Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: ABD’nin vize kararı 15 Temmuz’un devamı
Birgün:
Bülent Arınç’tan Eniz Berberoğlu açıklaması
Evresnel:
Ülkeyi yönetenler hiçbir zaman işçiler için çalışmadı
Yeni Mesaj:
Almanya’ya zeytin dalı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Arslan Bulut, 10 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Vize paniği: ABD, ilk defa yargılanıyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz, ABD'nin Türkiye'den bütün vizeleri askıya almasına kadar nasıl gelindiğini anlatırken bunun, ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu'ndaki bir kişinin tutuklanması ile başlayan sürecin ötesinde bir husus olduğunu söyledi.Öztürk Yılmaz, "Darbe girişimi sonrası yaşanan süreçte; siyasi iktidarın darbede ABD'nin rolü olduğu yönünde yaratmak istediği algı, FETÖ, Halkbank dosyası, Astana'da başlayan Suriye süreci, S-400 füze savunma sistemlerinin alınması konusunda Rusya ile yakınlaşma, ABD'nin PYD'yi silahlandırma kararı, Cumhurbaşkanı'nın ABD ziyaretinde korumaların karıştığı münakaşalar ve son olarak ABD Büyükelçisi'nin giderayak yaptığı açıklamalar süreci buraya getirdi." dedi...”diyen yazar, yaqzısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir defa darbe girişiminde ABD'nin rolü olduğu, "yaratılmak istenen bir algı" değil, gerçeğin ta kendisidir. Bu süreç Ergenekon, Balyoz davaları ve kozmik odaya giriş ile başlamıştır. Şimdi Türk subaylarına ve Türk aydınlarına kumpas kuranların hepsinin ABD ile bağlantıları ortaya çıkmaktadır.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz'un,*17-25 Aralık 2013 darbe girişimini planlayıp icra eden eski emniyet müdürleri,*15 Temmuz 2016'daki darbe girişimine katılan kişiler,*Ve FETÖ'ye üye olmak suçu sebebiyle hakkında soruşturma yürütülen 121 kişi ve ByLock kullanan çok sayıda kişiyle yüzlerce irtibatının tespit edildiği bildirildi.Metin Topuz, ''Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs'', ''casusluk'' ve ''Türkiye hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs'' suçlamasıyla tutuklandı!İddiaya göre Metin Topuz, casusluğu hangi ülke yararına yaptı? ABD'nin değil mi? Anadolu Ajansı'nın haberine göre Metin Topuz'un irtibat halinde olduğu darbeciler isim isim, sevk yazısında belirtiliyor. Ayrıca "17/25 Aralık girişiminin yargı ayağını yöneten" eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili firari sanık Zekeriya Öz ile ABD İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz'un irtibatının tespit edildiği bildiriliyor.Yine sevk yazısında, 1994-2017 yılları arasında 120 defa yurt dışına giriş çıkış kaydı bulunduğu belirtilen şüpheli Metin Topuz'un, 17-25 Aralık girişiminde emniyet ve yargı ayağını yürüten şüphelilerle, eylemin asıl faili konumundaki dış istihbarat servisleri ve ülkeler arasında "aracılık görevini" yürüttüğü ifade ediliyor.Metin Topuz da ifadesinde Zekeriya Öz ve polis müdürleriyle görüşmelerini iki ülke arasındaki narkotik iş birliği çerçevesinde sürdürdüğünü ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine hiçbir yasa dışı işe girişmediğini belirtti.Sevk yazısında ise "Şüphelinin, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimini yöneten Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarıyla ABD'nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan FETÖ lideri Fetullah Gülen arasındaki irtibatı sağladığı" iddia edildi. Kısacası, Metin Topuz soruşturması, ABD'ye yönelik çok ciddi suçlamalar içermektedir. Sadece bu soruşturma bile ABD'nin panik yapmasının sebebi olabilir.
…***
Remzi Çayır, 10 Ekim tarihli Milli gazetesinde, “Siyasete ahlakı hâkim kılmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İlla bir şey olmak isteyenler, her yolu sıradanlaştırabilirler. siyasetin sunduğu makamlar çeşit çeşittir... Ve ölçünüz olmazsa, buralardan mala mülke de gidebilirsiniz. Bugün, siyasetin cazip hale gelmesindeki en büyük faktör, güçlü, parayla, hazineyle içice olmasındandır.Cari sistem, insanı öyle bir hale getiriyor ki, bağımsız kafalar, hür vicdanlar bir müddet sonra, en yakındakine benzemeye başlıyorlar.Sorgulamak, derinleştirmek, itiraz etmek lügatten siliniyor. Her halükarda itaat etmek, tazim etmek geçerli akçe oluveriyor. Böylesi bir iklimin bizi götüreceği yer neresidir? Rahmaniyet midir, şeytaniyet midir?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kazanmak… Ne olursa olsun kazanmak… Kazanmak için her şeyi yapmak… Ama her şeyi yapmak... Yaparken, yaptıklarının ne derece ahlaki, ne derece insani, ne derece İslami olduğuna bakmadan… İnsanlığın yararına zararına diye gözetmeden, hedefe kitlenmek… Makam elde etmek, zaferle çıkmak… Böylesi bir hevesin doğuracağı sonuç, huzur getirir mi, saadet getirir mi?
