Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: İstanbul’da IŞİD operasyonu: 39 gözaltı
Aydınlık:
Irak hükümeti: PKK’nın Kerkük’te varlığı savaş ilanıdır
Evrensel:
Irak güvenlik güçleri, Kerkük'e operasyon başlattı
Yenişafak:
Seçim sistemi değişiyor
Şimdi ise hafat içi köşe yazıları:
…***
Ali Sirmen, 15 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “OHAL herkese ‘oha!’ dedirtirken”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Şu anda on beşinci ayını doldurmuş bulunan OHAL uygulaması, 12 Eylül Anayasası’nın demokrasimize armağanı bir kurumdur. Öyle görünüyor ki 15 Temmuz 2016 darbe girişimini fırsat bilen AKP, 2019 seçimlerine kadar, Türkiye’yi TBMM’yi bypass ederek yürütme tarafından çıkarılan ve her türlü yargı denetiminden masun bulunan KHK’lerle yöneterek, o tarihten sonra yürürlüğe girecek olan “Başkancı” rejimine, ülkeyi tam alan temizliği yapılmış olarak teslim etmek niyetindedir. Üniformalı sıkıyönetime hiç gerek bırakmayan, sivil OHAL uygulaması daha birinci yılı henüz dolduğunda, 12 Eylül’ün yıllar süren üniformalı sıkıyönetimini fersah fersah geride bırakmıştır.İki dönemin kısa bir karşılaştırması bu konuda açık bir fikir edinilmesini sağlamaya yeter.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Tüm 12 Eylül döneminde ihraç edilen kamu görevlisi sayısı 35 bin iken, OHAL’in bir yıllık uygulamasında ihraç edilen kamu görevlisi 124 bin olmuştur. 12 Eylül rejimi süresince, görevden alınan subay ve astsubay sayısı 2 bini bulurken, OHAL’in bir yılında bu rakam 7 bin 200’e fırlamıştır. Bütün 12 Eylül rejimi boyunca hakkında işlem yapılan öğretmen sayısı 3 bin 854 iken bu rakam bir yıllık OHAL döneminde 60 bin 532’ye çıkmıştır. 12 Eylül süresince hakkında işlem yapılan öğretim üyesi ve görevlisi 120 ile sınırlı kalırken, OHAL uygulamasında 4 bin 93’e yükselmiştir. Nihayet 12 Eylül’de hakkında işlem yapılan hâkim ve savcı sayısı 47 iken, OHAL döneminin bir yılında, görevden ihraç edilen hâkim ve savcı sayısı tam 4 bin 238’e yükselmiştir. Örnekleri daha da artırmak mümkün, ama gereksizdir. Aslında ülkedeki bağımsız olmayan yargı ortamında, danışmandan öte yetkisi olmayan elemanlardan oluşan, tek adamın ağzına bakan yürütme ve daha son yasama dönemi açılışındaki törene gerçek muhalefeti davet etmeyen TBMM Başkanı’nın bir biat kurumu olarak algıladığını kanıtladığı yasama sayesinde, Türkiye’de bugün varılan noktaya OHAL’e gerek duymadan da ulaşmak mümkündü.
Ama salt görünüşü kurtarmak için bu kadar uğraşmak zahmetine bile gerek görülmeden, doğrudan OHAL uygulaması daha kolay gelmiştir. Türkiye’nin baskıcılığı gittikçe tırmanan ve 15 Temmuz sonrası OHAL ile doruğa ulaşan demokrasisi, yerli ve yabancı herkesi hayretler içinde bırakmakta, hepsine de hep bir ağızdan “oha!” dedirtmektedir.Yapılan son kamuoyu yoklamaları, yüreğinden kopan bu “oha!”yı yüksek sesle haykırmaktan çekinip fısıldamakla yetinen yurttaşların büyük bölümünün OHAL’e tepkilerini sandık başında ifade etmeye hazırlandığını ve ülkeyi yasama ve yargıyı hiçe sayarak yönetmekte direnen AKP’nin ilk oylamada sandıkta büyük kayıp yaşayacağını göstermektedir. Bu gelişmeden telaşa kapılan AKP yönetimi ilk etapta yerel seçimler için bazı belediye başkanlarını istifa ettirerek, adayları değiştirme yolunu tutmaktadır. Göremedikleri, figüran değişikliğinin bir şeye yaramayacağı, asıl AKP’nin zihniyetinin değişmesi gerektiğidir. “Bu da yapılamadığına göre ne olacaktır” sorusuna yanıt arayanları haklı olarak endişelendiren ise, sıkışan iktidarın, “bu oylamayı tanımıyorum!” diyerek sandığı hiçe sayması olasılığıdır.
