Eylül 13, 2017 19:46 Europe/Istanbul

Evrensel: Türkiye kendini AB’den uzaklaştıracak dev adımlar attı

Aydınlık:

Barzani meydan okumaya devam etti

Yeniçağ:

CHP'li Tezcan: Yalnızlaşmış bir Türkiye yarattılar

Yeni Mesaj:

İsrail’den Barzani’ye açık destek

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Özgür Mumcu, 13 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Zalim güneş”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.

“Silivri’deki Cumhuriyet davası duruşması yine insanı şaşırtmayan, yargının artık gelenekselleşmiş bir performansı şeklinde gerçekleşti. Sabah 10 civarı başlayan duruşma gece yarısı sona erdi. Tanıklar dinlendi, sanıklar haklarındaki iddiaları yeniden çürüttü, avukatlar özenli ve detaylı savunmalarıyla iddianameyi delik deşik etti. Ancak sayın savcı sanki yaklaşık 12 saat süren bu duruşma gerçekleşmemiş, kendisi duruşma salonunda değilmiş gibi, kopyala yapıştır gerekçelerle tutukluluğun devamını talep etti. Mahkeme heyeti de bu talebe uydu. Siyasi davalar milli bir özelliğimiz. Ülkemizi ziyaret eden yabancıların doğal güzelliklerimizi, tarihi eserlerimizi, müzelerimizi gezdikleri gibi adliyelerimize de gelerek bu tecrübeye ilk elden şahit olmaları turizmimizi büyütecektir. Bir hukuk turizmi sektörü doğabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir ceza yargılamasında bir hukuk davasının konusu olan vakıf yönetimi seçimi saatlerce nasıl tartışılır, cemaat üyelerinin sms kampanyasıyla taciz edilen bir gazeteci neden bu sebeple on buçuk aydır tutukludur, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun bir mühendis yaşı kadar mesleki geçmişi olan bir genel yayın yönetmeninin gazeteciliği konusunda nasıl bilirkişilik yapar, telefonunda ByLock bulunmayan biri nasıl ByLock kullanıcısı diye tutuklanır, Gülen’in devleti ele geçirme çabasını yazdığı için hapse atılmış bir gazeteci bugün nasıl “FETÖ”cülükle suçlanır.

Bunları ve diğer türlü tuhaflığı izlemek değişik heyecanlar arayan turistler açısından yepyeni bir turizm pazarı potansiyeline işaret ediyor.

Krizi fırsata çevirmenin kapitalist girişimciliğin amentüsü olduğunu bilen biriyim. Duruşmaları takip ederek sinirimi bozacağıma, bunu paraya çevirme arzum kimilerini rahatsız etse de zannederim çoğunluk tarafından makul karşılanacaktır.

Hem işin bir kültür turizmi boyutu da var. Avukat Fikret İlkiz, Ahmet Şık’ın her dönemin sanığı olmasını Yunan mitolojisindeki Sisifos’un cezasına benzetti. Zeus’un sırlarını ortaya saçtığı için sonsuza kadar bir dağın tepesine dev bir kayayı yuvarlamak ve kaya tepeye ulaştığında tekrar dağın eteklerinden işe baştan koyulmak zorunda bırakılan Sisifos örneği yeterince yerli ve milli değildi elbette. Ancak turizmimizin, ülkemizin Doğu ile Batı’nın kavşağında olmasını sıklıkla kullandığı da bir gerçek.

