Eylül 17, 2017 08:59 Europe/Istanbul

Birgün: Diyanet'in yeni Başkanı, FETÖ'nün eski dernek yöneticisi

Cumhuriyet:

CHP’li Tezcan'dan Bakan Soylu'ya: Hakaret etmeyin, istifa edin

Milli gazete:

Deniz Baykal'dan başkanlık adaylığı açıklaması

Karar:

Başbakan Yıldırım: Referandum ülkemiz için bir ulusal güvenlik meselesidir

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Rahmi Turan, 17 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “CHP’nin hatasıyla AKP’ye gün doğdu” başlıklı yazsını okuyucularla paylaşıyor.

“Çok yazdık çizdik “Bu, AKP'nin işine yarayacak” dedik ama CHP'nin hiç umurunda olmadı! Emlâk Vergilerini fahiş denilecek ölçüde artıran CHP'li belediyelerden bahsediyorum. “Dost acı söyler” misali her türlü uyarıyı yaptım, dinleyen olmadı! 2018'den itibaren ödenmeye başlanacak olan yeni Emlak Vergileri vatandaşı iyice çileden çıkarmıştı. İktidar hemen bundan yararlanmanın yoluna baktı ve Maliye Bakanı Naci Ağbal, artışlara bir tavan getireceklerini açıkladı. CHP'li bazı belediyelerin, vatandaştan uzak, halkçı olmayan anlamsız davranışları, iktidarla kıyasıya mücadele eden Kılıçdaroğlu'nun ayağına kurşun sıkmak anlamına geliyor ne yazık ki! Emlâk Vergisi olayının kaybedeni maalesef CHP olacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP'li belediyelerde öyle akıl dışı artışlar yok! Bir kısım CHP'li belediyenin hangi akla hizmet edip de bu hatayı yaptığını anlamak zor! Şimdi AKP'ye gün doğdu! Hükümet aşırı artışa neşter vurmaya hazırlanıyor.Astronomik vergi artışlarına yeni torba yasanın içine koyarak bir sınır getireceklerini açıklayan Maliye Bakanı Naci Ağbal şöyle diyor: “Emlâk Vergisi düzenlemesiyle ilgili bir çalışma yapıyoruz. Yaşanan artışlara karşı vatandaşın isyanını görüyoruz. Astronomik artışlar tedirginlik oluşturuyor.Hükümet olarak bu soruna neşter vuruyoruz. Belediyelerin yaptığı aşırı değer artışlarına belirli bir sınır getirilmesi şart oldu.”Halktan uzak bazı CHP'li belediyelerin köstek olduğu CHP lideri Kılıçdaroğlu,iktidara karşı sürdürdüğü muhalefette daha etkili olacak ama ne yazık ki kendi adamları ona çelme takıyor!

Anlaşılan, bu hatanın kaymağını, vergilere sınır getirmeye hazırlanan AKP yiyecek. Bir de “CHP neden iktidar olamıyor?” diye soruyorlar! “İş bilenin, kılıç kuşananın!” ders alınacak bir atasözüdür! Türk siyasetinde daha hareketli, daha heyecanlı günler başlamak üzere… Yeni partinin henüz adı bile yok ama gördüğü ilgi çok! Meral Akşener, Ümit Özdağ, Koray Aydın ve arkadaşlarının kurma çalışmalarını sürdürdüğü partide hızlı gelişmeler yaşanıyor. Adı belli olmayan partinin merkez binası belli… Ankara Çankaya'daki Mustafa Kemal Mahallesi'nde boş bir bina kiralandı. Mahallenin adının “Mustafa Kemal” olması ilginç bir rastlantı. Çünkü bu yeni partinin Cumhuriyetçi bir kimliği olacak. Yeni partinin kuruluş çalışmalarının en geç 15 Ekim'e kadar tamamlanacağı belirtiliyor.Yapılan ilk büyük ankette, henüz adı bile belli olmayan bu partinin, yüzde 21 gibi çok önemli oranda oy alarak 3'üncü parti olması ilginç bir olay… Meral Akşener'in partisi, güven verici bir kadro, yeni projelerin yer aldığı iyi bir program ve yeni söylemlerle seçmenin karşısına çıkarsa ankette ortaya çıkan oy oranı daha da artabilir. Siyasetin iki tecrübeli ismi Ali Naili Erdem ve Namık Kemal Zeybek, Meral Akşener ve arkadaşlarını şöyle uyarıyor: “Türkiye'nin siyasi yelpazesinde boş olan taraf merkez sağ değil, merkez partidir. Kurulacak partinin Türkiye'nin bütününü kucaklaması lâzımdır. Meral Akşener'in hareketi şu anda bile kamuoyunda tutmuş görünüyor. Meral Hanım güçlü bir kişilik olarak geniş bir yelpazeyi hedef almalı. Yeni parti, MHP'nin devamı gibi bir görüntü verirse bu başarıyı engeller, doğru da olmaz. Cumhuriyet değerlerine bağlı siyasi bir hareket, başarısını da beraberinde getirir.”