Bir şeylerin değişmesi... Hem de kökten değişmesi kaçınılmaz.Yeniden yapılanmak, yeniden dizayn etmek gerekiyor. İnsanı önceleyen, insanı öne çıkaran… İnsan haysiyet ve onurunu yukarı çıkaran bir sistem… Adaleti dayanak kabul eden, insanı, şerefli bir mahlûk olarak gören anlayış… Böyle bakılırsa, Yaradana yaklaşmamız mümkün olur…Aksi takdirde, paraya, mala mülke makama ram oluruz ki, bu bizi kaybedenlerin yoluna itecektir.Kazanmak ya da kaybetmek kimi kafalara göre farklı şablonlar içerse de, dünyalık her kazanç, olumlu resimler içermez… Hüsrana uğramak, bazen hayırlı neticeler de doğurabilir.Güç sahibi olmak, haklılık değil, doğruluk hiç değildir.Kimi mazlumların doğruluk naraları, belki de Allah katında, insanlık nezdinde en muteber olandır.Hayata ahlakı hâkim kılmak, insanı yüceltir.Siyasete ahlakı hâkim kılmak, siyasete seviye kazandırır.İnsanların, kendilerini en çok aşağıya doğru düşürdükleri dönemleri, yani hayat kesitlerini, seçim öncesi yarışta görürsünüz.Liste savaşlarında, hemcinslerimizin başvurduğu yolları gördüğünüzde, bu işte bir sakatlık olduğunu seziyorsunuz.İlla da, bir sıfat sahibi olmak… İlla da makamlardan bir makama konmak… Bunu yaparken, ölçüsüz ve vicdansız davranmak, herhalde insani haslet olamaz.Türkiye doğru yöne doğru ilerleyecekse, siyasi sistemini baştan sona değiştirmek mecburiyetindedir.Var olan düzenle, işleri organizeye çalışırsak, eski alışkanlıkları, yeni yüzlerle devam ettirmekten başka bir iş yapmamış oluruz.Partiler değişir, sonuç değişmez, hal değişmez. İsimler, yüzler farklılaşır, netice ve vardığımız sonuç aynı olur.
…***
Muharrem Bayraktar, 10 Ekim tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Amerikan gerginliği”başlıklı yazısını paylaşıyor.
“ABD ile yaşanan vize gerginliği hafife alınacak, " bu da geçer!” denilecek cinsten bir gerginlik değil. Baksanıza adamlar Türkiye’den bütün girişleri durdurdular. Mevkisi ve sıfatı ne olursa olsun, ister başbakan ister bakan ister şu veya bu mevkideki bürokrat olsun, bütün Türk milleti, amiriyle memuruyla Amerika tarafından yasaklı listesine alındı. ABD, Türkiye’ye, “siyaseten” bir atom bombası attı. Bu sonuca neden ve nasıl gelindiğinin bir tane veya birkaç tane sebebi yok. Onlarca sebebi var. Hatta sadece Amerika ile ilgili bir olay da değil bu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sorunun bir de Avrupa ayağı var: Almanya ile yaşanan gerginlikler, Erdoğan’a konuşma için bir salon bile tahsis edilmemesi, Hollanda ve Avusturya gerginliklerini aynı paketin içine koymalısınız. Hatta önümüzdeki hafta Brüksel’de toplanacak olan Avrupa Birliği liderler zirvesinde çok kuvvetle muhtemel ki, Türkiye’nin tamamen dışlanması kararı çıkacak. Yani Amerika’nın vize yasağı kararına bir de Avrupa cephesinden bakın. Olay Amerikan kararı değil, Amerika-Batı ortak kararı. Amerika ile Rusya arasında zikzak yapıp duran, Rus uçağını bir düşürüp bin özür dileyen, Amerika ile hem müttefik olup hem Ortadoğu’da kendine verilen rolün dışında garip atraksiyonlar yapan bir Türkiye var. Ne sırtını dayadığı Rusya, ne kırmızı kart gördüğü Amerika, ne “bakanlarımızı tartaklayan” Avrupa güveniyor bize. Acı ama gerçek, Türkiye hiç kimsenin güvenmediği bir ülke. Herkes, kendi çıkarları kadar adım atıyor bize ve o minvalde geri çekiliyor. Mesele Amerikan Konsolosluğu’nda görevli bir personelin hapse atılması meselesi değil. Emin olun o personeli bugün-yarın apar topar serbest bırakacağız. Mesele Türkiye’ye “BOP’ın eşbaşkanı olmak” görevini veren bir emperyal güçle bu kadar kısa sürede nasıl bu hala geldiğimizdir. Ankara’da bunu ‘değerlendirecek’ kapasitede bir diplomatik derinlik kaldığını sanmıyorum.
Resmi ağızlarda, “Amerika’yı incitmemek için” o kadar narin ve hassas bir dil var ki aman Allah’ım(!) şaşırmamak mümkün değil.