…***

Ahmet Takan, 13 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bahçeli sürpriz mi yapacak!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP iktidarı ile MHP arasındaki makas Barzani referandumu yüzünden  açılıyor mu?..16 Nisan referandumunun şen ortakları arasında bir şeyler mi oluyor?..AKP Genel Başkanı R. Erdoğan'ın Kazakistan dönüşü "duygusal çıkışlar yapmamalıyız" açıklamasına geçmeden önce Ağustos ayının son günlerine damga vuran, gündem belirleyen açıklamaları bir daha hatırlamalıyız.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bir basın toplantısı düzenleyerek aynen şunları söylemişti;"Barzani'nin referandum hazırlığının sonuna kadar karşısında yer alınmalıdır. Bu referandum Kürdistan provasıdır. Bu referandum Türkiye için gerekirse savaş sebebi sayılmalıdır. Barzani inat ve ısrarla 'referandum ertelenmeyecek' diyor. Anlaşılacağı üzere yangına körükle gidiyor. Millî gücümüzü ne pahasına olursa olsun göstermeliyiz."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Barzani ile devam eden duygusal ilişkilerinin yanı sıra sözde Kürdistan'ı nasıl desteklediklerini Atatürk ve Esenboğa havalimanlarında göndere çektikleri paçavralarla ilan eden AKP iktidarı için 16 Nisan ruhuna aykırı gibi görünen bu sert açıklamalar da neyin nesiydi?.. Yeni bir kayıkçı kavgası mıydı?..Başbakan Binali Yıldırım, Bahçeli'nin bu çıkışına Vietnam gezisi dönüşünde, alay edercesine, onu uluslararası hukuktan anlamayan bir adam yerine koyarak cevap vermişti;"Savaş devletle devlet arasında olur biz bunları devlet olarak tanımıyoruz. Bir devlet bize kafa tutar, egemenlik haklarımıza karşı hareket içinde olursa bizim için savaş sebebidir. Ama burada Irak'ın parçası olan bir bölgesel yönetim var. Bu savaş nedeni olamaz. Hukuki zemin olması lazım."Bahçeli ise Yıldırım'ın eleştirilerini "gaf" olarak niteleyip, alışagelenin dışına çıkarak(!) çok beklemeden yazılı cevabı yapıştırmıştı;"Bu referandum Kürdistan'ın inşa ve ihyası için sinsi bir ön çalışma, karanlık öncü hamledir. Bir defa Sayın Yıldırım'ın bunu görmesi millî bir zarurettir. Sayın Yıldırım'ın bizzat şahsımın, ülkemize yönelen tehlikelere karşı göstermiş olduğu yoruma aceleyle tepki gösterip aklınca düzeltme gereği duyması siyasi nezaket ve zarafete ters düşmüştür."Bu karşılıklı atışmaların ardından ortalık biraz sulh olmuş gibi gözükürken, geçtiğimiz hafta, yanına Tansu Çiller makyajı da yapılarak Devlet Bahçeli'nin Cumhurbaşkanı yardımcısı yapılacağına dair kulis(!) haberleri kamuoyuna pompalanmıştı. Bahçeli, kendi ağzından yaptığı açıklamalarda bunu kesin bir dille bugüne kadar reddetmedi. Bence, bu gelişme, bir mutabakatın ince hatırlatmasıydı. Nitekim, R. Erdoğan Kazakistan'a gitmeden önce sorulan bir soruya verdiği cevapta "her şey olabilir" diyerek kapıyı aralamıştı... Şimdi gelelim, Kazakistan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan'ın Irak'ın kuzeyindeki referandum sorusuna "duygusal çıkışlarla açıklamalar yaparsak, bu yanlış olur" diyerek verdiği yanıta... Ne orası ne burası!.. Bence, bu yanıtın tek adresi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'dir. Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla mahiyetinde. Buradan yola çıkılarak "ortaklık bitiyor", "güzel günler sona eriyor" hükmüne varılabilir mi?.. Bence vakit henüz erken. Erdoğan'ın ABD gezisinin sonuçlarını sabırla beklemek lazım. Erdoğan'ın yaptığı gibi!.. 19 Eylül'de başlayacak BM Genel Kurul toplantılarına denk gelen ABD gezisi ve Trump görüşmesi Erdoğan'ın siyasi ömrü için çok önemli bir kilometre taşı olacak.

…***

Kazım Güleçyüz, 13 Eylül tarihli Yeniasya gazetesinde, “Aşil’in topuğu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“37. yılını da geride bıraktığımız halde, dayattığı darbe ürünü düzenden hâlâ kurtulamadığımız 12 Eylül’e siyasî cenahtan gelen ilk itiraz, ihtilalden ancak 5 yıl sonra seslendirilebilmişti.Bu sesin sahibi merhum Demirel’di.12 Eylül’ün silah zoruyla devirdiği ve diğer siyasî liderlerle birlikte siyasete devamını yasakladığı Demirel, cuntanın başı Kenan Evren’e karşı 1985 sonbaharında yaptığı cesur ve usturuplu çıkışla korku ve suskunluk duvarını yıkmıştı.O güne kadar Demirel’in de, siyaset yasağı konulan diğer liderlerin de konuşması, beyanat vermesi, resimlerinin yayınlanması yasaktı. Demirel’in mesajları “Bir bilen” rumuzuyla yayınlanıyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Demirel’in tarihî çıkışı, o dönemi bitiren süreci başlattı ve 6 Eylül 1987 referandumuyla da siyaset yasakları kalktı.Bu sayede Ecevit, Erbakan ve Türkeş de partilerinin başına dönerek siyasete kaldıkları yerden devam imkânı buldular.Demirel’le Köprü mülâkatlarına başlamamız, o çıkışla aynı tarihlere rastlıyor.O günlerdeki bir görüşmemizde, gündem belirleyen ve ihtilal ufunetini dağıtıp hür siyasetin önünü aralayan o çıkış için Demirel şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Aşil’i topuğundan nihayet vurduk.”

Aşil, eski Yunanda tepeden tırnağa zırha büründüğü için mağlûp edilemeyen bir savaşçı figürü. Sadece topuğunda bir açık var ve uzun uğraşlardan sonra oradan vurularak bertaraf edilebilmiş.12 Eylül rejimi de dayattığı darbe anayasası ve mevzuatı ile hem kendisini sıkı zırhların korumasına almış, hem de toplumu her yönden kuşatıp sindirerek ve korkutarak hegemonyasını kurmuş.Ama Evren’in boşluklar içeren bir beyanı bu yapı için “Aşil’in topuğu” niteliği kazanmış ve Demirel oradan vurmuş.O günden bugüne 32 yıl geçti. Ülkede seçimle işbaşına gelip de millî iradeyi sadece kendisine verilen oylarla tanımlayıp, devleti ve toplumu tek adam rejimine bağlamaya yönelen bir iktidar var. Ama özellikle 20 Temmuz OHAL’iyle hız verilip yaygınlaştırılan demokrasi ve hukuk dışı adaletsiz uygulamalar, bu iktidar için “Aşil’in topuğu”na dönüşmüş durumda.