Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Devlet içindeki ABD temizliği
Birgün:
Sıcak para saadeti buraya kadarmış
Cumhuriyet:
Enis Berberoğlu'na verilen hapis cezası bozuldu: ‘Bilinenden sır olmaz’
Yenisayfa:
TSK'nın İdlib'de keşif faaliyetleri başladı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Abdülkadir Özkan, 10 Ekim tarihli Milli gazetede, “ABD’ye verilecek cevap İncirlik’ten çıkarmaktır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yıllardan beri PKK terör örgütü ile boğuşmamızın arkasında ABD olduğunu bilmeyen kaldı mı? Saddam ve elindeki biyolojik, kimyasal silahlardan bölgeyi kurtarmak adına Irak’ı işgal eden ABD’nin burada Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi oluşturduğunu söylemek yanlış bir değerlendirme midir? Bugün Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumuna gitmesi ile bölgenin giderek gerginleşmesi ve bir çatışma alanı haline gelmesinin sebebi ABD değil mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bölgemizde yaşanan tüm olumsuzlukların başrolünde ABD’nin olduğu açıkça ortada değil mi? Tüm bunları bilinmeyenlerin bilinmesi için sıralıyor değilim. Bölgemizin ve ülkemizin huzura kavuşmasının ilk şartının ABD denen işgalci gücün bir an evvel ülkemizden, daha sonra da bölgeden uzaklaştırılmasının şart olduğunu vurgulamak için sıralıyorum. Bunca olaydan sonra hâlâ ABD’nin dost ve müttefikliğinden söz etmenin anlamı yoktur. Olsa olsa kendi kendimizi kandırmak anlamına gelir.
Kaldı ki ABD’nin ülkemize yönelik düşmanca tavırları sadece Irak ve Suriye’de yaptıklarından ibaret değildir. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında İncirlik Üssü’nün darbecilere destek vermek için kullanıldığı da biliniyor. ABD Türkiye düşmanlığını artık içimizdeki maşaları eliyle de yürütüyor. Bu arada son olarak ABD’nin İstanbul Konsolosluğu’nda çalışan bir Türk vatandaşının FETÖ işbirlikçisi olduğu tespit edilerek hakkında tutuklama kararı alınınca buna misilleme olarak ABD’nin Türk vatandaşlarına kapıları kapatmasının bu düşmanlıkla ilgili olduğunu söylemek yanış olur mu?
Cumhurbaşkanımızın ABD ziyareti sırasında yaşananlar ve Cumhurbaşkanımızı korumakla görevli korumlar hakkında dava açılması ve bu dava çerçevesinde yaşanan tutuklamalar, bunun da ötesinde bir eski bakanımıza tutuklama kararı çıkartılması düşmanlık değil midir? Bu noktada insanın aklına ilk gelen şey Türkiye’de yargının ABD konsolosluğunda çalışan bir Türk vatandaşına tutuklama kararı çıkması üzerine vize yasağını devreye sokanlara ‘biz niçin daha işin başında benzer yasağı hayata geçirmedik’ sorusu oluyor. Çünkü biz sessiz kaldıkça ABD tarafının küstahlıkları sınır tanımaz bir hâl alıyor. Buna ciddi bir karşılık verilmesi gerekiyor. Bu karşılık ise öncelikli olarak İncirlik Üssü’nün kapatılması ve ABD’lilerin buradan çıkartılması olmalıdır.ABD, ya dost gibi davranmalıdır, bunu yapmıyor, yapmıyorsa bizim hâlâ ABD’yi dost ve müttefik olarak nitelendirmemizin aleyhimize çalıştığını görmek durumundayız.
