Eylül 19, 2017 09:36 Europe/Istanbul

Evrensel: Musul'da yakalanan IŞİD'lilerin eşlerinden 300'ü Türkiyeli

Yeniçağ:

AKP’de bir istifa daha

Yeni Mesaj:

Erbil'de Peşmerge ve İsrail bayraklı miting

Karar:

Bursa'da eylem hazırlığındaki 3 IŞİD’li yakalandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları

…***

Ali sirmen, 19 Eylül tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Her Türk FETÖ’cülüğü tadacaktır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Son günlerde, FETÖ’cülük suçlamasıyla gözaltına alınan alınana. Gün geçmiyor ki hiç umulmayan biri FETÖ’cülükten içeri tıkılmasın. Geçen cuma bunlara, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik de eklendi. Celal Çelik, HSYK’nin tümüyle Fethullahçıların eline geçmesi, adil yargının tarihe karışması, davaların kumpas aracı haline getirilmesi üzerine 2011’de, 12 yıldır yapmakta olduğu yargıçlıktan istifa etmişti. Aynı Celal Çelik, Akıncı Üssü davasına da Kılıçdaroğlu adına müdahil olma talebinde bulunmuştu. Kısacası, böyle bir kişinin FETÖ’cülükle suçlanabilmesi abestir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “demokrasi adına yüz karası” olarak nitelediği bu olayı akıl tutulmasına bağlıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İlk bakışta Kılıçdaroğlu haklıymış, olay akıl tutulmasından başka bir şeyle açıklanamazmış gibi görünüyor. Gerçekten de bu davranış, somut bir tehlike olan FETÖ tehdidini soyut bir hale sokuyor ve efsaneleştiriyor.Her köşeden, her bucaktan FETÖ çıkarma girişimleri, herkese, FETÖ’nün her su başını tutmuş, bütün mevzileri eline geçirmiş, her yere sızmış, her şeye kadir bir güç olduğunu düşündürüyor.Bu durum toplumda FETÖ’ye karşı duyulan nefretin yerini gizli bir hayranlık ve onun karşısında çaresizlik duygusunun almasıyla, FETÖ ile mücadeleyi aksatacağından, olayı akıl tutulmasıyla açıklamak makul görünüyor.Ama gerçekte olayın akıl tutulmasıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur.Çünkü FETÖ etiketi altında yürütülen operasyonun amaçları arasında, FETÖ ile mücadele yoktur. 9 Eylül Cumartesi bu köşede “Baskı geldi cihane, FETÖ bahane” başlığı altında belirtmeye çalıştığım gibi, asıl amaç dikta yöntemlerine bahane bulmak, biat etmeyenleri hizaya sokacak baskıyı bu bahanenin şalı altına gizlemektir. Nitekim, rejimin gerçekte en ve tek yetkili kişisi, MİT TIR’ları soruşturmasının Kılıçdaroğlu’na kadar uzayabileceğini ima ederek “Yakında bu içeride olan zat ile Kılıçdaroğlu’nun bağlantısı çıkarsa şaşırmayın” demiştir. Olaya bu açıklamanın ışığında bakınca, görüntü netleşmekte, amacın FETÖ ile mücadele değil, bunun aslında, baskı yöntemlerinin bahanesinden başka bir şey olmadığı görülmektedir. Saptırılmış gelişme hızı rakamlarına falan bakmayın siz! Türkiye’de işler hiçbir alanda iyi gitmiyor. Rejimin başı gittikçe sıkışıyor. Bu durumda aslında yapılması gereken, gerginlikleri azaltmak, sosyal, siyasal ve ekonomik alanda daha olumlu bir ortam yaratmak, komşularla ve yabancı ülkeler ile ilişkilerde “şaşkın ördek diplomasisini” bir yana bırakarak demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla yürürlüğe sokmak olmalıydı.

Ama bugünkü iktidarın bunu yapmaya niyeti olmadığı artık açıkça görülüyor. Tam tersi bir yol tutularak, baskıyı artırmak ve bu şekilde biat etmeyenlere haddini bildirmek yolu yeğlenmektedir.

Şu sıralarda, bütün kötülüklerin simgesi FETÖ olduğundan, baskılar da bu etiket ardına saklanmaktadır. Gerçekte FETÖ ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan, FETÖ ile mücadele bahanesi altında biat etmeyenlerin hepsinin çanına ot tıkanacaktır. Bu durumda biat etmeyen her Türk vatandaşının başına FETÖ soruşturması kurbanı olmak gelebilecektir. Gerçek FETÖ’cülerin ellerini kollarını sallayarak gezdikleri bir ortamda, FETÖ’cülerle mücadelesi herkesin malumu olan Celal Çelik veya Cumhuriyet ya da Sözcü gazeteleri mensupları FETÖ’cülükten içeri tıkılabileceklerdir.

