Eylül 26, 2017 12:41 Europe/Istanbul

Birgün: Kadir Topbaş’tan sonra 10’a yakın başkan daha hedefte

Aydınlık:

Irak başbakanı İbadi: Sorumlulardan hesap soracağız

Cumhuriyet:

Yoksul sayısı 16 milyonu aştı

Yeniçağ:

Bakanlık duyurdu: TSK ve Irak ordusu manevralara başladı!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İbrahim Karagül, 25 Eylül tarihli Yenişafak gazetesinde, “Bu yazıyı okuyup bir kenara koyun”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kirli enformasyondan, zihin operasyonlarından, duygusallıktan, lobilerden, Batılı kamuoyu çalışmalarından, Barzani istihbarat ağından kurtulup gerçeğe yönelmeye, gerçeği görmeye, uyarmaya, Türkiye için sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.Mesut Barzani’ye bugün yaptırılan referandumun bir adım sonrası Suriye’nin kuzeyinde de aynı senaryonun sahnelenmesi olacaktır. Referandumla Irak’ın kuzeyinde oluşturulan harita Suriye topraklarına uzanacak, ikinci adımda orada aynı oyun tezgâhlanacaktır. Bu iki bölgede oluşturulan harita çalışması, çok uzak olmayan bir gelecekte, belki birkaç yıl içinde Türkiye’de de sahnelenecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

…***

Suriye ve Irak’taki savaş Türkiye içlerine servis edilecek, bugün sınırlarımızda durdurmaya çalıştığımız tehdit Anadolu içlerine kadar ilerleyecektir. Çünkü hiçbir ülke, tehdidi, savaşı sınırın sıfır noktasında durduramaz. Eğer kriz sıfır noktasına yerleşmişse ve siz hiçbir şey yapmıyor, o savaşı sınırlarınızdan çok uzağa itemiyorsanız, o savaşı ülkenizin içlerinde karşılamaktan başka çareniz olmayacak demektir.

Türkiye ve hemen bütün bölge, Kürt milliyetçiliği üzerinden servis edilen yıkıcı bir çokuluslu proje ile karşı karşıyadır. Mesele sadece PKK/PYD değildir. Çünkü artık bölgede terör meselesi yoktur. Çünkü tehdit, terör terminolojisi ile konuşulacak boyutları çoktan aşmıştır.Terör dediğimiz her şey bir dış müdahaledir, dış tehdittir, işgal girişimidir. Mesele Barzani de değildir. O, büyük projenin küçük oyuncusudur. Barzani ve PKK/PYD üzerinden servis edilen her şey, bir çokuluslu müdahaledir, ülkelerimizi hedef alan, tehdit eden yıkıcı bir fırtınadır.Bu harita taslakları sadece Irak ve Suriye için çizilmemiştir. Bölgenin diğer güçlü ülkeleri için de vardır. Coğrafyanın tamamına yönelen çok büyük bir tehdit kapımıza dayanmıştır. Irak ve Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan harita genişletilecektir. Türkiye’yi doğrudan hedef alacaktır, yüzlerce kilometrelik “Türkiye’ye saldırı cephesi”ne dönüşecektir.Birkaç yıl içinde, “Türkiye cephesi” açılacak, ülkemizi Iraklaştırma, Suriyeleştirme süreci başlatılacak, bu yönde çok güçlü bir uluslararası kamuoyu oluşturulacak, Batılı bir irade ortaya konulacaktır.Çünkü bu kuşak, ABD ve İsrail başta olmak üzere, bölgeye müdahil olan bütün Batılı güçler için garnizona dönüşecek, askeri üslerle donatılacaktır. Yabancı orduların coğrafyanın kalbine yerleşeceği, Haçlı Savaşları dönemindeki gibi ince ince işgallere girişeceği bir operasyon alanı olacaktır. Yakında Türkiye sınırlarında, ABD üsleri kadar İsrail üsleri de kurulacak, füze rampaları yerleştirilecektir.Bu kuşak insansızlaştırılacak, coğrafyaya yabancılaştırılacak, Filistin topraklarının işgaline benzer proje alanına dönüşecektir. İşte o zaman coğrafyayı yeniden dizayn etmeye girişenler, bütün bölgeye buradan müdahale edecek, ülkeler buradan vurulacaktır.Mesele Kürt meselesiyle sınırlı değildir. Bugüne kadar bölgemizdeki bütün kimlikleri Batılı istila için kullanmayı başaranlar bu sefer Kürt milliyetçiliği üzerinden oyun kurmaktadır.Referandum İsrail, ABD, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri tarafından desteklenmektedir. Çünkü bölgede korkunç bir ganimet paylaşımı yapılmakta, herkes kendi payını almaya çalışmaktadır. Destek değil, projenin kendisi onlarındır. Bölgesel bir direnç olmaması için şimdilik bu amaç gizlenmekte, bölge ülkelerinin reaksiyonunun böylece önüne geçilmektedir.

