal durmalıdır.