…***

Mustafa Yalçıner, 19 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “'FETÖ' ve adalet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Eskiden darbe dönemlerinde iş çığırından çıkıp adalet brifinglerle dağıtılır, ancak olağan zamanlarda yargı tarafsız görüntü vermeye az-çok dikkat ederdi. Şimdi umursanmıyor, hem de yüksek yargının başkanları iktidar partisiyle çay bahçelerinde görüntü veriyor.O fotoğrafta yer alan bir Danıştay Başkanı var. CHP’nin toplumdaki adalet arayışına önayak olmasıyla ilgili, bir AKP’li -gibi de değil- olarak, “Sözde Adalet Yürüyüşü, sözde Adalet Kurultayı… Kim için adalet, neyin adaletini arıyorsunuz?” diye konuşuyor. Halk için tabii, ama içeriği ve dili AKP sözcülerinden ayrılmaz halde sürdürüyor: “CHP, eski yargı düzeni değiştiği için çok rahatsız. CHP,  Kurultayından sonra yayımladığı bildirgeyle ne yapmaya çalışıyor? Tek başlarına güçlü siyaset yapamadıkları için eskiden onların imdadına yargı yetişiyordu, şimdi artık yargı bunu yapmıyor, o nedenle rahatsızlar. Biz adalet terazisini çok hassas tutuyoruz. Biz, tarafsız ve bağımsız olarak herkesin hakkını titizlikle dağıtmaya özen gösteriyoruz.” Madem bunca titiz dağıtım var, milyonlar neden adalet arıyor?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Aynı kişi, tekçilik gözlere sokulmuş, yasama ve yargı yürütmeye bağlanmışken, “16 Nisan’da halk oylamasına sunulan ve kabul edilen değişiklikle Anayasamızda var olan kuvvetler ayrılığı ilkesi daha da belirgin hale getirilmiştir” de demişti.

Siyaset yapılır da reis katılmaz mı? Zerrin Hanım’a destek veriyor: “Herhalde Kılıçdaroğlu’nun kalkıp da Zerrin Hanım’a hukuk dersi verecek hali yok. Ama bunlar (Kılıçdaroğlu) tabii haddini bilmiyor. İşte yanında bir hukukçusu var. Öldürülen teröristlerin hakkını savunuyor. Ne hakkı ya? Bunlar terörist.”

“Tarafsızlık” o boyutlarda ki, reis “bunlar terörist” deyince, İçişleri Bakanı HDP’li tutuklu vekilin annesine bir mezarı bile çok görenlerle karakolda fotoğraf çektirmiş, eleştirilince, “bir fotoğrafla istifa mı edilir” diye çıkışmıştı. Emine Hanım, taa Arakan’a gidip “Budist çetelerin Müslümanlara reva gördükleri baskı ve zulüm” karşısında adalet arıyor, bunda bir terslik görülmüyor, ama Türkiye de sivil silahlı ayırt edilmeden, terörist denip 30’u, 40’ı etkisiz hale getirildiler denip övünülen Kürtlerin 80 yaşında ölen analarının konacağı mezar bulunamayınca adaletin kılıcının tarafsız parladığı söyleniyor!

…***

Esfender Korkmaz, 19 Eylül tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Zengin daha zengin fakir daha fakir oldu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Gelir ve Yaşam Koşulları 2016'yı yayınladı. Araştırmanın verileri ''Türkiye'de gelir dağılımı bozuluyor, orta sınıf tuzağı devam ediyor, işçi ve memur fakirleşiyor'' şeklinde özetlenebilir. 2015 yılında nüfusun en zengin yüzde 20'sinin geliri, yine nüfusun en fakir  yüzde 20'sinin gelirinin 7.6 katı iken, 2016 yılında 7.7 katına yükseldi. Başka bir ifade ile toplumda gelir dağılımı bozuluyor.Yani fakirler daha çok fakirleşiyor ve zenginler daha çok zenginleşiyor. İşçi ve memurun geliri giderek düşüyor ve bunlar fakirleşiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ücret ve maaşların en düşük yüzde 20'lik gelir grubundaki payı 2015 yılında yüzde 37.7 iken, 2016 yılında çok hızlı 2.4 yüzde puan aratarak yüzde 39.7'ye yükseldi. Yani memurlar hızla fakirleşiyor.Bunun nedeni, işçi ve memura büyümeden refah payı verilmiyor olmasıdır. Bunda işçi ve memurun günahı da var.... Çünkü siyasi misyon için kurulmuş ve  ideolojik hedefleri olan bazı sendikalara üye oluyorlar.Kendi haklarını istemek için pasif kalıyorlar.

En zengin yüzde 20 gelir grubu içinde, iş çevreleri gelirinin payı arttı. Bunların en zengin yüzde 20 içindeki payları 2015 yılında yüzde 21.8 iken, 2016 yılında yüzde 23.7'ye yükseldi. Nüfus içinde ev sahibi olanlar da azalıyor. Ev sahibi olanların nüfus içindeki oranı 2015'te yüzde 60.4 iken 2016'da yüzde 59.7'ye geriledi. Buna karşılık doğal olarak kiracıların oranı da aynı yıllarda, yüzde 23.3'ten yüzde 24.4'e yükseldi.Nüfusun yüzde 65.4'ü, yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını parası olmadığı için değiştirmiyor. Yine nüfusun yüzde 17.4'ü konut masraflarını karşılamakta çok zorlandığını ifade ediyor. Bir yandan zenginlerin artması, bir yandan fakirlerin artması, orta sınıfın  azalması anlamına geliyor. Bu veriler aynı zamanda Türkiye'nin orta sınıf tuzağına düşmüş olduğunu da gösteriyor.Fakirlerin artmasının, Türkiye'nin orta gelir tuzağına düşmesinin temel nedeni, popülist politikalardır.