…***

İhsan Çaralan, 25 Eylül tarihli Evrensel gazetesinde, “Metal yorgunluğu değil ağır metal zehirlenmesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçtiğimiz cuma günü İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş’ın istifası, IKBY’ye yönelik askeri müdahale olup olmayacağı etrafında koparılan gürültünün gölgesinde kaldı. Özellikle AKP propagandası, bu önemli “istifa”yı sıradan, “belediye içinde bir yetki çekişmesi”, “hizmet devri”, “metal yorgunluğu”, “Kadir Bey’in kişisel kararı”...gibi gerekçelere bağladı. Ama, istifa eden kişi, ülkenin yönetimindeki en önemli üçüncü koltuğun sahibiydi. Yani Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık koltuklarından sonra en önemli koltuk olan İBB’nin en başındaki kişi istifa etmişti! Onun içindir ki, daha istifa eden kişi niçin istifa ettiğini bile açıklamadan, “Kral öldü, yaşasın kral!” korosunun,  Cumhurbaşkanının damatları ve başbakanlıktan sonra konulacak yer bulunmayan Başbakan Binali Yıldırım’a sunmaları İBB Başkanlığı’nın AKP için ve onun etrafında oluşmuş rant ve vurgun camiası için çok önemli bir koltuk olduğunu göstermektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdi, “3’üncü koltuğun boşaldığından söz ediyorsun ama 1’inci, 2’inci ve 3‘üncü koltukta aynı kişi oturuyor. Bu yüzden 3’üncü koltuk boşalmış sayılmaz!” denirse de; 13 yıllık İBB Başkanının istifası sıradan “belediyelerin arasındaki  bir anlaşmazlık” olarak geçiştirilebilir değildir. Dahası, “Zaten bu koltukta Cumhurbaşkanı oturuyordu” demek de Topbaş’ın makamının önemini ya da istifası yoluyla ortaya çıkan sorunu önemsiz kılmaz.

Tersine, “beş parselin” imar planında yapılan değişiklik üstünden, Topbaş’la, AKP İBB Meclisi üyelerinin “inatlaşması” gibi görünen çatışma, sonraki gelişmelerden anlaşılmaktadır ki işaret edilen organize, Topbaş’ın istifası ile sonuçlanacağı önceden öngörülmüş bir “mobbing” hamlesidir. Onun içindir ki, Topbaş, bir yandan “Ben partimden ayrılmıyorum. Hizmetlerime devam edeceğim. Kimse bundan faydalanmaya kalkmasın” gibi klişe açıklamaların yanında “Her şeyi affederim ama adam yerine konmamayı affedemem” derken, kendisine yapılan muamelenin “adam yerine koymamaya” varan bir tacize kadar geldiğini söylemektedir.

Dolayısıyla Kadir Topbaş aslında istifa etmemiş, tıpkı eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başkanlıktan alınma operasyonu gibi bir operasyonla görevden alınmıştır! Davutoğlu’ya karşı, alet olarak “Pelikancılar” kullanılırken, Topbaş içinse İBB Meclisi’ndeki AKP grubu kullanılmıştır. 

…***

Murat Muratoğlu, 25 Eylül tarihli Sözcü gazetesinde, “ Aidat değil, bildiğin haraç” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“TEOG'u 3.5 günde kaldıranlar, TOBB'un zorunlu aidatlarını 3.5 yıldır kaldıramıyorlar! Bizzat; “Oda ve borsaların topladığı aidatlar üyeler açısından büyük külfet haline gelmiştir, acilen kaldırılmalıdır” demişlerdi. Üzerinden 3.5 yıl geçti. Göründüğü kadarıyla pek de aceleleri yok gibi… Niye yok? Ülkede siyaset, tepeden tırnağa her kuruma musallat edildi. Çoğu siyasetin emrine girdi. Adamlar bindiği dalı keser mi? Öyle ki yaklaşık 1 hafta sonra başlayacak olan 364 oda ve borsanın seçim süreci iptal edildi. Belli ki bu yıl gündem yoğundu, hazırlıklar karambole gitti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Organize etmeye zaman yetmedi. Yeni seçim takvimi nisana ertelendi. Şöyle anlatayım; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği çatısı altında bulunan 365 oda ve borsaya, yıllık bir milyar liranın üzerinde aidat ödeyen 1.5 milyon ticaret erbabı var. Neredeyse her meslek için birden fazla oda ve dernek kurulmuş. Türkiye'deki örgütsel yapıya bakıldığında 3 bin 150 esnaf ve sanatkâr odası var. Meslek odasına üye olmaya zorunlusunuz. Üye olunca da aidat ödemeye… Sahi faydası ne? Hizmet var mı? Dünyada bütün odaların görevleri bellidir. Bizde ise para toplamak dışında odaların neye yaradığı, ne iş yaptığı tam bir muamma… Ne alakaysa, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği en son yerli otomobil işine talip olmuştu. Açıklamak üzereyiz deyip duruyordu. Detaylarda takılmışlar, öyle diyordu… Dört ay oldu. Tık yok! Bırak yerli otoyu, Mercedes'in, BMW'nin en son hangi modelleri çıkmış merak mı ediyorsun? Hiç öyle internetten araştırma. Git aidat yatırmaya, gir otoparkına, canlısını gör doya doya..