Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: İncirlikte nükleer tehlike var
Birgün:
Balıkesir Belediye Başkanı Edip Uğur istifa iddiasını yalanladı
Evrensel:
Meral Akşener'in partisinin programı belli oldu
Yeniasya:
AYM’ye başvurular 5 kat arttı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Murat Muratoğlu, 24 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde, “maaşlar tereyağı karşısında eridi” başlıklı yazısını okuyucuılarla paylaşıyor.
“Ünlü diyetisyen Prof. Dr. Canan Karatay; “Çaya eskiden şeker yerine tereyağı katılırdı, tereyağının hiçbir zararı yoktur” deyip tereyağlı çay içmişti. Bir diyetisyen olarak ülkesi ile gurur duymalı… Nitekim dünyada şişmanlıkla en kapsamlı mücadele eden ülke payesi bizim… Yemek yerken ödenen para artık insanın canını acıtıyor! Kimse keyfinden yiyemiyor. Hangi ülke böylesine ciddi bir çalışma ortaya koyuyor? Arkadaş tamam, Karatay'ın önerisi bünyeye zararlı olmayabilir. Eyvallah… Lakin çay fiyatları son bir ayda yüzde 20'den fazla arttı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bakanlar Kurulu zammın geri alınmasını kararlaştırdı. Fiyatlarda düşme falan olmadı! Çay hadi neyse… Canan hanımın belli ki tereyağının fiyatlarından da haberi yok! Çaya tereyağı mı dayanır? Ekmeğe sürmeye zor bulunuyor, yemeğe koyan kalmadı. Bir de çaya tereyağı çıkartıyor başımıza… Bakın; açıklanan enflasyon son bir yılda yüzde 11.2 oranında arttı. Yılbaşından beri çiğ süte gelen zam oranı yaklaşık yüzde 22'ye denk… Açıklanan enflasyonun iki katı… Haliyle bütün süt ürünlerinin fiyatları arttı. Hele tereyağı… Mayıs ayında 23 liraya almışlığım var bu tereyağını… Bu ayın başında 30'a fırlaması dikkatimi çekmişti. Şimdi kilosunu 35 liradan daha ucuza bulan ne yediğine bir daha baksın. Tereyağı değildir o… Millet fazla uyanmadı ama kilogram fiyatı 40-45 liradan aşağı marka kalmadı…Tereyağının sütten başka hammaddesi mi var? Sahi süte yüzde 22 zam geliyorken, sütten yapılan yağ neden bir yılda yüzde 50 zamlanıyor? Kazancı yüzde 50 artan var mı? Memura yapacakları zammı açıklıyorlar, tereyağının fiyat artışı memur zammının 6 katından fazla… Eriyen tereyağı değil memurun maaşı oldu. Sanki memur her kuşu yakaladı da bir leylek kaldı… Zira adamlar yol yaptı! Yaptıkları duble yolun üzerine tereyağı sürülüp yenilince insanın ağzında bir asfalt tadı kalıyor ki, hiç sorma! Nasip üçüncü havalimanına… Belli ki dış mihraklar bu sefer tereyağı üzerinden yükleniyorlar milli birlik ve beraberliğimize… Millet yastık altındaki tereyağlarını çıkartsın diyeceğim ama o iş yaş… Türkiye'de gıda fiyatları çok hızlı artıyor. Dünyayı ikiye, üçe katlıyor. Pazar fiyatları birbiriyle yarışıyor. Tarım Bakanı ne yapıyor? Kendisi; “Yeter ki altın fiyatları da yüzde 40 düşsün. Etin fiyatı da altın fiyatlarına paralel olarak düşer” diyebiliyor. Bildiğin dalga geçiyor! Yoksa gerçekten buna mı inanıyor, orası muallak! Ne var ki bu kafayla Tarım Bakanı olmaması gerektiği muhakkak!
...***
Abdülkadir Özkan, 24 Ekim tarihli Milli gazetesinde, “CHP, yaşam tarzının güvencesi olabilir mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu soruya vereceğim cevap, “Keşke olabilse”dir. Ne yazık ki, bu hususta CHP ’nin insanı ümitlendirecek bir geçmişi yok. Bu bakımdan ülkemizde öncelikli olarak birbirimizin farklılıklarına tahammül kültürünün gelişmesi gerekiyor. Özellikle farklılıklara tahammülden söz ediyorum. Çünkü yıllardan beri her kesimden siyaset ve bilim adamı farklılıklara saygının gerekliliğinden söz ettiler ama bir türlü gerçekleşmedi. Kaldı ki, farklılıklara saygı yaklaşımının irdelenmesi de gerekiyor. Bu bakımdan şahsen farklılıklara saygıdan çok ülke ve insan olarak farklılıklara tahammüle ihtiyacımız var diye düşünüyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Farklılıklara tahammül ile saygı aynı kapıya çıkar denebilir. Şahsen bu düşüncede değilim. Farklılığa saygı farklılığı benimsemek anlamına da gelir. O zamanda farklılığa saygı herkesi aynı çizgide buluşturmak anlamına gelir. Hâlbuki insanın olduğu yerde farklılıklar olacaktır, olması da doğaldır. Böyle olunca CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ’nun İstanbul ’da vaizelerle buluşmasında, “Yaşam tarzının güvencesi CHP” sözlerinin fazla bir anlamı, daha doğrusu inandırıcılığı kalmıyor. Geçmişe dönük CHP’nin yıllar boyu özellikle inançlı insanların yaşam tarzına tahammül etmek bir yana adeta mücadele verdiğini söylemek mümkün. Bunun için başörtüsü sebebiyle Merve Kavakçı ’ya yönelik linç girişimini hatırlamak yeterlidir. Denebilir ki, o tutum çok eskilerde kaldı; siz Kılıçdaroğlu’nun bugün söylediklerine bakın. Ona baktığımızda da gördüğümüz olay, müftülere nikâh kıyma yetkisi veren yasal düzenleme karşısındaki CHP’nin tavrını hatırlamak yetiyor.
