Ekim 15, 2017 12:05 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: NATO’dan hukuk devleti uyarısı

Birgün:

2016’da 889 sarı basın kartı iptal

Aydınlık:

CHP’nin 2019 hesabı

Yeniçağ:

Altın tahvili ilgi görmedi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Şükran Soner, 14 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Başkanlığa sadakat tamamen duygusal”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tavandan tabana, 16 yıllık iktidarlarının işleyişi içinde, AKP, Erdoğan liderliği, şimdilerde Tek adamın iradesine, mutlak sadakata oturtulmuş ilişkiler ağının kurallarını, dışarıya dönük dillendirmemeye özenseler de, sürdürülemezlik sorunları, kaosunda, yağlı ballı bilinen bağların suyu çıkmış bulunuyor.. Tek adam Erdoğan AKP tabanına, istediklerinin gereğini yerine getirmeyenlere, kelimelerin tam anlamıyla kaçışı olamayacak yapılacaklar listesini, kamuoyu, bizim de üzerimizden tane tane söyleyiverdi..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şık sözcükler, “metal yorgunluğu”nun sorumluluklarının hesaplaşılmasının yapılması söz konusu olamazdı.. Askerlerimizin başına çuval geçirilmesi simge, Amerika’nın Irak işgaline onay verilmesi sürecinde, Cemaatle kurulmuş iktidar ortaklığında atılmış adımlar, en hafifi ile görmezlikten gelinenlerle bugün içine düştüğümüz durum, ülkemiz için yaşamsal tehditler, sorunlar yumağında..

15 Temmuz ile hesaplaşmak kaçınılmaz. Darbe gecesi yaşananların kanıtları, suçluları üzerinden yola çıkarak arınmak, ülkeyi kaostan çıkarmanın yolu elbette çok zor. Yine de Türkiye’nin gücü, toplumsal birikimleri yol gösterici ki..

Sorun Tek adam rejimi üzerinden, liderlik odaklı AKP’nin kurtarılması önceliklerinde.. Dünkü seslenişinde Tayyip Erdoğan yine çok açık ve net partinin tüm yönetim kadrolarına olmazlarını sıralayıverdi.. Uzun uzun, demokratik işleyiş, hak, hukuk kurallarına bakılabilecek zaman değildi.

Uyarılanlar, Davutoğlu, Topbaş.. örneklerine bakarak, yeni başarılara katkı yapamıyorlarsa, gitmeleri yolunda inceden inceye uyarı almışlarsa hemen istifa etmeli, metal yorgunluğu sorumluluğunu üzerlerine alarak, Tek Adam rejimine sadakatlarını kanıtlamalıydılar.. Kıymetleri bilinir, ortalıkta bırakılmazlardı..

İstifaları beklenenler elbet bizim anlayabileceğimizden, kavrayabileceğimizden çok daha iyi anlamışlardır. Durum vaziyetlerine göre “tamamen duygusal!” iç hesaplaşmalarını yaparak yollarını seçecekler.

Bizi bu gizli, bal gibi de kirli çıkarlar hesaplaşması çok da fazla ilgilendirmemeli. Bizi, ülkemizin geleceğinde, bu çok zorlu koşullarda, yaşamın her alanında, hak-hukuk-demokratik kriterler, yürürlükte olan hukuk devleti düzeni ayaklar altına alınarak yapılan izansız haksızlıklar isyan ettirmeli. Kendi ayıplı durumlarının öfkesini kendilerini utandıracak onurlu hak arama duruşu yapabilenlerden çıkarmak akıl işi değil..

…***

Muharrem Bayraktar, 14 Ekim tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Kabile devleti olmak ya da olmamak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Amerika’nın vize yasağı sonrasında kabile devleti olmadığımızı ispatlamaya çalışan gayretlerimiz oluyor. Bu bağlamda ilk olarak Cumhurbaşkanı korumalarının kullandığı Sigsauer marka Amerikan yapımı silahların artık kullanılmayacağı, bundan sonra yerli yapım Yavuz 16 denilen yerli silahların kullanılacağı açıklandı. Böylesine zayıf bir kararın Washington’dan yansıması ancak bir “tebessüm” olabilir. Zira zaten Amerikan Dışişleri Bakanlığı geçtiğimiz ay Cumhurbaşkanı korumaları için talep edilen 1.2 milyon dolarlık Sigsauer marka silahın satışını iptal etmişti. Yani Amerika bize zaten bu silahları vermeme kararı almıştı. Dolayısıyla Amerika’nın bize satış yasağı koyduğu silahları kullanmama kararı bir tavır değil, olsa olsa bir zorunluluk olur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Oysa kabile devleti olmadığımızı ispatlamanın, Amerika’nın bugüne kadar kendi ekonomik çıkarları için Türkiye’den kopardığı ekonomik tavizleri ters yüz etmenin yüzlerce yolu var. Örnek mi? Mesela, geçtiğimiz ay sipariş edilen 11 milyar dolar tutarındaki 40 adet uçak alımını iptal etmek. Mesela, tamamen Amerikan sigara firmalarının menfaati için çıkartılmak üzere torba yasaya konulan yeni tütün kanununu ivedilikle paketten çıkarmak. Mesela başta buğday, pamuk, soya ve mısır olmak üzere Amerika’dan aldığımız bütün tarım mamullerinin ithalatını durdurmak. Mesela başta İncilik olmak üzere Amerikan üslerini kapatmak. Türkiye’nin elinde daha yüzlerce ekonomik ve siyasi koz var. Ama biz birkaç yüz hafif silahın alımını durdurarak kabile devleti olmadığımızı ispata çalışırsak bunun Amerika’daki karşılığı demin de ifade ettiğimiz gibi “tebessüm” olur. Bugün yaşadığımız onca sorunun temelinde, Amerika’ya ve onların Ortadoğu merkezli sömürge projelerine körü körüne bağlanmak olduğunda artık kimsenin kuşkusu yok. Mesele bu gergin süreci bir an önce en az hasarla atlatarak, “eski dostlarla” yine kol kola gitmeye mi karar vereceğiz yoksa “bu kazık bize ders olsun” diyerek yeni bir harita çizip, yeni yol arkadaşları mı belirleyeceğiz sorusuna cevap vermekte. Bütün bu olup bitenlerden sonra “az hasar, yola devam!” diyecek olursak vay halimize!

