Ekim 22, 2017 10:53 Europe/Istanbul

Birgün: Cam işçilerinin yürüyüşüne valilik engeli

Aydınlık:

Trump’tan PKK ile kol kola girdik açıklaması

Hürriyet:

Barzani’ye öfke; istenmeyen adam

Milli gazete:

AKP’de anket şoku: İstifalar ve görevden almalar da kurtaramıyor!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Ali Sirmen, 22 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP’de direniş”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hem Cumhurbaşkanı hem de AKP Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın istifa et çağrısı yaptığı kişilerden biri olan Bursa’nın AKP’li Belediye Başkanı Recep Altepe’nin Bosna Hersek dönüşü Atatürk Havalimanı’nda yaptığı “Görevimizin başındayız” açıklaması, Reis’e direniş olarak algılandı. Daha önce, İstanbul, Düzce ve Niğde belediye başkanları Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısına uyarak istifa etmişlerdi. Görevlerini bırakmaları istenen Ankara, Bursa ve Balıkesir belediye başkanlarının ne yapacakları ise merak konusuydu. Bunlar arasında özellikle, en fazla tepki çekmiş kişi olan Melih Gökçek’in üzerinde yoğunlaşmıştı dikkatler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Başta Melih Gökçek direnir diyenler ağırlıkta olmasına karşın, çeşitli kanallardan Ankara kulislerine sızan haberler, 23 yıldır Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yürütmekte olan Gökçek’in, Tayyip Bey’e direnmeyeceği yönündeydi. Altepe’nin direnişi, Gökçek ve Balıkesir Belediye Başkanı Edip Uğur’u etkileyip aynı yola yöneltir mi, bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz. Cumhurbaşkanı’nın dillendirdiği istifa çağrısının nedeni, söz konusu kişilerin başarısız olarak partinin imajını olumsuz etkilemeleri ve 2019 seçimlerinde AKP’nin oy kaybına yol açacak olmaları. Son yıllarda yağma ve talan saldırılarına daha yoğun biçimde maruz kalıp bir kâbus diyarına dönüşen İstanbul’un Belediye Başkanı Kadir Topbaş için başarılı diyecek kimse bulmak imkânsızdır. Yine İstanbul’da yapılacak herhangi bir seçimde AKP’nin oy kaybetmekte olduğunu kimse yadsıyamaz. Ama bütün bu gerçeklere karşın bu durumun baş sorumlusunun istifa çağrısına uyarak, tıpış tıpış giden Kadir Topbaş olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü Kadir Topbaş hiçbir zaman İstanbul’un gerçek belediye başkanı olmadı. O, her zaman Tayyip Erdoğan’ın güdümünde, Tayyip Bey’in isteklerini, tasavvurlarını, emirlerini yerine getirdi. Evet Topbaş’ı, göstermelik bir başkan olduğu için eleştirmek ve ayıplamak mümkündür. Ama onu AKP’nin buradaki oy zafiyetinin nedeni olarak göstermeye çalışmak yanlıştır.

Yıllardır, İstanbul konusunda gerçek karar makamı ve dolayısıyla İstanbul’un durumunun gerçek sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır.

“Kupon araziler konusunda bana sormadan hareket etmeyin!” diyen de, 3. köprünün kararını verdiği gibi helikoptere atlayıp havadan yerini tespit eden de, eşsiz tarihi İstanbul’u ebediyen yitirmemize yol açacak, çılgın proje “Kanal İstanbul”u ortaya çıkaran ve tüm uyarılara karşın hayata geçirmekte direnen de yine Tayyip Erdoğandır, Kadir Topbaş değil. İki de bir uçağa atlayıp gelen ve gerektiğinde her konuda İstanbul’a el koyan Tayyip Bey varken Kadir Topbaş da kim olmaktadır ki?...Bu gerçek bütün ülke için geçerlidir.

…***

Saygı öztürk, 22 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde, “Duruşma günleri bile bildirilmeden kumpasçılar serbest kaldı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ülkemizde “Ergenekon”, “Balyoz” kumpasları yaşandı. Bu kumpasların içinde olanlar bu suçlarından dolayı cezalandırılmadı. Zekeriya Öz gibi giden gitti. Çok şey bilen, çok şey yaşayan bir dönemin kudretli savcısının hangi ülkede olduğu da bugün bilinmiyor. Açıkçası kimsenin de üstüne düştüğü yok. İlhan Cihaner, Erzincan Başsavcılığı döneminde bir cemaate dönük soruşturmayı yürütürken makamından alınıp yaka-paça götürüldü, cezaevine konuldu. Bu kumpasın içinde savcılar, emniyet, MİT mensupları, gizli tanıklar yer aldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

