Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: Bahçeli: Kürdistan referandumuna asla izin verilmemelidir
Cumhuriyet:
Almanya’dan Erdoğan’a tutuklu gazeteciler mektubu: Serbest bırakın
Aydınlık:
Suriye ordusunun Deyruzzur operasyonu, ABD’yi telaşlandırdı
Sözcü:
ABD Türkiye’ye ‘diplomatik nota’ verme hazırlığında
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Emre Kongar, 10 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tutuklu gazeteciler raporu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhuriyet mensuplarının duruşması var... Kendilerine yapılan haksızlık ve hukuksuzluklara bir son verilmesini diliyorum.Bu vesile ile CHP’nin Adalet Kurultay’ındaki “Tutuklu Gazeteciler Çalıştayı Raporu”nun özetini yayımlıyorum.Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Utku Çakırözer, “Hak, hukuk, adalet dediğimiz bir dönemde medyada özgürlüğü, adaleti sağlayamazsak, biz, Türkiye’de demokraside istediğimiz yere asla varamayız...” dedi.Figen Çalıkuşu Türkiye’de 171 gazetecinin tutuklu olduğunu, 187 basın yayın kuruluşunun kapatıldığını belirtti. “Gazetecilerin yazılarının ya da açıklanan düşüncelerinin ‘cebir ve şiddet’ unsuru ile bir tutularak cezalandırılmak istenmesi tam bir akıl tutulmasıdır” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Pınar Türenç, “Cezaevlerinde adalet yok ediliyor, hukuk çiğneniyor, bir de insanlık suçu işleniyor...11 Eylül’de Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin Silivri’de duruşması var... Çağlayan’dan neden Silivri’ye alındı bu duruşmalar? Oraya bizlerin, yurttaşların rahat gidememesi için.Zindanlardaki gazetecilerin özgürlüğü için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” dedi.
Turgay Olcayto, “Meslektaşlarımız badem rengi tek tip elbiseleri giymeyi asla kabul etmiyor. İnsan onuruna aykırı buluyor.” dedi.
Erdem Gül, cezaevindeki gazetecilerin Türkiye’deki hak ve özgürlük mücadelesini yakından takip ettiklerini vurgulayarak, “Dışarıdaki adalet arayışı onları çok heyecanlandırıyor. Hayat sadece içeridekiler için değil, biz dışarıdakiler için de çok zor. Dışarıdaki düşünce özgürlüğü, içeriden daha kısıtlı” dedi.Gül, “Hiçbir dönem medya bu hale gelmedi. Meslektaşlarının cezaevinde olmasını hatta yok olmasını isteyen gazeteciler olduğunu görmek çok üzücü” dedi.Doğan Tılıç, “90’larda öldürülen gazetecileri sayıyorduk, bugün tutuklu gazetecileri sayıyoruz. Bizler ne ölüleri saymak, ne de tutukluları saymak gibi bir durumla karşı karşıya kalmamalıyız. Tutuklu gazeteciler meselesi sadece gazetecilerin meselesi değildir. Toplumun her kesimi bu mücadeleyi vermeli... Bu genel özgürlükler, dayanışma meselesidir” diye konuştu.Şehriban Aksoy, “Sadece eşim Murat tutuklu değil. Bizim de her şeyimiz elimizden alındı. Biz aileler de dışarıda tutuklu gibiyiz” dedi.Celal Ülgen, “Siyasi iktidar temel olarak ben ‘asla ve asla düşünce özgürlüğüne müsamaha edemem, yargı bağımsızlığına müsamaha edemem, edersem bu benim sonum olur’ diyor. Medyada korkunç bir şekilde yandaşlık var. Bu nedenle sesimiz çıkmıyor. Bizler düşünce özgürlüğünün suç olmadığını göstermek için bütün evrensel kuralları hatırlatacağız. Direneceğiz, gerekirse cezaevlerine atılacağız ama hukuktan, haktan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.Ergin Cinmen yaşanılan dönemin 12 Eylül’den daha fazla hak ihlaline sahne olduğunu belirterek “Bu dönemin iki önemli dikkat çeken özelliği var. Birincisi... düşünce özgürlüğünü ihlal etmeye başladılar. Yani bırakın yazıyı, ifadeyi; artık düşünceyi sorguluyorlar. Cumhuriyet davasında atılan manşeti, arkasındaki niyeti ve düşünceyi sorguluyorlar” dedi. İkinci olarak “Savunma özgürlüğünün sıfırlandığını” belirten Cinmen, “Siz müvekkilinizle görüşürken kayda alınıyorsunuz. Savunma hakkınız elinizden alınıyor. Burada barolarımızın bir şeyler yapması lazım” dedi.Bülent Utku da, “Anladık ki Türkiye’de hukuk yok. Mahkemede hâkim hâkim değil, yasa yasa değil. Bu süreçte barolara olağanüstü görev düşüyor. Adalet Nöbet igibi eylemliliklere ihtiyaç var. Ölçümüz insan hakları, demokrasi ve hukuka inanan insanlar ölçüsünde birlikteliğimizi sağlamak lazım.” dedi.Mehmet Ali Devecioğlu yaşananların insan onuruna aykırı şeyler olduğunu belirtti. Eyüp Burç, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılan yayın kuruluşlarının birçoğunun haklarını arayamadığını, idari mahkemelere gidemediğini vurguladı.