…***
Orhan Uğuroğlu, 15 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Altın tahvili ilgi görmedi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası ihracı 2 Ekim'de, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Diyarbakır, Rize, Sivas, Samsun ve Zonguldak'ta başladı.Hazine Müsteşarlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre Altın Tahvili ve Altına Dayalı Kira Sertifikası kampanyasının 1 ve 2. etabına vatandaşlar ilgi göstermedi.Yastık altı olarak tabir edilen ve siyasiler ile ekonomistler tarafından 100 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen altın daha çok evlerde ya da kasalarda tutuluyor.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "dövizlerinizi bozdurun" kampanyası ile on binlerce kişinin yanı sıra kamu kurum ve kuruluşları da ellerindeki dövizleri bozdurmuş ancak dövizin son günlerde zirve yapması ile de büyük zararlara uğramışlardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ekonomistler bu olumsuz tablo sonrası yine vatandaşların yastık altlarında sakladıkları altınların ekonomiye destek sağlaması için Altın Tahvili kampanyası başlattılar.Dövizden ağzı yanan vatandaş bu kampanyaya şimdilik büyük ilgi göstermedi.Çankaya, Yenimahalle, Altındağ ilçelerindeki bazı Ziraat Bankası şubelerine uğrayarak Altın Tahvili alacak bir vatandaş merakı ile sordum ki bu kampanya 10-12 günde hiç de ilgi görmemiş.Birçok şube çalışanı, "ilk kez siz sordunuz" dediler.Elbette önemli bir çağrı, elbette önemli bir kampanya ama bakıyorum tek bir AKP'li vatandaşlara örnek olsun diye altınlarını götürüp Altın Tahvili almıyor. Ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne bakan, ne bürokrat yastık altlarındaki altınlarını Ziraat Bankası'na götürüp tahvil almıyorlar.Bunun yanı sıra hiçbir reklam kampanyası da yok ki vatandaşlar bu işin karlı ve güvenli olduğunu öğrensinler.Bir de işin başka boyutu var ki o da güven. Acaba vatandaş yıllardır gerek enflasyonun altında ezilmemek için gerekse ihtiyaç olduğunda anında nakit olarak değerlendireceği yastık altındaki altınlarını güvenip bankalara yatırmıyor olabilirler.Kaldı ki bu kampanya ile konut-araç satın alabilme gibi bazı önemli yatırımların da yapılabilmesi olanağı yok.Hazine'nin yaptığı açıklamaya göre tahviller yatırımcıya her altı ayda bir altın fiyatına endeksli yüzde 1.20 getiri sağlayacak. Getiriler yatırımcılara TL cinsinden ödenecek. İhraçta vade ise 728 gün olacak.İşte bu rakamlar da vatandaşa güven vermeyen uzun vadeli işlemler olarak dikkat çekiyor.
…***
Abdulkadir Selvi, 15 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “Gökçek istifa ediyor mu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek cephesinde yeni gelişmeler var. Hafta sonu Gökçek açısından hareketli geçti.
Pazar günü Melih Gökçek’in makamını topladığı, pazartesi ya da salı günü istifa edeceği haberleri yayıldı. Görüştüğüm kaynaklar ise böyle bir sürecin beklenebileceğini ancak yine de ihtiyatlı olmak gerektiğini söyledi.
Gökçek ve AK Parti açısından zor bir süreç yaşanıyor. Gökçek, görevi bırakması yönündeki telkinlere karşı direniyordu. “Çoluğuma çocuğuma ne anlatacağım, yolsuzluğum mu var, FETÖ’cü müyüm, neden istifa edeceğim” diye itiraz ediyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
10 gün içinde görevini bırakması yönündeki talepler karşısında, “İstifa etmeyeceğim, beni görevden alsınlar” diye karşılık veriyordu. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlılığı üzerine son günlerde bir yumuşama belirtisi seziliyordu. Hafta sonu ise istifa edeceği haberleri gelmeye başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan MYK toplantısında, “Melih Bey’le son bir kez daha konuştum. Gereğini yapacak” demişti. AK Parti bu işi suhuletle çözmek istiyor. Ama kolay bir iş değil. Ancak Erdoğan bu konuda kararlı, geri vitesi yok. “Gereğini yapmayan olursa biz gereğini yapacağız” diyor.
Gökçek konusunda başka bir hareketlilik ise AK Parti Ankara İl Başkanlığı’nda yapılan bir toplantı oldu. Gökçek direnmeye başlayınca, Ankara İl Başkanlığı’nda belediye meclis üyeleri ile toplantı yapılarak, belediye meclisinde karar alınmaması istendi. Bu, Gökçek’in kilitlenmesi anlamını taşıyordu. Gökçek, bu adımın ne anlama geldiğini gördü. AK Parti istifa etmemekte direnen belediye başkanları için bir yol haritası belirledi. Buna göre direnen başkanlar için ikna çabaları son ana kadar sürdürülecek ancak bu mümkün olmadığı takdirde ihraç yoluna gidilmeyecek. İhraç edildiği zaman belediye başkanlığı görevini sürdürdüğü için bu yol tercih edilmedi. İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınması yöntemi benimsendi. Eğer bu hafta içinde Gökçek’in istifası netleşirse sırada Balıkesir ve Bursa Belediye Başkanları var. Erdoğan, MYK toplantısında bu sürecin uzamasının partiye zarar vereceğini belirterek kasım ayına kadar sonuçlandırılmasını istedi.
Aslında Gökçek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin de gizli kalmasını istiyordu. Öyle ki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde olmasına rağmen Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki makam telefonu üzerinden konferans yaptırarak irtibat kurduğu gazetecilere, “Ben belediyede çalışıyorum. Cumhurbaşkanı ile görüşme yok. Nereden çıkarıyorsunuz” diye tepki gösteriyordu. Bu görüşmeleri yaptıktan birkaç dakika sonra Cumhurbaşkanı ile görüşmesi başladı.
Gökçek’le ilgili sürecin kolay olmayacağı biliniyordu. Öyle de oldu. Ama sanıyorum Gökçek krizinde sona gelindi. Erdoğan’ı ikna edemeyeceğini anlayan Gökçek’in istifa kararı aldığı söyleniyor.