Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Adaletsizlik kopyalandı
Birgün:
OHAL raporu: AKP’nin OHAL'i 12 Eylül’ü aratıyor!
Yeniçağ:
Ibadi'den Barzani'ye: Bölünmeye asla izin vermeyeceğiz!
Evrensel:
300 eski IŞİD'li Türkiye'ye geçmek için sınırda bekliyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Esfender Korkmaz, 13 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Gençler gitmiyor, biz gönderiyoruz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“1975 yılından beri, eğitimli ve uzman gençlerin yurt dışına gitmelerini yani "Beyin Göçü"nü yazıyorum. Eğitip yetiştirdiğimiz bir genci, başka ülkeye kaptırmak, hazır bir fabrikanın yabancıya bedelsiz verilmesi ile aynı etkiyi yapar. Bizde zaman zaman, demokrasinin umut verdiği, refahın arttığı ve eğitimin bağımsız olduğu dönemlerde söz konusu beyin göçü azalmıştır. Söz gelimi, 2004-2008 arasında iyice azaldı .Elbette olayı ortaya koymak, doğru tespit yapmak önemlidir. Ancak bu tespiti yapmaktan daha önemlisi çözümdür. Siyasi iktidarın böyle bir niyeti olsaydı, sorun bu kadar büyümezdi.Ne yapmalıyız? Her şeyden önce gençler arasındaki yüksek işsizliği çözmemiz gerekiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye'de fiilen her üç gençten birisi işsizdir.Temmuz ayında ilan edilen ortalama işsizlik oranı yüzde 10.2 olduğu halde gençlerde işsizlik oranı yüzde 22 oldu.Gençlerde yüzde 22 olarak ilan edilen işsizlik oranına, iş bulsa hemen başlayacak olanları da katarsak, filli işsizlik oranı yüzde 34.5 oluyor. Öte yandan OECD her yıl 35 üye ülkede, gençler içinde ''işsiz ve eğitimsiz genç'' oranlarını açıklıyor. Türkiye için bu oran 2015 yılında yüzde 28.4 olarak açıklandı. Bizden sonra ikinci sırada Yunanistan ve İtalya geliyor. En iyi durumda ise yüzde 6.5 oranıyla Lüksemburg, yüzde 7.1 oranıyla Norveç geliyor.İşsiz kalan bir genç ne yapabilir? Nerede iş bulursa oraya gider. YÖK ve siyasi iktidar eğitimde iş gücü planlaması yapmalıdır. Eğitimde iş gücü planlaması yapılmıyor. Özellikle YÖK'ün böyle bir derdi yoktur... İktisat ve işletme gibi dalları açmak daha kolay olduğu için her üniversite bu dallarda fakülte ve bölüm açıyor. Bu dallarda ve mühendislik dallarında mezun fazlası var. Başarılı, dil bilen mezunlar dışarıya gidiyor.Yüksek öğrenimde iş gücü planlaması yapmak için, önce gelecekte hangi dallarda ne kadar mezuna ihtiyaç olduğunu tahmin etmeliyiz. Sonra yüksek öğrenimde eğitim ve araştırmayı ve mezun sayısını bu çerçevede planlamalıyız. Yüksek öğrenimi siyasi bir araç olarak ve popülizme hizmet için kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Cumhurbaşkanı rektör atarken, akademik kriterlere bakmıyor. AKP öncesi de aynı sorun vardı. YÖK ve rektörler üniversite içinde kadroları siyasi yandaşlara tahsis ediyor. Üniversitelerde militan yöneticiler türedi.Kamu kurumları, belediyeler, odalar, araştırmayı siyasi iktidar yandaş akademisyenlere veriyor. Başarılı öğretim üyeleri dışlanıyor. Bu nedenle bunlar da yurt dışında imkân arıyorlar.
…***
Murat Muratoğlu, 13 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “Varlık fonu kavgadan iş yapamadı” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Para nerede? Varlık Fonu'nda… Tam olarak hesaplanması mümkün olmasa da 200 milyar dolardan bahsediliyor. Ben hesaplıyorum 50 milyar dolarda kalıyorum. Hayret! Zaten ortada nakit dönen bir şey yok. Varlıklar teminat gösterilip nakit paraya kavuşulacaktı, istenildiği gibi olmadı. Fon devasa kamu şirketlerini, şirket hisselerini, arsaları, imtiyazları yuta yuta gitti. Gözü işsizlik fonu, emeklilik fonu paralarında kaldı. Fonun nakit açlığını doyuracak esas mecralar orası…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Varlık Fonu nakit imkânlarını artırmak için 4 alt fon kurdu. Bunlar ‘Piyasa İstikrar ve Denge Fonu', ‘KOBİ Finansman Fonu', ‘Lisans ve İmtiyaz Fonu' ile ‘Maden Alt Fonu' oldu. Pek ilgi görmedi. Fona nakit çekemedi. Hâlbuki Başkan Mehmet Bostan kariyerinde tam da bu işlere imza atmıştı. Bu sefer ne Alman, ne Amerikan ne de İngiliz yatırımcılardan parayı toplayamadı. İslamî Finans adı altında faizsiz fonlar kurulacak, menkul kıymetler, kira sertifikaları Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt gibi petrol zengini devletlerine pazarlanacaktı. Biraz Katar aldı. Diğerleri uzaktan baktı. Asya'ya yöneldiler. Singapur ile anlaşıldı lakin orada da imza atılamadı. Fiyaskolar ardı ardına yaşandı. Nitekim fon kendi içerisinde bile doğru dürüst bir uzlaşma sağlayamadı. Toplantılarda neredeyse hiçbir konuda fikir birliğine varılamadı. Tartışmasız toplantı yapılamadı. Anlaşmazlık aşılamadı. Kabak, Başkan Mehmet Bostan'ın başında patladı. Görevden alındı. Cumhurbaşkanı açıkladı; “Gelişmeleri gördük, böyle yürümeyeceğine karar verdik!” Böyle yürümez tabii… Yürüyemez. Öncelikle dış politikada dostumuz dediğimiz devlet kalmadı ki gelip senin fonuna yatırım yapsın? Çifte açığın var. 30 milyar liraya ulaşacak bütçe açığın, 40 milyar doları geçecek cari açığın. Üstüne 420 milyar dolarlık borcun da cabası. Türkiye'nin fonu büyütebilecek ne döviz fazlası ne de kredi notu var. Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 113 devlet arasında 99'uncu sıraya gerilemişsin. Hukuku katletmişsin! Ancak gözü kapalı yatırım yapanı bulabilirsin. Kısaca Varlık Fonu'nun ilk yılı bolca yüklü maaş dağıtmakla boşa geçti. Tıpkı sonraki yıllarda da olacağı gibi… Varlık demişken aklıma geldi; Varlık Fonu'na devredilenler arasında AKP'nin 15 yıllık iktidarından devredilmiş varlık var mı?
