Türkiye'den köşe yazarları
Yeni Şafak: Putin Kore’deki hareketlilik konusunda uyarıda bulundu
Sözcü:
Vergi ateşi yayılıyor
Yeniçağ:
Akşener’in puanı yüksek
Evrensel:
5 yılda 260 çocuk çalışırken öldü!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Bülent Falakaoğlu, 7 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “İşçi ve dar gelirli ezildi memur, emekli kandırıldı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ağustos ayı enflasyon rakamını açıkladı. Gördük ki, temmuz ayında tek haneye düşen enflasyon, ağustos ayında yeniden çift hane. TÜİK verilerine göre ağustos ayında enflasyon, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.68 arttı. Bu oran son altı yılın zirvesi. Yani son altı yıldaki en yüksek yıllık ağustos ayı enflasyonu.Enflasyon sadece 6 yılın zirvesinde değil aynı zamanda yeniden çift hane. Oysa temmuz ayında, bu yıl şubat ayından beri çift hane seyreden enflasyon, 5 ayın ardından yüzde 9.79 ile tek haneye düşmüştü. Hükümet bununla övünmüş, memur ve memur emeklilerine ‘enflasyonu nasılsa düşüreceğiz’ diyerek düşük zam dayatmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ortada bir hükümet başarısından ziyade iki etken vardı. Baz etkisi ve gıda fiyatları. Baz etkisi şuydu: 2016 yılı temmuzunda, aylık enflasyon yüzde 1.16 ile oldukça yüksek düzeydeydi. 2017 temmuzunda ise enflasyon geçen yılki yüksekliğe göre artmamış gözüküyordu. Ayrıca ucuzlayan gıda fiyatları enflasyonun temmuzda yüzde 10’un altına inmesine imkan vermişti. Ağustos ayından itibaren enflasyon tekrar yüzde 10’un üzerine çıktı.Tüm bunlar işçi, memur, emekli ve dar gelirlilerin rakamlara değil hayata bakmaları gerektiğinin göstergesi. Sıraladığımız bu kesimler açısından hayatta ağırlığı olan tüketim harcamaları şunlar: Gıda, kira ve ulaşım.
Buralara bakınca ne gözüküyor?Gıdadan başlayalım. Gıda enflasyonu genel enflasyonunun üzerinde. Bir önceki yılın aynı ayına göre gıda yaklaşık yüzde 12 düzeyinde artmış durumda. Ulaşımda durum çok daha vahim. Ulaştırma enflasyonu yüzde 17.38 oranında. Sağlıkta bu oran yüzde 11.66.
Bu rakamlar da gösteriyor ki dar gelirli ve emekçi için hayat çok pahalı. Aylık en fazla düşüş gösteren grup yüzde 3.09 ile giyim ve ayakkabı oldu. İnsanlar zorunlu harcamalardan giyim ve ayakkabıya ayrılan payı azalttı. Talep yetersiz. Bu nedenle giyim ve ayakkabıda yıllık enflasyon geriledi. Fiyatlar gerilese de üretici enflasyonu yüksek. Yurt içi üretici enflasyonu yüzde 16 düzeyinde. Yani üretici enflasyonu genel enflasyonun 6 puan üzerinde. Üretici firmalar fiyatları eninde sonunda tüketici fiyatlarına yansıtacaklar. Talebin daralması nedeniyle yansıtılmayan fiyatın bir kısmını firmalar kendileri üstlense de bir kısmını da düşük ücret politikası ile çalışanına, işçiye fatura ediyor.
Ağustos ayında, 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon memur emeklisini ilgilendiren toplusözleşme görüşmelerden şu sonuç çıkmıştı. Birinci yıl ilk 6 ay için yüzde 3.5, ikinci 6 ay için yüzde 3.5; ikinci yıl ilk altı ay yüzde 4, ikinci altı ay yüzde 5.
Enflasyonun seyri, memurların eleştirilerinin haklı olduğunu gösteriyor. Ağustos ayında bir önceki aya göre enflasyon TÜİK’e göre yüzde 0.52 artmış. Ama tek tek bakıldığında bazı fiyatların uçtuğu görülüyor. Fazla söze gerek yok. Memurun mutfak enflasyonu ortada! Memur maaşlarına, memurların harcamaları üzerinden yani gerçek enflasyonları üzerinden zam yapılmadığı ve ekonomik büyümeden pay verilmediği çok açık.
...***
Rahmi Turan, 7 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “İnsanlık onuru ve adalet!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Adalet Kurultayı'ndan çıkan raporda halen 171 gazetecinin tutuklu olduğu ve cezaevlerindeki şartların insanlık onuruna aykırı olduğu belirtildi! Gazeteci kökenli bir parlamenter olan CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer haklı olarak: “Tutuklu gazeteci ayıbı artık sona ermelidir. Gazeteciler düşündükleri, yazdıkları ve eleştirdikleri için hapse atılmamalı” diyor. Diyor ama dinleyen kim? Bu yüzden dünyadaki itibarımız hiç hoş değil! Tutukluluğun “Peşin ceza” haline dönüştürülmesi Türkiye'yi dünya adalet liginde son sıralara düşürüyor! Halen, SÖZCÜ'den Gökmen Ulu ve Mediha Olgun, Cumhuriyet'ten Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Akın Atalay, Emre İper ve Ahmet Şık başta olmak üzere 171 gazeteci ve yazar cezaevlerinde çile çekiyor! Meslektaşlar cezaevlerine “Zulümhane” diyorlar!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türk yargısında çok önemli görevler yapmış olan iki ünlü hukuk adamının, ülkemizin adaleti için görüşlerini özetle nakledeceğim:
PROF. SAMİ SELÇUK (Yargıtay Onursal Başkanı):
“Adliyenin durumu perişan. Benim özgürlüğüm üzerinde bir kişi tasarrufta bulunuyor ve bunu meşru olmayan oylamayla, referandumla yapıyor. Oylama sakat! Dehşet içindeyim. Yargıya güven kalmadı. Eskiden yüzde 81 güven varken şimdi yüzde 30'un altına indiği açıklandı. Adliyenin bağımsız olduğuna inananların sayısı çok az.”
