Kasım 04, 2017 11:18 Europe/Istanbul

Aydınlık: Ekim’de zam yağdı

Birgün:

Konya'da 200 kişilik bir grup Suriyelilerin ev ve işyerlerine saldırdı

Evrensel:

Yıllık enflasyonda 9 yılın zirvesi: Yüzde 11.90

Yeniçağ:

MHP'de 'İYİ Parti' istifaları

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Faruk Çakır, 3 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Önce hukuk ve adalet”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bazı şeyler var ki kıymeti ancak kaybedildikten sonra anlaşılır. Hak, hukuk ve adalet kavramları da bunlar arasındadır.Hukuk ve adalet sisteminin ciddî yaralar aldığını Türkiye’yi idare edenler de ifade ediyor. Bu yaraların, bu bozulmanın sebebi ne olursa olsun, ortada büyük bir sıkıntı olduğu inkâr edilemez.İş adamları da çoğu konuşmalarında artık bu duruma dikkat çekiyor ve hak, hukuk ve adalet hatırlatması yapıyor. Keşke bu hatırlatmalar ve değerlendirmeler en başından itibaren hep yapılabilse ve adalet sistemi yara almamış olsaydı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:     

…***

Ülkemizde bölgeler arasında ciddî gelişmişlik farkı olduğu her halde tartışılmaz. Bir defasında bir ekonomi profesörü, “Şişli’de yaşayan 5 bin dolar, Şırnak’ta yaşayan ise 500 dolar gelire sahip” mealinde konuşarak yaşanan çelişkiye dikkat çekmişti.

İşte bu derde çare olması düşüncesiyle TÜSİAD ve Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) iş birliğiyle hayata geçirilen Bölgelerarası Ortak Girişim Projesi’nin (BORGİP) detaylarının konuşulduğu bir toplantı İstanbul’da gerçekleştirilmiş.

Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, Türkiye’nin çeşitli bölgeleri arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılması için az gelişmiş bölgelere yönelik çeşitli teşvik programlarının yıllardır uygulandığını hatırlatmış.

Bu teşvik ve altyapı yatırımlarını yapıcı bulduklarını dile getiren Bilecik, şöyle devam etmiş: “Özellikle enerji, sağlık ve eğitim alanlarında yapılan ve yapılacak yatırımlar bu bölgelerimiz için çok önemli. Doğu ve güneydoğu bölgelerimizin daha çok yatırım çekebilmesi için önce can ve mal güvenliği gerekiyor, bölgenin şiddet ve terörden arındırılması gerekiyor. Elbette bölge ekonomisinde önemli yer tutan komşularla ilişkilerin de belirleyici rolü çok kritik. Bunlar olmadan hiçbir teşvik tek başına yeterli olmayacaktır.”

Hiç kimse “Ekonominin demokrasi ile ya da hukukla ne ilgisi var?” diye düşünmesin. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, adalet ve eğitim sistemi iyi bir ekonomi için de gerekli şarttır. Doğu ve Güneydoğu bölgelerine daha çok yatırım çekmek için can ve mal güvenliğinin sağlanması gerektiği hatırlatılıyor. Can ve mal güvenliği de iyi işleyen bir hukuk ve adalet sistemiyle sağlanabilir.

İş dünyasının temsilcilerinin hak, hukuk ve adalet hatırlatması çok isabetlidir. Bu hatırlatmaların mümkün olduğunca yapılmasında fayda vardır. Türkiye’nin hem maddî hem de manevî sıkıntıları aşması biraz da buna bağlıdır.

