Eylül 06, 2017 10:20 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Başbakan Yıldırım'dan tek tip kıyafet açıklaması

Evrensel:

HDP, AYM önünde vicdan ve adalet nöbetine başlıyor

Yeniçağ:

BM’den Arakan çağrısı

Milli gazete:

Katil İsrail'den Myanmar'a silah desteği

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Çiğdem Toker, 6 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bütçenin ‘sağlığı’ bozulurken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Üç yıllık Orta Vadeli Program (OVP) ile 2018 bütçe tasarısı hazırlıkları gündemimize daha çok girecek. Maliye Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı’nın çalıştığı iki temel klavuz belge, “idarelerin ihtiyaçlarının dikkate alınmasını” hedeflese de 2018 bütçe hazırlıkları Maliye’yi zorluyor.Referandum dönemi kamu harcamalarındaki artış bütçe disiplinini bozdu. Bütçe, temmuzda 926 milyon TL fazla verilse de bu “fazla”, yedi aylık açığın 24.3 milyar TL’ye ulaşmasına engel olamadı.Mali disiplindeki bozulma, Hazine nakit dengesini sarstı. Hazine artık ödediği borçtan daha fazlasını borçlanıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Maliye Bakanı Naci Ağbal, harcama artışlarını kontrol altına alarak açığı makul düzeylerde tutacaklarını açıklamıştı. Ancak 2018’in, 2019’daki seçimlere hazırlık yılı olması ve “taksimetre” gibi bütçeden düzenli kaynak çekmeye başlayan “garantili projeler” bu kontrolün nasıl sağlanacağı konusunda ciddi soru işaretleri uyandırıyor.

Zira açıklanan bütçe rakamları, buzdağının görünen yüzünü gösteriyor. Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) yöntemiyle yaptırılan köprü, tünel, otoyol gibi altyapı projeleri ile şehir hastanelerinin Hazine’ye yüklediği maliyetin boyutları, bütçede gösterilmiyor.

AKP iktidarı, KÖİ altındaki Yap-İşlet- Devret (YİD) ve Yap-Kirala-Devret (YKD) yöntemleriyle yaptırılan proje sözleşmelerini “ticari sır” diye halktan saklıyor.

Hizmete açılmış Şehir Hastaneleri’nin işletme giderleri, köprülerin garantili geçiş bedelleri, “ticari sır” denen o sözleşmelere göre, yılın belli dönemlerinde gelir olarak şirketlere aktarılıyor. Yani, harcama eğiliminin sürmesi kaçınılmaz. Hizmet binalarına ayda 600 milyon  Kaldı ki bütçede açıklanan rakamlar da iç açıcı değil.

Ocak-temmuz dönemini içine alan yedi aylık müteahhitlik harcaması 14.5 milyar TL. Bu rakamı vahim kılan unsur, dağılıma bakınca ortaya çıkıyor. Yol yapan müteahhitlere aktarılan 5.1 milyar TL ilk sırada. Bunu 3.6 milyar TL ile hizmet binaları için yapılan aktarmalar alıyor. Bütçeden her ay ortalama 600 milyon TL’yi hizmet binaları için müteahhide aktaran bir devlet düşünün. O bizim devletimiz işte.

Sosyal güvenlik ve sağlık harcamaları da bütçenin sağlığını bozan önemli gider kalemleri arasında. Devletin sağlık sektörü ile ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşanıyor. Kamu hastanelerinin yaptığı toplu alımlarda ihalelerin sabit fiyatla yapıldığı, stok maliyetlerinin firmaların üzerine yıkıldığı, ödemeler için tarih verilmediği, kamu hastaneleri ödemelerinin sekiz, üniversite hastanelerinin ise üç yılı bulduğu konuşuluyor. Devletin artan döviz kuruna karşın TL bazında sabit fiyatla teslim talebi ve geç ödemeler nedeniyle medikal sektöründe iflasların yaşandığı da.

Sonuç: Belirli kalemlerde kısıntıya gidilmesine siyaseten onay verilse de “ticari sır” sözleşmelerdeki, uzun vadeye yayılacak gelir aktarımları nedeniyle harcamacı eğilim sona eremez. Bu da bütçe sağlığında, hemen düzelmeyecek kronik bir bozulma demek.

…***

Orhan Uğuroğlu, 6 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “MHP'nin adayı Erdoğan mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Milliyetçi Hareket Partisi de Cumhuriyet Halk Partisi gibi henüz Cumhurbaşkanı adayını açıklamadı.MHP'nin Cumhurbaşkanı adayı kim?Devlet Bahçeli mi?Recep Tayyip Erdoğan mı?Yoksa farklı bir isim mi?Doğal olanı Devlet Bahçeli olması gerekiyor ama Adalet ve Kalkınma Partisi ile aralarındaki mutabakatı bilmiyoruz ki. AKP'yi 16 Nisan referandumuna ve tabii parlamenter demokratik rejimden başkanlık rejimine geçişe teşvik edip destekleyerek götüren Devlet Bahçeli acaba hangi siyasi pazarlıkları yaptı?Bu siyasi pazarlıklar içinde 3 Kasım 2019'da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde "iş birliği yapma" gibi çok önemli bir madde de var mı?Bu sorunun yanıtını ararken Bahçeli'nin cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisi aday dahi olsa %50+1 gibi bir oy alma ihtimalinin "sıfır" olduğunu öncelikle vurgulayalım.Başbakanlığın kalkacak olması ve %50+1 oy alacak partinin hem Cumhurbaşkanlığını hem de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çok büyük çoğunluğu kazanacağı aşikâr.Yani tek parti ve tek adam Türkiye'nin yönetiminde tek söz sahibi olacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

