Eylül 24, 2017 11:43 Europe/Istanbul

Aydınlık: NATO Türkiye’ye yıllarca yanlış istihbarat Verdi

Cumhuriyet:

Hazine 8 ayda yasal borç sınırını aştı

Evrensel:

ABD savaş uçakları Kore sınırında uçtu

Milli gazete:

Arakanlı Müslümanların mülteci kamplarındaki yaşam mücadelesi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Ceren Sözeri, 24 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Nefret söylemi yarışı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yıllardır dile getirilen ön yargı ve nefret söylemi nefret suçuna dönüşebilir, siyasetçilerin, medyanın çok dikkatli olması gerekir uyarıları kulak ardı edildi, sonunda Hatun Tuğluk’un cenazesine yapılanlar hepimize çok ağır geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’li ve MHP’li başka siyasetçilerin nicedir HDP’lileri hedef alan söylemlerinin, hatta Erdoğan’ın HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’a “terörist” demesinin Tuğluk’un annesinin cenazesinin başına gelenle ilgisini olmadığını söylemek mümkün mü? Ya da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bu saldırganlardan biriyle çekilmiş fotoğrafının, iktidar partisinin ve Diyanet İşleri Başkanının bu saldırıyı bir türlü güçlü bir şekilde kınamamasının bir sonraki saldırıları cesaretlendirmeyeceğine nasıl ikna olabiliriz?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Nefret söylemi bildiğiniz üzere toplumda azınlıkta ya da kendilerini ifade imkanı bulma konusunda daha güçsüz konumdaki toplulukları hedef alıyor, çünkü amacı bu yolla o topluluğu korkutmak, sindirmek. Yalnızca içinde hakaret, küfür, düşmanlık içeren ifadeler değil ona yol açabilecek gizleme ve çarpıtmalar da besleyenleri olarak nefret söylemi şemsiyesi altına giriyor. Yani AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ’ın yaşanan olaydan Aysel Tuğluk ve ailesini sorumlu tutan konuşması kadar Hürriyet gazetesinin ilk gün “Tuğluk’un annesinin cenazesinde gerginlik” başlıklı haberi de aynı değirmene su taşıyor. Oysa toplumda salgın hastalık gibi hızla yayılan ayrımcılıkla, nefret söylemiyle ve onun suça dönüşmüş haliyle mücadelede medyaya çok önemli görevler düşüyor. Gazeteciler hem siyasetçilerin söylemlerini denetleyerek hem de bunun sonuçları konusunda toplumu bilinçlendirerek tamamen ortadan kaldırmasa da nefret söylemini bir nebze önleyebilir. Zira bunun başka bir çözümü de yok, yasal çözümlerin ifade özgürlüğünü kısıtlama riski büyük.

…***

Sedat Ergin, 24 Eylül tarihli Hürriyet gazetesinde, “15 Temmuz darbesi 12 Eylül’de başlamış”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçen Temmuz ayı başlarında Akıncı Üssü iddianamesini okumaya başladığımda, bu okumanın beni bugünkü yazımda vardığım sonuca taşıyacağı, doğrusu o an aklımdan geçen bir düşünce değildi.Sanıklarla ilgili delillere bakarken, darbe girişiminde daha kilit konumda olan generallerin durumu özellikle merakımı çekti.Kimdiler? Nasıl bir kariyer çizgisinden geliyorlardı? Ne zaman general olmuşlardı? Daha önemlisi, ne zaman Hava Harp Okulu’na (HHO) adım atmışlardı?Askeri liselere katılma faktörünü bu analizin dışında tuttum. Çünkü meselenin bu boyutu başlı başına ayrı bir analiz gerektiriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Okumalarım ilerledikçe flu bir fotoğrafın ağır ağır netleşmeye başlaması sürecinde olduğu gibi önümdeki tablo yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Bugün bu tablodaki görüntüde anlamlı gördüğüm bazı bulguları, yönelişleri paylaşmak istiyorum.

Önce yöntem. Bu analizi yaparken, 15 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla Hava Kuvvetleri’nde general kadrosunda olup FETÖ/PDY bağlantılı görüldüğü ve darbeye karıştığı gerekçesiyle kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen (31 kişi), istifası istenen (7 kişi) ya da YAŞ’ta emekliye sevk edilen (6 kişi) toplam 44 askerden 43’ünün durumunu değerlendirmeye aldım. Hava Harp Okulu’ndan 1973 mezunu olan Orgeneral Akın Öztürk’ü diğerleriyle arasındaki kuşak farkı nedeniyle bu analizin dışında tutuyorum.

Bu 43 kişilik liste içinde olup ilk kez general kadrosuna terfi etmiş olan asker, hava Hap Okuluna 1978 girişli olup dört yıllık eğitimin ardından 1982 yılında mezun olan Korgeneral Hasan Hüseyin Demirarslan’dır. 1978 girişli olan bir diğer isim ise İzmir’de görevli olduğu halde darbe gecesi Akıncı Üssü’nde ortaya çıkan Tümgeneral Kubilay Selçuk’tur.Okula 1979 girişli olan İsmail Yalçın’ı da hesaba katarsak, Hava Harp Okulu’na 1980 öncesi kaydolmuş 3 kişi var bu 43 kişilik listeden.

