Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: ‘FETÖ damgası’ yiyen ortada kaldı!
Yeni Mesaj:
İbadi'den ABD'ye rest
Yeniasya:
Cezaevleri doldu taştı
Aydınlık:
Barzani’den geri adım
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Çiğdem Toker, 25 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Cezaevi inşaatına iktidar bakışı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, ihale aşamasına gelmiş 51 yeni cezaevi olduğunu açıkladı TV’de. Dünkü yazımızda, Kamu İhale Kanunu’nun, davet yöntemini mümkün kılan maddesine göre yaptırılacak cezaevi ihalelerinin listesini duyurmuştuk.Mart-eylül dönemini içeren verilere göre Türkiye’nin dört bir yanındaki 39 ayrı cezaevine verilen teklifler üzerinden bakıldığında, toplam ihale büyüklüğü 5.5 milyar TL’ye ulaşıyor. Bu tutara geçenlerde iptal edilen Konya cezaevleri dahil değil. Cezaevleri diyorum; çünkü Konya’da iki ayrı cezaevi için toplam 1 milyar 132 milyon TL keşif bedeliyle ilana çıkıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Sözün özü, toplam pazarlığı yapılan 5.5 milyar TL’lik 39 cezaevi bedeline, iptal edilen Konya cezaevleri dahil değildi. Konya cezaevlerinin yaklaşık maliyeti de eklendiğinde, tutar 6.6 milyar TL; ihale sayısı 41’e ulaşıyor. Dolayısıyla yazının başında aktardığım Bakan Gül’ün açıklaması esas alındığında daha 10 cezaevinin sırada olduğunu öngörebiliriz.
Resmi açıklama ve ortaya çıkan verilere bakarak, Adalet Bakanlığı gündeminde, güncel olarak en az 10 milyar TL’ye yakın bir cezaevi ihale tutarından söz edebiliriz.İndirim aralığı neden farklı?
Bütçe kaynakları açısından, bu konuda vurgulanması gereken bir başlık: Olağanüstü durumlar için getirilmiş davet yönteminin kullanıldığı cezaevi ihalelerinde indirim tutarları. Konya’dan Çarşamba’ya, İzmir’den Erzincan’a, onlarca ilde yapılan bu ihalelerdeki “düşük” teklifere baktığımızda; yüzde 4.73 oranında “indirim” de var; Aksaray ihalesinde olduğu gibi yüzde 27.27 gibi bir indirim oranı da. Müteahhitlerin, Adalet Bakanlığı’na verdikleri teklif tutarlarında, birbirinden bu kadar farklı indirim oranlarının hangi gerekçelere dayandığı önemli bir konudur. Tabii bu konudan önce, bakanlığın dün listesini yayımladığımız 39 cezaevi ihalesinden hangileri için ve ne kadar tutarda bir ihale büyüklüğüne imza attığını kamuoyuyla paylaşması beklenir.
Her ne kadar, yeni cezaevleri, milletvekillerince yöneltilen sorulara verilen yanıtlarda; uluslararası standartlara uygunlukla açıklansa da giderek yoğunlaşan insanlık utancı işkence iddialarının cezaevlerinin fiziki standartlarının düşük olmasıyla hiçbir bağı olamaz. İnsanları özgürlüğünden yoksun bırakacak mekânların, iktidara yakın müteahhitlik firmalarının servetlerini arttırırken, yapıldıkları yerde istihdam yaratacak, yerel ekonomiyi canlandıracak birer “yatırım” olarak görünmesi ise bu çok boyutlu meselenin bir başka ağır sayfasını oluşturuyor.
Bir bina olarak cezaevinin; çimentodan demire, nakliyeden akaryakıta dek farklı sektörleri harekete geçirdiği hatırlanırsa, AKP iktidarının 51 cezaevine, sadece tutuklu ve hükümlüleri iyi koşullarda tutma saikiyle bakmadığı, daha iyi anlaşılacaktır.
…***
İhsan Çaralan, 25 Ekim tarihli Evrensel gazetesinde, “'Diken üstünde bir Türkiye' iktidarın 'tercihi'dir!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dün gazetemizin manşeti “Vatandaş umudu kesti” idi. Çünkü; “Ekonomi büyüyor”, “Faizler düşecek”, “Enflasyonun belini kırdık”, “Dünyada en hızlı büyüyen ikinci ülkeyiz”, “AB bizi almazsa krizden krize sürüklenir”...propagandasına karşın, “Tüketici güven endeksi sürekli düşüşte”ymiş!Bundan anlaşılıyor ki; vatandaş, Saray’dan ve Hükümetten yapılan bu “Her sorunu çözen, her engeli aşan Erdoğan-AKP iktidarı” yalanına inanmıyor. Çünkü vatandaş; Hükümet ve AKP propagandasının tarif ettiği Türkiye ile alın teriyle hayatını kazananların yaşadığı Türkiye arasında bir bağlantı kuramıyor; hatta bir yakınlık bile göremiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Vatandaşın bugünkü geliriyle günü nasıl çıkaracağını bilmemesi, dahası yarın ne olacağı konusunda hiçbir fikrinin olmaması ekonomiye güven endeksini aşağı doğru çekiyor. Ama bu sadece ekonomiyle, vatandaşın geçim koşullarıyla endişe içinde olmasıyla da sınırlı değil. Tersine hayatın hangi alanıyla ilgili sorunlar gündeme gelse, aynı şey; “Yarın ne olacağım” sorusunun devamı olarak; “Türkiye nereye götürülüyor?” sorusu da büyüyor. Buradaki “yarın” da, hem takvim günü olarak “yarın” hem de kişinin geleceğini, bundan sonraki yaşamını; hatta çocuklarının, torunlarının yaşayacağı bir “gelecek yaşam” dilimini kapsayan bir “yarın”dır!