…***
Jale Özgentürk, Hürriyet gazetesinde, “FETÖ’nün savunma sanayisine sızma operasyonu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Mahkemelerde FETÖ/PYD iddianamelerinde en çok adı geçen şirketlerden biri savunma sanayiinde uzmanlaşan Milsoft. Bugün hisselerinin yüzde 50 ortağı FETÖ bağlantılı Mehmet Sungur yüzünden kayyum atandığı şirketin öyküsü aslında cemaatin Bank Asya üzerinden nasıl operasyon yürüttüğüne ciddi bir örnek. Şirketin kurucusu İsmail Başyiğit hakkında cemaatle ilgili olarak hiçbir soruşturma yok. Ama TMSF’nin elinde bulunan yüzde 50 hisse nedeniyle Milsoft’un ile ilgili belirsizlik var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bunun gerisinde FETÖ/PDY bağlantılı olduğu için 2016 yılında bu şirkete hükümet tarafından el konulmuş olması yatıyor. Üstelik Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından geride bıraktığımız yıllarda bu şirkete bazı projeler karşılığında bir dizi ödemenin yapılmış olması işi daha da ilginç kılıyor. Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı’nca yapılan bu ödemeler Akıncı Üssü iddianamesinde de FETÖ/PDY bağlamında konu ediliyor.
Milsoft’a el konulmasının gerekçesi, FETÖ’nün mali yapılanmasının en önemli isimlerinden biri olan firari durumdaki Mehmet Sungur’un bu şirketin ortağı olması. Aslında cemaatin mali operasyonları içinde pek çok taşı kaldırdığınızda altından Mehmet Sungur çıkıyor. Sungur, örneğin cemaat ile bağlantılı Gürmet, Garnet gibi sağlık alanında faaliyet gösteren şirketlerinin eski hissedar ve yönetim kurulu başkanı.
Milsoft, TAİ’nin ürettiği insansız hava aracı ANKA’nın üzerindeki görüntü kıymetlendirme sistemleri ve uzak görüntü terminalleri gibi önemli projeler gerçekleştiriyor.
Sungur’un bu şirketlerdeki ortaklarından biri de 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’nde 143. Filo’da güvenlik kameralarında gözüken, 16 Temmuz sabahı üs çevresinde Adil Öksüz gibi Jandarma tarafından yakalanınca “ben arazi bakıyordum” diyen Kemal Batmaz. Hava Kuvvetleri İmamı Adil Öksüz’ün darbeden dört gün önce ABD’ye yaptığı 24 saatlik gezide birlikte uçtuğu kişi de Kemal Batmaz’dı. Öksüz’ün “uçak arkadaşı” Batmaz, savcılık ifadesinde ABD’ye Sungur’la “geçmişten kalan hisse meselelerini görüşmek” için gittiğini ileri sürmüştü.
Mehmet Sungur’un bağlantıları bu köşeye sığmayacak kadar geniş; biz en iyisi Milsoft’a dönelim.
Milsoft’a baktığımızda Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile yakın bir şekilde çalışan, yurtdışına ABD’de de proje yapan, Türkiye’nin savunma sanayiinde elektronik ve yazılım alanlarında uzman en önemli milli firmalarından biriyle karşılaşıyoruz.
…***
Ege Cansen, 10 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “güdümlü serbest piyasa ekonomisi” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomi konularında yetkililerin demeçlerini izliyorum. İzlediklerimin başında Cumhurbaşkanı ile Başbakanı geliyor. AKP hükümetinde ekonomiden sorumlu dört bakan var. Onları da izlemek gerek. İlk sırada Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek duruyor. Ardından Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ve Kalkınma Bakanı gibi ilginç bir unvanı olan Lütfü Elvan geliyor. Tabii Maliye Bakanı Naci Ağbal'ı da bu kümeye katmak gerekir. Tüm yetkililerin ortak yanı, aynen halkımız gibi “ekonomin devlet tarafından güdüleceğine” inanmalarıdır. Bu nedenle, sürekli önlem paketleri hazırlayıp yürürlüğe koyuyorlar veya koymaktan bahsediyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Son olarak Sayın Şimşek de sebze ve meyveyi paketleyip, soğuk zincir içinde tüketiciye ulaştırarak enflasyonu düşürme projesinden bahsetti. Acaba serbest piyasa rejimini benimsemiş bir ülkede, ekonomiyi gütmek veya yönetmek ne anlama gelir? Merkez Bankası'nın parayı, Maliye Bakanı'nın bütçeyi yönetmesi dışında bir ekonomi yönetimine ihtiyaç var mı? Ekonomi Bakanlığı ve özellikle Kalkınma Bakanlığı ne demek oluyor. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. İşlenmemiş gıda maddelerinin, kabaca sebze ve meyvenin, soğutulup paketlenmesi, soğuk hava depolarında muhafazası, soğutmalı kamyonlarla taşınması, soğuk hava depolarına ve oradan da perakendecinin soğutulmuş vitrin dolaplarına konularak satılması ile “enflasyon düşmez”. Bu, tamamen bir işletmecilik işidir. Bu iş kârlıysa girişimciler bunu yapar. Zaten ülkemizde de yapılmaktadır. Enflasyonda oynaklığı azaltmak için Avrupa'da yapıldığı gibi “esnek gümrük tarifeleriyle” işlenmemiş gıdada arz istikrarı sağlanabilir. Ancak temel sorun, yapılan düzenlemelerde “serbest piyasa sisteminin mantık ve ahlakına” sadık kalmaktır.