Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: AKP küçülüyor, kararsızlar büyüyor
Birgün:
Suudi Krallık’ta Vatikan ve ABD onaylı değişiklikler
Cumhuriyet:
Saray kendini aştı... 1 yılda 1 milyar 292 milyon TL
Milli gazete:
Erdoğan’dan şok seçim kararı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Murat Çabas, 5 Kasım tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Vergiye vergi zamma zam”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye gerçekten gariplikler ülkesi… Rutin olarak alıştığımız yanlışları, “dur bir dakika” deyip biraz irdelemeye başladığınızda çok büyük tuhaflıkların yaşandığını görüyorsunuz. Ülkemizde hiç alınmaması gereken, ekonomide “adaletsiz vergiler” olarak adlandırılan dolaylı vergilerin de vergisi alınıyor; rutin zam oranlarının da zammı yapılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
Verginin vergisine en bariz örnek akaryakıt ürünleri… Benzin ve mazottan alınan vergi yüzde 65’leri geçiyor. Aldığımız her benzin ya da mazot fiyatına önce ÖTV ekleniyor, sonra da bu ÖTV dahil edilmiş meblağa bir de yüzde 18 KDV (Katma Değer Vergisi) ilave ediliyor. Yani ÖTV’nin de KDV’sini ödüyoruz. 100 TL’lik benzinin gerçek fiyatı 35 TL iken, siyasilerimizin iş bilmezliği sebebiyle verginin de vergisiyle birlikte 65 TL daha fazla bir bedel ödüyoruz. Milletimiz “çözümün tek adresi”nde buluşmadığı müddetçe bakalım daha neler görecek? Daha nice vergilere vergi, nice zamlara da zam yapılacak? Bu arada TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyon, tüketici fiyatlarında yüzde 11,9, üretici fiyatlarında ise yüzde 17,28 ile son 9 yılın en yüksek rakamına ulaştı. Başbakan Binali Yıldırım, “Bu bizim beklediğimizin üzerinde bir sonuç” dedi ve çözüm düşüncesini şöyle ifade etti: “Daha fazla üreteceğiz. Piyasanın ihtiyacı olan nakit ihtiyacını karşılayacağız. Üretim girdi maliyetlerini düşüreceğiz. Hedefimiz enflasyonda tek hane.” Güzel diyor Sayın Yıldırım ama, üretimdeki bütün girdi maliyetlerinin ithal ve dolara endeksli olduğunu düşündüğümüzde ürettikçe enflasyon artacak. Sağlam mali politikalar için öncelikle doğru para politikalarının uygulanması gerekir.” Çözümün tek adresi belli ama gelir darlığından, vergilerden, cezalardan, maliyetlerden, ithalattan sürekli yakınan millet nerede?
…***
Cevher İlhan, 6 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Menfaat üzerine dönen canavar siyaset”in fena neticeleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Muhalefete mensup belediye başkanları çeşitli isnatlarla görevden alınıp, soruşturmalara tabi tutulurken, hatta tutuklanıp yerlerine kayyum atanırken, iktidar partililerin sadece “istifa ettirilmeleri”yle yetinilmesi çifte standardıyla “emir demir demokrasisi” kesilip biçiliyor!“Dâvâ için” denilerek, hakkın, hukukun, demokrasinin tahrip edilmesine uydurulan “sahte gerekçeler” her haliyle sırıtıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Doğrusu, Cumhurbaşkanı’nın “Biz bu değişimleri tamamen partinin başarısına odaklanarak yapıyoruz” ikrarı ve AKP sözcüsünün, “İstifaların arkasında ‘yolsuzluk’, ‘FETÖ’ iddiaları olsaydı İçişleri Bakanlığı devreye girerdi; 2019’a hazırlık için Genel Başkanın belediye başkanlarını görevden alması demokratik hakkıdır” demesi, siyasetin düştüğü vahim vartayı gösteriyor.
Ve Cumhurbaşkanı’nın, “Gün gelecek bu görevleri bırakacağız. Gideceğimiz yer belli, bir mezar. ‘Ne ‘cumhurbaşkanı niyetine’, ne ‘başbakan’, ne ‘bakan’, ne ‘muhtar’ demeyecekler; ‘er kişi niyetine’ deyip bizi defnedip gidecekler. Eğer geride hoş bir sedâ bırakmışsak millet ‘Allah râzı olsun, iyi şeyler yaptı’ diyecek…” diye konuşması, “sözkonusu başkanlar, hangi ‘hoş sedâ’yı bırakmadılar ki, baskı ve dayatmalarla istifa ettirildiler?” sorusunu sorduruyor.
Gerçekten, birileri çıkıp, asıl Cumhurbaşkanında “metal yorgunluk” olduğunu, hep aynı şeyleri tekrarladığını, “parti başkanı” olarak “hamaset, husûmet ve hakaret söylemleri”yle sürekli toplumu tahrikle ötekileştirmeyle kamplaştırdığını; büyük mânevî - maddî kayıplara uğratan dış politikadan, kavgayla kutuplaştıran iç politikadan, terörün tırmanmasından en baştakilerin doğrudan sorumlu olduğunu söylemeyecek mi?