Yani günümüz Türkiyesi’nin insanı, artık bundan 5-10 yıl öncesine göre bile daha fazla bir “yarın” endişesi içindedir ve bu “endişe” günbegün derinleşmektedir.Bundan 14 ay önce OHAL ilan edilinceye kadar en güvenceli iş olan memurluk, artık bir KHK ile kariyer, gelecek güvencesi dahil, her tür güvenceden yoksun bir iş haline getirilmiştir. Böylece sadece güvenceli çalışmaya değil güvenceli çalışma fikrine de ağır bir darbe vurulmuştur.
İşçiler, bir yandan patronların aşırı kâr hırsı öte yandan taşeron çalışma ve çeşitli esnek çalışma yöntemlerinin kıskacındadır ve düne göre bile daha güvencesiz bir çalışmaya zorlanmaktadır. Bir işe girip oradan emekli olacağını düşünen küçük bir “işçi kitlesi” bile kalmamıştır.
Gerçekleri söylemek için en güvenceli meslek olarak görülen gazeteciliği seçen gazeteciler, artık gerçeği yazdıkları için suçlanıp cezaevlerine doldurulan olmadı, işsizler ordusuna katılmaya mahkum edilen kişilerdir.
En güvenceli iş olarak görülen “seçilmişler” de artık, yeni bir seçime kadar olsa bile, hiçbir güvenceye sahip değildir. Legal partide siyaset yapan siyasetçiler de hiçbir yasa, hak-hukuk güvencesine sahip değildir. Milletvekilleri cezaevlerine konulmakta, yasal parti üyeleri, illegal örgüt üyesi ilan edilip tutuklanabilmektedir. HDP’li ve DBP’li belediye başkanları ve parti üyeleri bunun en açık örneğidir. Süreç, AKP’li belediye başkanlarının istifaya zorlanması üstünden ilerlemektedir. Dahası İçişleri Bakanı, “Bütün belediyelere müfettiş gönderiyoruz. Herkes ayağını denk alsın” diyerek, CHP ve MHP’li belediyelerin de “potada” olduğunu ilan etmiştir!
Yasalara uygun kurulup faaliyet gösteren ticari firmalara bile el konulup yönetimlerine “kayyım” atanmaktadır.
Milyonlarca öğrenci daha ilkokuldan başlayarak, önü arkası kesilmeyen müfredat değişikliklerinin, sınavların, gideceği ya da gidemeyeceği okulların seçilmesinin baskısı altında, gelecek güvencesinden tümüyle yoksun haldedir.
…***
Abdulkadir Selvi, 25 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “Başkanların istifası ve erken seçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CUMHURBAŞKANI Erdoğan, AK Parti grubundaki konuşmasını tamamlamış Meclis’ten ayrılıyordu.
Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un istifasını sorduk, “İnşallah pazartesi” dedi. Belediye başkanlarıyla ilgili süreçte Erdoğan’ı gergin bir şekilde görmedim ama Bursa ve Ankara büyükşehir belediye başkanlarının istifalarını açıklamaları, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın istifa kararı alması nedeniyle rahatlamış görünüyordu. AK Parti grubu öncesinde konuştuğumuz bir bakan, “Bu operasyonla tıkalı boru açıldı. Bir anlamda nefes borusu açıldı. Seçimlere yansıması olumlu olacak” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Cumhurbaşkanı Erdoğan, değişim konusunda kararlı. Bu noktada bir B planına sahip değil. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e, “İkinci kez gelmeye neden gerek duydun? Buradan çıkınca istifa edeceğin tarihi açıkla” dediği söyleniyor. Meclis’e gelirken meslektaşlarımızın, “İstanbul’da hayır çıkan ilçelerde değişim olacak mı?” sorusuna, “Şu anda böyle bir şey söz konusu değil ama olmayacağı anlamına gelmez” diye cevap verdi. Hatırladınız mı? Gökçek’le ilgili süreç de böyle bir cevap üzerine başlamıştı.
Bursa ve Ankara büyükşehir belediye başkanlarının istifa kararı alması onu yeni bir durum değerlendirmesine itmiş. Pazartesi günü, “Bu işler emirle olmaz” diyerek istifaya yanaşmayan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı, pazartesi gününe istifa kararı almıştı.
AK Parti’de değişim bir süreç. Üç belediye başkanının istifalarını geciktirmeleri nedeniyle bundan vazgeçilecek değil. Ancak Erdoğan, bir an önce bu tartışmaları sonlandırıp, partiyi 2019 seçimlerine hazır hale getirmeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılı içinde değişimi tamamlayıp, 2018’i icraata ayırmayı planlıyor.
AK Parti, 2019 seçimlerine farklı bir strateji ile hazırlanıyor. Teşkilat çalışmalarında mikro yapılanmaya gidiliyor. İl, ilçe ve belde teşkilatları devam edecek. Ancak parti aynı zamanda mahallelerde de teşkilatlanacak.