…***
Sedat Ergin, 13 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, “Darbe sanıklarının inkar stratejisi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“KHK ile ordudan ihraç edilmeden önce kurmay yüzbaşı unvanına sahip olan Ahmet Tosun, 15 Temmuz darbe gecesi Akıncı Üssü’nden havalanan F-16 uçaklarına 141. Filo’da “desk” diye tabir edilen filonun ana masasındaki telsizden talimatları veren iki darbeci subaydan biri. İddianameye göre, uçakların nereye gideceklerini, hangi yükseklikten uçacaklarını, nereyi bombalayacaklarını, hatta ne tip bomba atacaklarına kadar ayrıntıya inen talimatlar veriyor Tosun.Pilotlara verdiği talimatların hiçbiri Tosun’un kendi kararları değil. Bu emirler, darbenin emir-komuta merkezi olan 143. Filo’daki Kurmay Albay Ahmet Özçetin tarafından kendisine telefonla bildiriliyor. O da Özçetin’den gelen emirleri pilotlara aktarıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Filo telsizlerinin özelliği, her konuşmanın sistem odasında otomatik olarak kayda alınması. İddianamede Tosun’a ait bu kayıtların deşifrelerine geniş bir şekilde yer veriliyor. Bu dökümlerin önem taşıyan tarafı, Tosun’un pilotlarla olan diyalogları ile darbe gecesi Ankara üzerinde yaşanan gerçekliğin birebir örtüşmesidir.
Örneğin, ,15 Temmuz gecesi saat 23.15’teki kayıtta, Gölbaşı’ndaki Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Dairesi Başkanlığı üzerinde uçmakta olan pilot Ekrem Aydoğdu kendisine “Şu an bir helikopter yakıt alıyor, muhtemelen çalıştıracaklar. Onu vuralım mı?” diye sorduğunda, Tosun “Hareket görürseniz vurun” karşılığını veriyor. Üç dakika sonra saat 23.18’deki kayıtta “Tek helikopter imha edildi” diyor Aydoğdu. Ve Tosun’un yanıtı: “Anlaşıldı hocam elinize sağlık...”
Tosun’a ayrılan toplam 29 sayfadaki deliller iddianamenin en kuvvetli “belgelenmiş” bölümlerinden birini oluşturuyor. Ayrıca, o gece Akıncı Üssü’nden uçuş yapan sekiz F-16 pilotu havadayken talimatları telsiz üzerinden Tosun’dan aldıklarını söylüyor. Ayrıca, bu grubun dışındaki 12 sanık da o gece filoda Tosun’u desk’te oturup pilotlara talimat verdiğine tanıklık ettiğini anlatıyor.
Üstelik Tosun, yakalandıktan sonra verdiği üç ayrı ifadede desk’ten pilotlara bu komutları verdiğini itiraf etmiş, ancak talimatları Ahmet Özçetin’den aldığını söylemiştir. Tosun, 19 Temmuz 2016 tarihinde polise, 6 Ekim 2016 tarihinde savcılığa ve son olarak 1 Aralık 2016’da Emniyet Havacılık Dairesi’nin bombalanmasıyla ilgili davanın duruşmasında görüntülü ifade yoluyla hakime ifade vermiştir. Kalkışmadan dört buçuk ay sonraki bu sonuncu ifadesinde Tosun, “Yaklaşık dokuz saatlik bir ifadeyi savcı Abdullah bey huzurunda verdim. Bu ifademi aynen tekrar ederim. Savcıya verdiğim ifade detaylı ve doğrudur” demişti.
Benim cuma günü duruşma salonunda aldığım izlenim, aleyhindeki bütün kuvvetli delillere rağmen Ahmet Tosun’un çok fazla zorlanmadan savunma kürsüsünden ayrıldığıdır. Bunu bir-iki örnek üzerinden açıklayabilmek mümkün. Tosun’un savunmasındaki en temelsiz noktalarından biri, filodan uçaklarla telsizle konuşulamayacağını öne sürmesiydi. Bu, doğru değil. Uçak çok uzak bir mesafede değilse filodan rahatlıkla telsizle konuşulabiliyor, yeter ki doğru frekansa geçilsin. Konuştuğum birden çok savaş pilotu, Tosun’un doğru söylemediğini belirtti.Gelgelelim salonda özellikle müşteki avukatları arasında Tosun’un bu dayanaksız ifadesini çürütecek hiç kimse çıkmadı. Duruşmada askeri konularda danışmanlık yapabilecek uzmanların olmaması önemli bir eksiklik olarak not edilebilir.