Keza “ekonominin çöküşünden, artan işsizlikten, Cumhuriyet tarihinin en düşük büyümesinden, dünyada dolar karşısında değer kaybeden tek para biriminin TL olmasından, resmen açıklanan enflasyonun son dokuz yılın en yüksek çifte rakamına -yüzde 11.9’a- yükselmesinden başta bütün yetkileri kendinde toplayan Cumhurbaşkanı siyaseten sorumludur” diyen birileri çıkmayacak mı?
15 Temmuz hâdisesinde, Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a âcil bilgileri vermemekle haklarında ihmal iddiası bulunan başta MİT Müsteşarı ile Genelkurmay Başkanı, “Dereyi geçerken at değiştirilmez” deyimiyle görevden alınmazken, sürelerinin dolmasına bir buçuk sene kala seçilmiş başkanların sırf siyasî sebep ve endişelerle görevden alınması garabetinin işlenmesi.
Bir diğer çarpıklık, “İllerde, ilin patronu il başkanı olacak, belediye başkanı da il başkanına tabi olacak. Aslolan parti ve parti politikalarıdır” diyen Cumhurbaşkanı’nın, her fırsatta eleştirdiği parti il başkanlarının vali ve belediye başkanı olduğu tek parti şeflik dönemini yeniden hortlatmaya heveslenmesi. Bir kamu yöneticisi olarak bütün belde halkına eşit ve tarafsız kamu hizmetiyle mükellef başkanın, il başkanından bağımsız işler yapamayacağını açıkça deklare etmesi.
Ve bu vaziyetle, “konjonktürel baskılarla Ak Parti’nin ‘dâvâ’ adını verdiği serüveni sürekli olarak güncellemesi, değiştirmesi”ne dikkat çeken Nihal Bengisu Karaca’nın, “AK Parti’nin elinde artık dâvâ denilebilecek tutarlı bir bütünlük yok” yakınmasıyla “en önemlisi de sandığın nâmusu ‘millî irâde’ düsturu”na aykırı olarak “belediye başkanları seçimle gelir ve seçimle gitmelidir’ şiârının zedelenmesinden kaçınılması” ikazına hak verdiren vartaya düşülmesi.
…***
Murat Muratoğlu, 6 Kasım tarihli Sözcü gazetesinde, “Dolarlı faizli sezon finali” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonominin hali dizi filmlerin sezon finali gibi… Her geçen gün işler sarpa sarıyor. Dolar ve faizler dur durak bilmiyor. Enflasyon her geçen gün üstüne koyuyor. Kuvvetle muhtemel 2003'ten bu yana ilk defa yılı çift hanede kapatmış olacak. Tam 14 yıl öncesine dönüş yaşanacak. Koca ülkenin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcıları, Merkez Bankası çalışanları ve bilumum ekonomiden sorumlu bütün yetkililerin tek derdi algı yönetimi… Bu gelişmeler karşısında “ekonomimize operasyon çeken dış mihraklar” dışında başka bir değerlendirme duyulmuyor. Duyulmaz da… Yeterli yetkinlikleri yok… Kaldır kahvehaneden Hüsnü dayıyı, yapsın benzer açıklamayı… Utanmasalar “kafam kadar dış ticaret hacmimiz” var deyip koyacaklar noktayı…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Tüm söylemleri, icraatları, açıklamaları iç politikada kuyruğu dik tutmaya hizmet ediyor. Zira Zambiya Kwachası bile Türk Lirası kadar değer kaybetmiyor. Dünyadaki tüm paralara karşı eriyoruz ve ülke gündemi henüz ekonomiye gelemedi. Bunların hiçbiri sebepsiz değil tabii ki… Ekonomi fena sarmala girdi. Dış politika felaket… Avrupa… Almanya'dan gelen “Türkiye'ye yatırımları azaltın” baskısına rağmen iş yapacak yatırımcıyı ara ki bulasın! Bırakın yatırımı çoğu kredi kanalı bile artık kapalı. Türkiye'ye para girişi her geçen gün azalıyor. Bankalar bu yıl mevcut kredileri döndürmek dışında fazladan borçlanamadı. Oysa cari açık hayli kabardı. Bütçe desen felaket… Borçlanmaya doyamadı. Gelecek yılın vergilerini bile harcadı. Hadi bu yıl şirketleri Kredi Garanti Fonu kurtardı. Daha onun maliyeti ekonomiye yansımadı. Limiti bile dolmadan süre uzatıldı ama bankalarda kredi verecek para kalmadı! “Takipteki krediler azaldı“ diye açıklama yapıyorlar. Ödenemeyen krediler azalmadı, ertelendi! Şirket krediyi aldı borcunu borçla kapattı. Hadi yeniden yeni borç bulsa, maliyeti ile iş yapmaya kalksa, nasıl çıkacak o para?Biraz teknik anlatayım… Yurtdışında dolar/TL seviyesi 4 liraya yaklaşırken Türkiye Merkez Bankası'nın müdahalesi bekleniyor.