Hava Hap okuluna 1981 girişliler içinde bu sayı 2’ye düşüyor. Anlamlı artış 1982’de okula kaydolanlarda karşımıza çıkıyor. Bu devreden 7 kişi darbe girişiminden sonra sistem dışına çıkarıldı. Bu 7 havacıdan 5’i, 2011 YAŞ’ında tuğgeneralliğe terfi etmiş. İlginç bir not, bunlardan üçü 15 Temmuz’da Moda Deniz Kulübü’ndeki düğünde pek çok general darbeciler tarafından derdest edilip Akıncı Üssü’ne götürülürken, Fenerbahçe Orduevi’nde ağırlanan ekipten.

Hava Harp Okulu’na 1983 girişliler darbe girişiminden sonra yaptırım görenler içindeki en kalabalık gruplardan biri. Bu dönemde girenlerden tam 8 kişi 15 Temmuz’da FETÖ/PDY ve darbe gerekçesiyle sistem dışına çıkarılmış. Bunlar arasında 15 Temmuz’da ve öncesinde yoğun bir darbe faaliyetine sahne olan Hava Harp Okulu’nun komutanı Tümgeneral Fethi Alpay da var.

Analize baz aldığımız 43 kişilik liste içinde olan generaller içinde en kalabalık grup HHO’ya 1985 yılında girenler. Tam 10 kişi bu kategoriye giriyor. Bu grup özellikle 2013 ve 2014 yıllarındaki YAŞ toplantılarında tuğgeneralliğe yükselmiş. Üstelik içlerinde 2012 yılında erken terfi alan sürpriz bir isim var: Darbe gecesi iki tanker uçağı kaldırıp Ankara ve İstanbul’a gönderen İncirlik Üssü Komutanı Bekir Ercan Van...

1986 girişliler içinde üç general 15 Temmuz sonrası sistem dışına çıkarılmış. Bu üçlü içinde yurtdışında firari olarak yaşayan ve CNN International’a verdiği mülakatla gündeme gelen Mehmet Yalınalp de yer alıyor.1987 ve 1988 girişlilerden sadece birer general darbe sonrası yaptırıma uğramış. Her ikisi de 2015 YAŞ’ında terfi etmişler.Ve sonrasında 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleşiyor...

...***

Rahmi Turan, 24 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “Çok yaşayın savcı bey” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sağlık eski Bakanı Rifat Serdaroğlu internette yayınladığı yazılarla etkili muhalefet yapıyor, kendisini izleyenleri uyarıp bilinçlendirmeye çalışıyor.Eleştiri yüklü olan yazılar beğeniliyor ve ilgiyle okunuyor ama Serdaroğlu'nun başı dertten kurtulmuyor. Muhalefet yapan birçok kişinin başına geldiği gibi onun hakkında da birçok dava açılmış bulunuyor. Serdaroğlu'nun “Yamuk ağaç/Düz baston” başlıklı yazısı için de Cumhuriyet Savcısı M.E., Adalet Bakanlığı Ceza Genel Müdürlüğü'nden izin alarak kamu adına ceza davası açmış.”diyen yazar, yazısının ndevamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Rifat Serdaroğlu için istenen ceza, Türk Ceza Kanunu'nun 299'uncu maddesine göre 1 yıl 2 aydan başlayıp, 4 yıl 8 aya kadar hapis! Deneyimli bir devlet adamı olan Sağlık eski Bakanı Rifat Serdaroğlu'nun Cumhuriyet Savcısı'na verdiği cevap çok ilginç. Özetle şöyle yazıyor:  “Soruşturma açacaksanız, sözleri ve eylemleri ile kimler FETÖ'ye yardım ve yataklık ettilerse onlara açın, bana değil! Ben anayasayı, demokrasiyi, hukuk devletini, savunuyorum. Yani sizlerin anayasa ve yasalara göre yapmanız gereken işleri yapıyorum. Bu yüzden yargılanıp bir de ceza alırsam ne gam! Sizinle mahkemede nasılsa görüşeceğiz. Sicil numaranızdan anladığıma göre yaşınız oldukça genç. Yaşça ve deneyimce sizden büyük olan biri olarak size tavsiyem şudur: Görevinizi anayasa, yasalar ve vicdanınızın emrettiği gibi yapın! Nerede bir devlet düşmanı, hırsız, rüşvetçi, aniden zengin olan bir siyasetçi varsa yakasına yapışın! Devlete sırtını dayayan mafya bozuntularının ve onları koruyanların yakasına yapışın! Organize suç örgütü gibi çalışan ve bunu aleni olarak yapan siyasi partilerin yakasına yapışın.