MHP'nin bu şansı var mı, yok. İşte bu durumu Devlet Bey'in görmemesi mümkün değil.Gördü ve işte bu yüzden AKP ile iş birliği yapma kararı verdiği anlaşılıyor.Bu iş birliğinin süresi, boyutu ve geleceği için en önemli tarih 3 Kasım 2019'daki ortak seçimdir.Devlet Bey, MHP adına Cumhurbaşkanı adayı olur mu? Olursa yüzde kaç oy alır.Ya da daha somut örneklerle sorayım.Recep Tayyip Erdoğan, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu, CHP ve HDP'nin adaylarından daha fazla oranda oy alma ihtimali var mı?Bence yok ve bunu bilen, gören Devlet Bahçeli'nin MHP'sinin Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını desteklemesi siyaseten mantıklı.Bu durumda akla hemen Milletvekili seçimi geliyor.Çünkü ortak seçim var.AKP ile MHP'nin seçime ortak ve tek liste ile girmeleri olasılığı çok fazla.Cumhurbaşkanlığı seçiminde %50+1 oy konusuna gelecek olursak ilk tur çok önem taşıyor.Meral Akşener ya da Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk turda Cumhurbaşkanı seçilme ihtimalleri eşit gözüküyor.Yeni merkez partinin kurucular kurulu, parti programı ve tüm teşkilatları açıklandığında bu eşitliğin Akşener lehine yükseleceği görülecek. Yeter ki Akşener ve ekibi hata ya da hatalar yapmasın.Akşener mi CHP adayı mı daha çok oy alarak Erdoğan ile birlikte 2. tura kalır?Ben ilk turda Erdoğan'ın seçilmesini engelleyecek Akşener'in CHP adayından fazla oy alacağını düşünüyorum.2. turda Erdoğan ile Akşener yarışacaklardır ki 16 Nisan referandumunda olduğu gibi Erdoğan ve AKP karşıtı kesim Akşener'in adaylığında birleşecektir.Bakın bu hesapları AKP'nin de yaptığı kesin ki sık sık yeni merkez parti ve Meral Akşener'e hücum ediyorlar.Şimdi konumuza dönelim.MHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Devlet Bahçeli mi? Recep Tayyip Erdoğan mı?Siz ne dersiniz?

…***

Murat Yetkin 6 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, “Bugün Erdoğan’ın önünde eğilenler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu işte bir tuhaflık var. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Biz yalnız rükûda Allah’ın önünde eğiliriz” dedikçe daha çok kişi önünde eğilmeye başladı. En son Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın 30 Ağustos töreninde Cumhurbaşkanı karşısında öne eğilerek selam vermesi konuşuluyor.Yargıçlar Sendikası Başkanı Mustafa Karadağ, “Nezaketen dahi uygun değildir. Yargıçlar her zaman cumhurbaşkanına karşı dahi bağımsızdırlar ve hiç kimse önünde eğilmezler” demiş.Ankara Barosu Başkanı Hakan Canduran ise “AYM Başkanı dahi yürütme karşısında iki büklüm eğilebiliyorsa, bu yargının bağımsız olmadığının açık kanıtıdır” deyip, ABD’de yüksek yargıçların Başkan’a ayağa kalkmayıp alkışlamadıklarını örnek göstermiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Aynı gün Danıştay Başkanı Zerrin Güngör de Habertürk’ten Nagehan Alçı’ya CHP’nin “Adalet Kurultayı”ndan duyduğu rahatsızlık konusunda içini dökmüş. “CHP’nin ne yapmaya çalıştığını biliyorum” demiş; “Tek başlarına güçlü siyaset yapamadıkları için eskiden onların imdadına yargı yetişiyordu. Şimdi artık yargı bunu yapmıyor. O nedenle rahatsızlar”.

Sonra da bizi “temin etmiş” Danıştay Başkanı: “Yargı şimdiye kadar hiç bu kadar tarafsız ve bağımsız olmamıştı.”

CHP’li Levent Gök, “Siyaset yapmak istiyorsa, cübbesini çıkarsın” diye tepki göstermiş; “Zaten bu açıklama ile yargının neden taraflı olduğunu gösterdi. İktidar sahipleri boyun eğerek hakimlik yapılmaz.”CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı 15 Haziran-9 Temmuz “Adalet Yürüyüşü” sırasında AK Parti tarafından ısmarlanan bir araştırmada vatandaşların dörtte üçünün yargıya güvenmediği ortaya çıkmıştı.Adalet Bakanı Abdülhamit Gül mahkemelerin yetersiz kaldığını aslında son Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatılmış askeri mahkeme yargıçlarının neden sivil mahkemelerde göreve çağrıldığını anlatırken kabul etmişti.Yine AYM Başkanının şahsı için söylemiyorum ama Erdoğan’ın bugünlerde önünde eğilenlerin yarın ne yapabilecekleri konusunda iki defa düşünmesinde yarar var.