…***

Emre Kongar, 17 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP’lilere bazı vicdan soruları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“iktidarın ülkedeki Hukuk ve Adalet uygulamalarına ilişkin bazı sorular sormak istiyorum.16 yıldır Türkiye’yi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi’ne, başta onun hukukçu geçinen ama esas olarak bütün yönetici ve mensuplarına ve elbette destekçilerinin hepsine, olup bitenlere akıl erdiremediğim ve yanıtlarını gerçekten merak ettiğim için, birtakım VİCDAN sorularım var:”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere ye veriyor:

…***

Ülkedeki seçmenlerin yarısına yakın bölümünün oyunu alan bir partinin yöneticileri, mensupları, destekçileri, milyonlarca seçmen, binlerce politikacı olarak, aralarında hukuka ve adalete inanan kimse yok mu; vardı da kalmadı mı? Başta hukuk eğitimi alan yöneticileri olmak üzere, bu partinin mensupları ve destekçileri, temel insan hak ve özgürlüklerine hiç saygı duymuyor mu; evrensel hukuk kurallarından habersiz mi? İnsanlığın neredeyse 800 yıldır, Ortaçağ’dan beri Magna Carta ile kabul ettiği, uyguladığı en temel adalet ilkelerini bile nasıl görmezden gelebiliyorlar; tutuklanan insanlara ve avukatlarına, tutuklama nedenlerini bile açıklamanın reddedilmesini nasıl içlerine sindirebiliyorlar? İnsanların doğru dürüst yargılanmadan hapsedilmelerine, aylarca iddianame bile hazırlamadan hapiste tutulmalarına nasıl sessiz kalabiliyorlar?

 “Gizli” adı altında saklanan yalancı tanıklar ve bilirkişiler ile insanların sahte iddia, delil ve raporlarla nasıl mahkûm edildiklerini görmüyorlar mı? Tutuklanacağını bile bile, kendi isteğiyle yurtdışından gelip teslim olan sanıkların “kaçma şüphesi var” diye hapsedilmesindeki, bırakın haksızlık ve hukuksuzluğu, mantıksızlığı nasıl kabullenebiliyorlar? Bir bankada hesabı var diye hapsedilen insanların yanında, o bankadan milyonlarca dolar kredi alıp ev sahibi olanların yalılarında sefa sürmelerini nasıl hazmedebiliyorlar? Telefonunda bir haberleşme programı var diye binlerce insanın işten atılmasındaki, hapsedilmesindeki, telefonunda o program bile olmayanların “vardır” diye suçlanarak tutuklanmasındaki haksızlık ve hukuksuzlukları görmüyorlar mı?

Haklı ya da haksız suçlanan kişilerle teması olmayan, ama o kişiler tarafından telefonla aranmış ve cevap bile vermemiş gazetecilerin bu nedenle hapsedilmesine ne diyorlar? Yayımlanmış gazete haberleri dolayısıyla tutuklu olanların “delilleri karartma ihtimali var” diye akıl dışı bir gerekçeyle salıverilmemeleri bu insanları hiç rahatsız etmiyor mu? Haksız ve hukuksuz bir biçimde işten atıldıkları için açlık grevi yapan insanların tutuklanmasını, bununla da yetinilmeyip avukatlarının da tutuklanmasını, ayrıca duruşmaya da getirilmemelerini ve tutuklanmalarının devam ettirilmesini onaylıyorlar mı?  “FETÖ ve PKK terörü ile mücadele ediyoruz” diye, bu her iki örgütle de ilişkisi olmayanların ve hatta bunlara karşı açık ve etkili bir biçimde mücadele vermiş olanların tutuklandıklarını görmüyorlar mı? Ve son soru: Bütün bu haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlikler, AKP’lilerin vicdanlarını hiç ama hiç rahatsız etmiyor mu?

…***

Adnan İslamoğulları, 17 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Eski defterler naftalinli sandıklara…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2019 başkanlık seçimlerinin finish ipi şimdiden gerilmeye başladı, herşey başkanlık seçimleri için. Pabucun çok pahalı olduğu gerçeğini en yalın bir biçimde Cumhurbaşkanı ifade ediyor sıklıkla. Çünkü pabucun artık çok pahalı olduğunu en net kendisi görüyor…AKP'de gördüğü 'metal yorgunluğu'ndan sonra, her konuşmasında 2019'a yönelik başka bir tehlikeye, kendi konumu ve AKP için başka bir riske işâret ediyor.Geçen hafta genişletilmiş il başkanları toplantısında "Yolsuzluk yapanı kapının önüne koyacağız" sözleri de 2019 başanlık seçimlerinde muhalefetin yolsuzluk argümanına karşı bir hamleydi. Ve geçtiğimiz gün bir televizyon proğramında gündeminin ağırlığı yine 2019 başkanlık ve öncesindeki mahallî seçimlerdi…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cumhurbaşkanı, AKP'ye yönelik tavsiye ve ikazlarını sürdürdü. Mart 2019'daki yerel seçimleri büyük destekle almak zorunda olduklarını, çünkü başkanlık seçimlerindeki 50 artı 1 için en büyük ölçü olacağını, bu sebeple de dikkatli olunması gerektiğini önemle vurguladı.Neydi bu ikazlar ve tavsiyeler?İmar konusunda çok dikkatli davranılması.Milletin beklentilerine kulak tıkanmaması.Belediye başkanlarının lüks araçlara binmemesi, araçların pahalı olmaması.Belediye paralarının gerekli yerlere harcanması.Bütün bunlar garip değil mi?Bütün bunlar aslında AKP'nin 15 yıllık zaafları değil mi?15 yıldır iktidarda olan ve önceki seçimlerde bu tür açık ikazlarda bulunmayan, hatta Diyanet İşleri'nin Mercedes'ini bizzat savunan, İsmail Kahraman'ın 5 milyonluk Mercedes'i hakkında hiç konuşmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, belediye başkanlarını bunlarla ikaz ediyor. Fakat, Cumhurbaşkının en az kullandığı kelime ve kavram demokrasi."Ben TEOG olayını istemiyorum ve bunu da artık yanlış buluyorum. TEOG'un kaldırılması lazım" diyor. "İlgili bakana söyledim, Başbakana da söyleyeceğim" diyor. Hükümet, Bakanlık ve toptan TBMM'i by-pass ediyor.