…***
Özcan Yeniçeri, 10 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İktidarın önlenemez çöküşü!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye, on beş yıldır her söylediği alkışlanan, itirazsız yerine getirilen ve onaylanan tek kişinin basiretine ve ferasetine emanet edilmiştir.Öyle ki Reis, "Başbakan Ahmet Davutoğlu gitmeli" dediğinde, Davutoğlu'nun kendisi bile 'el hak doğru söylüyor... Benim gitmem gerekir' anlamına gelen tavırlar sergilemişti.Böyle bir durumda Davutoğlu'nun aklına ne Başbakan olduğu, ne seçim kazandığı ne de seçildiği gelmiştir!Yeni Başbakanın Binali Yıldırım olması gerektiğine yönelik bir işareti Reis verdiğinde derhal Binali Yıldırım delegasyon tarafından onaylanmıştır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
'Anayasa değişmeli... Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olmalı' dediğinde gereği sorgusuz sualsiz yerine getirilmiştir.Tek kişi karar verince! Yeni sistemde 'Başbakana gerek yok... Cumhurbaşkanı aynı zamanda başbakanın işlevini de görmelidir' demiş, gereği derhal yerine getirilmiştir.Başbakan, Türkiye'nin yönetimi için Cumhurbaşkanının yeterli olduğuna, -başbakana- kendisine ihtiyaç olmadığına yönelik referandum kampanyasını bizzat yönetmiştir.Tek başına tek bir kişiye hem partiyi, hem hükümeti hem de ülkeyi yönetme görevi yüklenmiştir.Reis de yeni anayasal düzenlemeye uygun bir biçimde ülkeyi yönetmeye başlıyor!"TEOG kalksın" diyor.Millî Eğitim Bakanı TEOG'un öğrenciler için ne denli kötü bir sınav olduğundan bahisle derhal TEOG'u kaldırıyor...'Motorlu Taşıtlar Vergisi zammı fazla, insin' diyor.Maliye Bakanı 'her ne kadar %40 demişsek de %15 yeterlidir' diyor.'Metal yorgunluğu var... Şu şu il başkanları ve belediye başkanları değişsin' diyor, "Kadir Abi" başta olmak üzere istifalar başlıyor! Bundan üç-beş sene önce Türkiye'de bakanlık yapmış bir zat aynen şu cümleleri kurmuştur: "Başbakan uçurumdan atlarsa, bize yakışan onunla uçuruma atlamaktır. Biz bunu yaparız".Her nedense arkadaşın aklına Başbakanı uçuruma atlamaktan alıkoyacak bir fikir hiç gelmiyor.Bir milletvekili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ölümüne arkasında olduklarını anlatırken, "Biatsa biat, itaatse itaat, ölümüne arkasında duruyoruz. Evet biz biatcıyız" diyor.Bu milletvekilinin aklına kayıtsız şartsız biat gelirken hiçbir zaman itiraz, ikaz ya da liyakat gelmiyor. Ve lider hangi belediye başkanının görevden ayrılacağını, kimin göreve geleceğini belirliyor.Bir belediye başkanı görevden alınacağını duyunca "Bundan 15 yıl önce ben sıradan bir adamken asla oturamayacağım bir koltukta, onun sayesinde 15 yıl oturdum. 'Kalk o koltuktan' dediğinde, zerre kadar kırgınlık duyarsam kanım kurusun" diyor.Biat, itaat, sadakat derken itirazı, ikazı ve liyakati unutmuş kadrolarda metal yorgunluğu zuhur etmiş oluyor.Görevden almalar yanlıştır!Yapılan bir hesaba göre teşkilatlarda senelerce oturmanın meydana getirdiği metal yorgunluğu ve makamları uzun süre işgal etmenin oluşturduğu profesyonel deformasyon ortadan kaldırılınca AKP şahlanacaktır.AKP'nin yorgun olduğu teşhisi doğrudur ama metal yorgunluğunu gidermek için halkın seçtiği başkanları görevden almalar yanlıştır! Biçimsel de olsa halkın seçtiği insanları -istisnalar hariç- ancak halk görevden almalıydı.Bugün Türkiye'yi heyecanı kalmamış, söyleyecek sözü bitmiş, her anlamda tatmin olmuş bir zihniyet yönetmektedir.
…***
Muharrem Bayraktar, 10 Ekim tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Lafla bilim olmaz”başlıklı yazısını okjuyucularla paylaşıyor.
“Üniversitelerimizin, uluslararası alanda tel tel dökülen ve her geçen gün daha da kötüye giden akademik karneleri ve bilimsel çalışma düzeylerindeki düşüşe, siyasetçilerin bulduğu çözüm şu oldu: 10 üniversitemiz araştırma üniversitesi olarak seçildi. Aralarında Boğaziçi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Ortadoğu Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nin de bulunduğu 10 üniversite bu kapsama alındı. Demek ki üniversitelerimizin 'araştırma yapması gereken kurumlar!' olduğu yeni keşfedildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir üniversitesinin 'araştırma' yapması için devlet tarafından 'senin görevin araştırma yapmak' gibi bir tasnife uğraması hem o üniversitelere hem de bu çatının dışında kalan diğer üniversitelere hakaret. Binaları tel tel dökülen ucube haldeki devlet hastanelerine 1-2 tane doçent tayin edip, tabelalarına da araştırma hastanesi asmakla 'araştırma hastanesi' olunamayacağını etrafımızı saran yüzlerce 'sözde araştırma hastanesi'nden zaten biliyoruz. Eğer bilime ve bilimsel araştırmaya gerçekten önem veriyorsanız, önce bunun nasıl yapılması gerektiği noktasında kafa yoracaksınız. Devletin her kademesini 'benden olanlar ve olmayanlar' mantığı ile doldurarak, liyakat yerine siyaseti ön planda tutarak, üniversite hocalarının kendi uzmanlık alanlarında bile televizyonlara çıkıp iki laf etmekten korkar hale getirerek bilimsel çalışma yapamazsınız. Hala kaldırdığımız TEOG sınavının yerine neyin geleceğini belirleyemediğimiz, hala kaldırdığımız üniversite sınavları yerine nasıl bir sistemin geleceğini belirleyemediğimiz bir kaos içinde üniversitelerimize nasıl bilimsel yönden çağ atlattıracağız? Dolayısıyla önce bir bilimsel devrimin nasıl yapılacağı konusunda 'biraz kafa yormak, liyakate önem vermek, yurtdışındaki Türk bilim adamlarından destek almakla' işe başlamak lazım. Yoksa konuştuğumuzla kalırız.