17-25 Aralık 2013 soruşturmalarından sonra yapılan şikayetler üzerine Cihaner dosyasında yer alan isimlerle ilgili soruşturma başlatıldı. Şüpheliler hakkında davalar parça parça açıldı. Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi darbe girişiminden bir gün önce yani 14 Temmuz 2016'da gizli tanıklarla ilgili kararında ilk kez “Fetullahçı Terör Örgütü” dedi. Davanın sanıkları cezalandırıldı. Örneğin “Munzur” kod adlı S.Z., evrakta sahtecilik, yalan beyanda bulunmak, kişiyi hürriyetten alıkoymak gibi suçlardan 22.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cihaner döneminde “gizli tanık” olan dönemin Savcısı Bayram Bozkurt hakkında Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi “yakalama” kararı çıkartıyor. Bozkurt, 2016 yılının Mayıs ayında gözaltına alınıyor, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk ediliyor ama mahkeme serbest bırakıyor. Bozkurt'u serbest bırakan hakim daha sonra ihraç edildi. Bayram Bozkurt hakkında yeniden yakalama kararı çıkarıldı. Bu kez İzmir'de yakalandı. Orada tutukluyken, Erzincan'da devam eden dava nedeniyle ifadesi alındı. İlhan Cihaner'in avukatı Turgut Kazan ve Erzincan'daki avukatına duruşma günü bile bildirilmeden Bozkurt, etkin pişmanlıktan yararlandı ve hakkında tahliye kararı verildi. Neyse ki, Bozkurt'un İzmir'de de örgüt üyeliğinden dosyası bulunduğu için tutukluluğu orada devam ediyor. Bozkurt'u tahliye eden mahkeme heyetinde bulunanların terfi ettirilmesi de ilginç bir durum oldu. CHP Milletvekili İlhan Cihaner'le ilgili soruşturma yapan dönemin Adalet Müfettişi Dursun Ali Gündoğdu da “etkin pişmanlıktan” yararlanıp itirafçı olunca serbest bırakıldı. Gündoğdu, geçen yıl Başakşehir'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı ifadeye çağıran Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya'yla birlikte aynı evde yakalanmıştı. Yaşananlar hakkında HSK Başkanlığı'na da kapsamlı bir şikayet dilekçesi verildi.Ergenekon kumpasçılarına bir şey olmadı, bakalım Cihaner kumpasçılarının tamamı da yürütülen soruşturma ve davalardan yırtacak mı? Bekleyelim, görelim…

…***

Ceren Sözeri, 22 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “Nerden baksan tutarsızlık”başlıklı yazısını okjuyucularla paylaşıyor.

“Ülke gündemi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in saraydan gelen istifa talebine “direnişine” kilitlenmişken diğer taraftan yine her sabah yeni gözaltılarla uyanmaya başladık. Başlangıç işareti ülke içinde seyahat ediyorken sanki kaçıyormuş gibi uçaktan apar topar gözaltına alınan Osman Kavala ile verildi. Aynı anda gazetecilere yönelik ev baskınları başladı. Biz o sıralarda önümüzdeki haftanın davaları için umut ve güç toplamaya çalışıyorduk. 24 Ekim Salı günü 304 gündür özgürlüklerinden mahrum kalan Tunca Öğreten, Mahir Kanaat, Ömer Çelik ve tutuksuz yargılanan Derya Okatan, Metin Yoksu ve Eray Sargın ilk kez hakim karşısına çıkacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yargılanma gerekçelerine temel oluşturan bildiğiniz üzere Berat Albayrak’ın sızdırılan mailleri. Gerekçe özetinde “gerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanını gerekse onun şahsında seçilmiş meşru hükümeti yıpratmak amaçlı yayınların yapıldığı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının stratejik faaliyet ve işlemlerine ilişkin bilgilerin manipüle edildiği ve bu suretle de milli enerji politikasının başarısızlığa uğraması için olumsuz algı oluşturulduğu” gibi bir ifade var. İddianame açıkca diyor ki “gazeteciler öğrendikleri bilgiler üzerinden kamu yararına haber yapmışlar ve hükümet bundan çok rahatsız”. Hükümet hakkında olumsuz yargı oluşturmak, hükümeti yıpratmak diye bir suç yok, ne Türkiye’de ne de başka bir ülkede. Bunu bildikleri ve ellerinde herhangi bir delil olmadığı için de yargılanan her gazeteciye eldeki torbadan pardon kokteylden bir örgüt seçmişler. Tunca Öğreten için gönülleri DHKPC’den yana ama delil yok, ya tutmazsa diye bir dönem Taraf’ta çalıştığı için “FETÖ/PDY”yi iliştirmişler. Mahir Kanaat’in bilgisayarında internetten indirdiği 17-25 Aralık fezlekesi deliller arasında. Savcı bugün istese aynı delil bir tık uzaklıkta oysa.

Tutuksuz yargılanan gazetecilere de benzer şekilde Albayrak’ın RedHack tarafından ele geçirilen mailleriyle alakasız, yaptıkları haberler nedeniyle türlü örgütler uydurulmuş. Bu arada Basın Kanunu der ki “Basılmış eserler yoluyla işlenen veya bu kanunda öngörülen diğer suçlarla ilgili ceza davalarının günlük süreli yayınlar yönünden iki ay, diğer basılmış eserler yönünden dört ay içinde açılması zorunludur” hatırlayan savcı var mı acaba?