…***

Murat Yetkin, 14 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “Erdoğan’ın Batıyla kavgasının iç siyaset nedenleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ABD’ye “Size muhtaç değiliz” dedikten sonra Avrupa Birliğine (AB) aynı mesajı verdi: “Size muhtaç değiliz”.Tabii ki değiliz, bu ayrı bir konu.İlginç olan Erdoğan’ın bu tutumunu bir “İkinci İstiklal Savaşına” benzetmiş olması.Erdoğan son birkaç yılda yaşanan bazı siyasi gelişmeleri, ülkenin işgal ve iç savaştan bağımsızlığını alarak kurtarılma savaşıyla eşdeğer görüyor.Bu gelişmeler gerçi hafife alınacak şeyler değil, bir kısmı Türkiye için, bir kısmı Erdoğan ve AK Parti iktidarı için varoluşsal önemde sorunlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Erdoğan Haziran 2013 Gezi protestoları; 17-25 Aralık 2013 soruşturmaları; 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi ve en son ABD’nin orantısız bir tepki ile İstanbul Başkonsolosluğunda çalışan iki Türkün tutuklanmasına vize işlemlerini durdurarak karşılık vermesi gibi olayları, kendisine ve dolayısıyla Türkiye’ye Fethullah Gülen üzerinden açılmış savaş olarak görüyor.

Tabi bir de bunun üzerine ABD’nin 2014 Kobani’den bu yana PKK ile işbirliği yapması, PKK milis gücünü adeta düzenli ordu haline getirmesi, Washington ziyareti sırasında PKK yanlısı gösteri yapan grubu zor kullanarak dağıtan korumalar hakkında tutuklama emri çıkartması gibi gelişmeler var.

Donald Trump da tıpkı Barack Obama gibi, 1981 adli anlaşması ortadayken Gülen’e karşı yasal adım atmaya yanaşmıyor. Öte yandan Erdoğan’ı “Ver papazı, al papazı” sözleriyle “rehine politikası” suçlamasına hedef yapan sözlerinin muhatabı İzmir’de Fethullahçılık suçlamasıyla tutuklu Andrew Brunson’un durumu var. Erdoğan 16 Nisan referandumu ve 21 Mayıs AK Parti Genel Kurulu ardından gündeme getirdiği “metal yorgunluğu” söylemiyle parti içinde ev temizliği işareti verdi. Bu temizliğin hedefinde sadece Fethullah Gülen’in gizli örgütü ile bağlantılı kişileri hedef almıyor. Aynı zamanda parti ilkeleri bir yana, Erdoğan’ın şahsına yüzde yüz biat etmeyen parti emektarlarını da hedef alıyor.

Ancak bu temizlik Erdoğan’ın istediği şekilde ve hızda devam etmiyor. Özellikle Ankara’nın güçlü belediye başkanı Melih Gökçek’in durumu kulislerde çok konu ediliyor. Erdoğan’ın işin içine “kişi şerefi-parti şerefi” karşılaştırmasını katmasına ve birkaç defadır istifasını beklediğini ima etmesine rağmen, Gökçek adeta bir sinir harbi vererek yerinden kıpırdamıyor.

Onun durumu istifası beklenen diğer AK Partili makam sahiplerine de sanki örnek oluyor. Balıkesir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un “İstifa etmiyorum, görevden alın” anlayışı sanki sessizce yayılıyor.

Tabii terazinin diğer kefesinde 16 Nisan referandumuyla getirilen yüzde 50 artı bir oy kuralı var. Görevden alma demek, küstürme demek, o oranının tehlikeye düşmesi ihtimali demek, özellikle de Merak Akşener sadece MHP değil, AK Parti tabanının da dikkatini çekmeye başlamışken.