…***

Remzi Özdemir, 4 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Komik tazminat cezaları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Arzu Yılmaz genç bir kız.Okulunu bitiriyor ve çok sevdiği bankacılık mesleğine başlıyor. Yıllar geçiyor ve bir yöneticisi tarafından sistematik bir şekilde psikolojik tacize uğruyor. Yani mobbing mağduru oluyor.Banka yönetimi adeta göz yumuyor bu mobbinge. Bir gün psikolojik şiddetin dozajı daha da artıyor ve genç bankacı Arzu Yılmaz kriz geçiriyor düşüp bayılıyor. Sonra konuşma sorunu yaşıyor.Uzun süre psikolojik ve kekeleme rahatsızlığı tedavisi görüyor.O dönem işini kaybetme korkusu ile şikayetçi olamıyor. Bundan güç alan yönetici  Arzu Yılmaz'ın  kovulmasını sağlıyor.Arzu Yılmaz, işe iade davası ile birlikte mobbing davası açıyor.Şahit ve sağlık raporları var.  Her türlü bilirkişi raporu  Arzu Yılmaz'ın ağır psikolojik tacize uğradığını belgeliyor.Banka gencecik bir kızın hayatını karartıyor adeta.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sonunda mahkeme de bu yönde karar veriyor ve bankayı mahkum ediyor.Ödenen ceza sadece 8 bin 500  bin lira.Genç bir kızın işini, sağlığını ve dahası hayatını kaybetmesinin bedeli sadece 8 bin 500 lira.Arzu Yılmaz aynı zamanda söz konusu bankanın referansını da kirlettiğini öne sürüyor. Yani bankaya karşı dava açıtığı için hiçbir yerde iş bulamıyor.Acımasız bir sistem.Acımasız olan sadece sistem değil, Türkiye'deki yargı dahası kanunlarda.Gencecik bir kızın hayatına karşı sadece 8 bin 500 lira..Koskoca banka için 8 bin lira bir şubesinin 1 saatlik kârı yanında bile kırıntı kalır.Mahkemenin yüksek tazminata hükmetmemesinin tek nedeni "Sebepsiz zenginliğe yol açmaması".Bu anlayış İsrail askerleri tarafından Mavi Marmara Feribotu'nda ölenler için de uygulandı. İsrail'in ödediği tazminat ailelere "sebepsiz zenginliğe neden olur" diye ödenmedi. Arzu Yılmaz'ın mobbing davası Türkiye'de değil de dünyanın modern ülkelerinden birinde olsaydı her halde 7-8 milyon dolarlık bir tazminat alırdı. Konu Türkiye olunca sebepsiz zenginleştirmeye yol açmaması için verilmiyor. Bu kafadaki bir yasa elbette Türkiye'de yabancı sermayenin köle pazarı oluşturmasına neden olur. İstediği zulmü yapar.Yaralandı, hastalandı veya öldü mü verirsin 10 bin lirayı sıradakini çalıştırmaya devam edersin.Gencecik insanların hayatları kararıyor. İş kazaları, mobbing ve benzeri olaylarda. Sonuç olarak mahkeme bu insanların hayatlarının bedelini ödetmiyor. Türkiye acil olarak bu insanlık ayıbından kurtulması lazım.Normal şartlarda bu yasal düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınması lazım. Ancak sebepsiz zenginliğe yol açma mağdurları onu da yapamıyorlar. Çünkü iç hukuk yolları kullanıldığı için.  Sonuç olarak olay yargıya intikal ediyor ve mahkeme tazminata hükmediyor.Kaybedilen kolun, sağlığın ve hayatın bedelinin  en fazla 10 bin liradan ibaret olduğu böylece iyice tescillenmiş oluyor.

…***

Necati Doğru, 4 Kasım tarihli Sözcü gazetesinde,“İkinci el Benzin” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçim sıkıntısına düşenler. Geliri az artanlar. Gideri çok büyüyenler. Ailecek sınıf atlamanın keyfini yaşamak için zar zor aldığı ikinci el otomobile bir depo benzin koyabilmeyi kara kara düşünenler. Mutfağın artan masrafı, çarşı pazarda, bakkalda markette yükselen fiyatlar, elektrik, su, doğalgaz faturaları, çocukların artan okul giderleri, sömürüye dönüşen vergiler, cezalar, harçlar yangın oldu. Altta kalanları yakıyor. İşsizlik yetmedi. Enflasyon da başkaldırdı. Dün açıklanan resmi rakamlara göre aylık enflasyon yüzde 2'yi geçti.”diyen yaz, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yıllık enflasyon iki haneliye fırladı. Dolar artıyor. Euro yükseliyor. Kurlar sıçradı. Yıllık sepet kur artışı: Yüzde 25'i buldu. Bu ne demektir? 15 yılın iflası demektir. Ekonomik politika, geldi duvara dayandı. Başbakan Binali Yıldırım bile şaşkına dönmüş; “bu kadarını beklemiyorduk” diyor. Muhterem Başbakan! Beklemeliydiniz. Bağıra bağıra geliyordu. Dış borç geldi. Çekiç yaptınız. Sıcak para geldi. Balyoz yaptınız. Ucuz dövizi çekiç- balyoz yapıp enflasyonun kafasına vura vura indireceğinizi sandınız. Bu son derece ucuz, kolay, oy getiren fakat gelecekte faturası altta kalanlara çıkacak olan denenmiş bir yoldu. Şimdi kurlar patlayınca; inen enflasyon sindiği yerden yeniden hortladı. Altta kalanlar yandı. Daha da yanacaklar. Çünkü enflasyon kısır döngüsü (fasit dairesi) başladı. Böyledir. Fiyat, fiyata baka baka artar. Kur yükseldi. Benzin de arttı. Benzin, mazot artınca ulaşım maliyeti şişer. Buğday artar, un artar, maya artar, ekmek artar, ekmeğe katık edeceğin peynir artar, zeytin artar, maydanoz ile ıspanak da artar. Çocukları okula götüren servisin parası da artar. İkinci el otomobilin deposunu doldurma faturası da şişer. Muhterem Başbakan! Sizin tuzunuz kuru! Benzin devletten. Ucuz biftek Meclis'ten. Saray'ın israfı Hazine'den. Tuzu kuruların sayısı bir. Altta kalanlar milyon. 15 yıldır “döviz fiyatını bastırarak” yürütmekte olduğunuz ekonomik politikanın paçasını şimdi “yüksek enflasyon kısır döngüsüne” kaptırdınız, 15 yıldır yediğiniz, yedirdiğiniz ucuz dövizler şimdi altta kalanların boğazını tırmalıyor.