Gönül ister ki, bu ülkede kimse başkalarının yaşam tarzına karışmasın. Ancak, bu demek değildir ki, bir takım insanlar hiçbir kural tanımasın, bu toplumun önemli bir kesiminin sahip olduğu değer yargılarını ciddiye almasın. Bu mümkün değil. Benim inancıma ve anlayışıma tahammül demek başkalarını başıboş yaşamasına sebep olmamalı. Bu söylediklerim farklılıklara tahammül ile dayatmalardan kurtulmakla önemli bir adım atılabilir.
...***
Esfender Korkmaz, 25 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ya demokrasi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dört büyük şehir belediye başkanının istifaya zorlanmasını, AKP parti içi bir tasarruf olarak görüyor. Gerçekte ise adaylar AKP'li olmakla birlikte başkanları kamu görevi yapıyorlar ve istifa sorunu da toplumsal bir sorundur. Toplum olarak belediye başkanlarını istifaya zorlamanın, parti işi olmadığını yalnız partiyi veya oy verenleri değil, hepimizi ilgilendirdiğini unutmayalım. Zira bir belediye başkanı, seçildikten sonra artık oy veren veya vermeyen herkesin belediye başkanıdır. Hizmetlerinden herkes aynı derecede yararlanır.Madem AKP her zaman millî irade diyor, o zaman neden millî iradeye saygı göstermiyor. AKP'nin onayladığı veya onaylamadığı farklı millî iradeler mi var?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Olaylara mantık veya AKP çıkarları açısından değil, demokrasi açısından bakmak zorundayız.Anayasanın 127. maddesinde, ''mahalli idarelerin seçilmiş organlarının ……organlık sıfatını kaybetmeleri konusunda denetim yargı yoluyla olur '' deniliyor.Anayasada, merkezî idarenin mahalli idareler üstünde, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahip olduğu da yazılıdır. Ancak elbette ki bu vesayet, bir siyasi partinin keyfi uygulaması ile olamaz. Belediye başkanlarını istifaya zorlamak, demokrasiye aykırıdır. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir uygulama göremezsiniz.Elbette ki demokrasinin de zaafları vardır. Söz gelimi bazı belediyelerde halkın tercihi yanlış olabilir. Ancak bu demokrasinin yanlış bir sistem olduğunu göstermez.Söz gelimi, CHP'de de, demokrasi yoluyla gelmiş ve fakat bugün yanlış olduğu anlaşılan insanlar var. Bu CHP'nin antidemokratik bir parti olduğunu göstermez.Mamafih, bu olayda CHP'nin tepkisi demokratik çizgide oldu... ''Seçimle gelen seçimle gider", ''suçu olanın şantajla değil, yargı yoluyla hesap vermesi gerekir'' denildi.Özetle, demokrasinin zaafı vardır ve fakat bu zaaflar demokrasinin yerine başka bir sistem getirmeyi gerektirmez. Çünkü demokrasinin doğruları, yanlışlarından kat be kat fazladır. AKP demokrasiyi de kendi anlayışına uyduruyor.İstifalar için , "İstifa etmezlerse gereği ağır olacak" denildi ve ''Ak Parti'nin bütün işlerini istişare ile gördüğünü ve milletvekilleri ile belediye başkanlarının da istişareye riayet etmeleri gerektiği" belirtildi. Ayrıca her zaman öne sürüldüğü gibi bu defa da herkes davaya uymak zorundadır denildi.Demokrasilerde istişare vardır. Ancak kararlar, ilgili demokratik organlar tarafından verilir. Öte yandan istifalar kamuoyunda iki soruyu da gündeme getirdi? Eğer bu belediye başkanlarının bir suçu varsa veya Fetö terörü ile bir bağlantıları varsa, istifa etmeleri halinde bu suçları da işlememiş mi oluyorlar? Acaba açıkları olduğu için mi istifaya mecbur kaldılar... İstifayı denetimden kurtulmanın bir yolu olarak mı kullandılar?