NURİ ALAN (Danıştay eski Başkanı):
“Yargı mensupları çok büyük sıkıntılar içinde. Verdikleri kararlar nedeniyle meslekten atılma korkusu yaşıyorlar. Yargı tamamen elden çıkmadı. İçlerinde hakikaten tarafsızlığını, yargıç niteliğini koruyan çok arkadaş var ama verdikleri kararlardan dolayı başlarına bir şey gelmesinden korkuyorlar!” Demek ki neymiş? Hâkimler korkuyormuş! O halde ülkenin en önemli sorunlarından biri “Hâkim teminatı” oluyor. Hâkimler kendilerini güvende hissetmedikleri vakit nasıl adaleti yerine getirebilirler? Sevgili okurlar… İşte ülkemizin adaleti özetle böyle bir halde! Üzücü bir durum tabii ki! Peki, düzelir mi ya da düzelecek mi? Allah bilir!
...***
Öcan Yeniçeri, 7 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kavşaktaki Türkiye ve 2019 yılı seçimleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Milletlerin başındaki liderlerine rağmen teslim bayrağı çekmeyi, esarete rıza göstermeyi reddettiği tarihi gerçeklikler arasındadır.Liderlerin fani, milletlerin baki olduğu sosyolojik bir gerçekliktir.Kişiler gelir, kişiler geçer milletler/devletler ve idealler var olmaya devam eder.Sonuçta devlette devamlılık, beşeriyette fanilik esastır.'Bir lider her şeydir' formülü!Bir milletin istiklal ve istikbalini bir kişinin varlığına ya da yokluğuna bağlamaktan daha yanlış bir şey olamaz. Çağa yön vermiş, makûs talihi tersine çevirmiş, emperyalistlerin hırslarını kursaklarında bırakmış liderler kendilerini değil milletlerini/davalarını öncelemişlerdir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
16 Nisan referandumu Türkiye Cumhuriyeti'nin kaderini, seçilecek bir cumhurbaşkanının iki dudağı arasına koymuştur."Padişahım çok yaşa", "Sen bizim her şeyimizsin", "Kurtar bizi baba", "Türkiye seninle gurur duyuyor" kültürü, Türkiye'yi 16 Nisan referandumuna götürmüştür.Muhtaç olduğu kudreti kendisi ya da milletten değil bir kişiden bekleyen bir zihniyet Türkiye'yi teslim almıştır.Türkiye, karizması, kalitesi ne olursa olsun bir kişinin iki dudağının arasına yerleştirilemeyecek kadar büyük bir ülkedir.Şahsa münhasır anayasa! Cumhurbaşkanı Erdoğan, parlamenter sisteme göre seçilir seçilmez "parlamenter sistemi bekleme odasına" koymuştu.Erdoğan, halkın seçtiği cumhurbaşkanı olarak mevcut anayasayı bir kenara itmiş, tarafsızlık ilkesini çiğnemiş, siyasi parti genel başkanı gibi halktan "400 milletvekili" istemiş, siyasi mitingler düzenlemişti.Bahçeli'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yarattığı bu fiili durumu hukukileştirmek için verdiği kayıtsız/şartsız destek sonucu 16 Nisan referandumuna gidilmişti.16 Nisan referandumuyla, AKP'nin parçalanması engellendi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a uygun bir anayasal düzen inşa edildi.Cumhuriyet tarihinde ilk kez şahsa münhasır bir anayasal düzenleme yapılmış ve oylanmıştır.Bu oylamayı kıl payı da olsa Erdoğan/Bahçeli ittifakı kazandı. 2019 seçimleri Türkiye'de devlete, hükümete, medyaya, yargıya, diyanete, sermayeye, üniversitelere, belediyelere hükmeden mevcut Cumhurbaşkanıyla onun karşısına çıkacak adaylar arasında geçecektir.AKP, Cumhurbaşkanlığı ve iktidar yandaşları bu seçimlere hummalı bir gayretle hazır duruma gelmişlerdir.AKP, metal yorgunluğunu ve profesyonel deformasyonunu tamir ederek, Genel Başkanı Erdoğan'ı yeniden Cumhurbaşkanı seçtirmek için elinden geleni yapacaktır. AKP Genel Başkanı da olan Erdoğan televizyonlarda sürekli konuşarak; AKP'nin medyadaki racon kesicileri algı yönetip, tehditler yöneltip, yargısız infaz yaparak Erdoğan'ın karşısına çıkacak adayları yıpratarak gözden düşürmeye çalışmaktadır.Seçimlere devletleşmiş AKP adayının karşısına her destekten mahrum adaylar çıkacaktır. AKP'nin karşısına çıkan her aday, yandaş ekip tarafından "FETÖ projesi" olarak sunulacaktır.