Kasım 11, 2017 11:17 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: AKP'ye yakın anket şirketi: Değişikliğin nedeni oylardaki düşüş

Aydınlık:

Yıldırım: ABD ile ilişkileri ileriye taşıyacağız

Yeniçağ:

İYİ Parti'de 9 il başkanı daha belli oldu

Yeni Mesaj:

Yemen açlığın pençesinde

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Özgür Mumcu, 11 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “OHAL’de seçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cemaatin devletin her kademesine sözüm ona sinsice aslında davul çala çala sızması bütün kurumları temelinden sarstı. Tarlaya haşerat girdi diye tarla bütün ekinleriyle ateşe verildi. Bugün yaşanan hukuksuzluklar, hukuk devletinin tamamen yakılıp kül olmasından kaynaklanıyor. Arada derede yanmamış avuç büyüklüğünde yerler var. Oralar da olmasa hiç tahliye ya da beraat kararı da duymayacağız. Hukuk devleti yok. Hâkim teminatı yok. Hukuki güvenlik ilkesi yok. Bir devleti devlet yapanlar bunlardır. Memleketin hiç bitmeyecekmiş hissi veren bir hava boşluğuna düşerek sarsılması, iktidardakilerin çaresizce ellerinden kayanı tutma gayretiyle savrulması bundandır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Adına Anayasa Mahkemesi denen, kendini hâkim zanneden insanlar topluluğu OHAL hakkında verdikleri kararla Türkiye’de hukuk devletinin tabutuna çiviyi çakmıştır. Adına YSK denen iktidar organı, mühürsüz seçimde almış olduğu kararla memleketteki seçim güvenliğini buruşturup çöpe atmıştır.Bugün gazetelerde, televizyonlarda önümüzdeki seçimler hakkında konuşuluyor. Akşener’in partisinin etkisi ne olur, MHP baraj altı kalır mı, AKP oyunu korur mu, vs. vs. Hâlâ hukuk devleti varmış, sağlıklı bir seçim ortamı sağlanabilirmiş gibi. İkinci Dünya Savaşı’nın bittiğini fark etmeden cangıllarda seneler geçiren Japon askerleri gibi seçimler üzerine tartışılıyor. Hukuk devleti yoksa, seçimin bir anlamı yoktur. Bir OHAL KHK’si ile seçimlerin iptali, ertelenmesi, rakip siyasi partilerin kapatılması hatta seçim sonuçlarının tanınmaması mümkün müdür? Yok artık o kadar da olmaz bir cevap değil. Mümkün müdür? Mümkündür. Anayasa Mahkemesi o yolu açmış mıdır? Açmıştır. OHAL KHK’siyle getirilemeyecek yasak, yapılamayacak iş yoktur. 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidarın sarayına, koltuğuna ne pahasına olursa olsun sarıldığına hep beraber şahit olmadık mı? Bu OHAL düzeninde, bu KHK keyfiliğinde seçim yapmak demokrasinin intihar etmesi anlamına gelmektedir. Muhalefette bütün partilerin üzerinde uzlaşması gereken ilk hedef OHAL’in kaldırılması, YSK’nin yeniden yapılandırılması olmalı. Seçimin önşartı budur. Muhalif seslerin kesildiği, eşit bir şekilde seçim kampanyasının yapılamadığı, YSK’nin iktidarın emir eri olduğu, bir OHAL KHK’siyle “hukuken” partilerin kapatılabileceği, seçimlerin ertelenebileceği bir ülkede seçim yapılamaz. Yapılana da seçim denmez. Bunca hırpalanmış, kurumları yerle bir edilmiş, hukuk devletinin temel ilkeleri ateşe verilmiş bu ülke bir de böyle bir seçimin travmasını zor kaldırır. Seçimlerin OHAL’in olmadığı, YSK’nin yeniden yapılandırıldığı bir ortamda gerçekleşmesi için uğraşmak bütün siyasi partilerin demokrasiye olan borcudur. Önce bunu halledin, sonra anket konuşursunuz.

…***

Esfender Korkmaz, 11 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kırılganlıkta dünya rekortmeniyiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard  and  Poor's, "Yeni Kırılgan Beş Ülke'' raporunu yayınladı. Cari işlemler açıkları, ulusal yatırımları karşılamak için yetersiz tasarruf oranının olması kırılganlığın kriterleri olarak alındığı vurgulandı.  Standart and Poor's  bu ülkeleri, küresel finansal şartlar er ya da geç sıkılaştığında en fazla risk altında olan ülkeler olarak değerlendiriyor. Eski kırılgan beşlide yer alan 4 ülke listeden çıktı. Yeni kırılgan beşlide  kalan tek ülke Türkiye oldu. Ayrıca Türkiye 4. sıradan birinci sıraya yükseldi. Siyasi iktidar bu birinciliğin de iyi olduğu şeklinde bir algı yönetimi yaparsa, şaşmayın.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cari açık ve yetersiz iç tasarruf yanında, siyasi, sosyal ve hukuki göstergeler de kırılganlığı destekliyor.Elbette başta iç ve dış politikada çıkmazlar geliyor. Siyasi altyapı istikrarsız ise ne yaparsanız yapın ekonomide güven sağlayamazsınız.Yine Hukuki altyapı da siyasi altyapı kadar önemlidir. OHAL'ın devam etmesi başta gelen bir sorundur.Birleşmiş Milletler (BM) insan hakları savunucularına baskı uygulayan ülkelerin sayısının 29 'a ulaştığı ve bu ülkeler içinde Türkiye'nin de olduğunu duyurdu. Ocak - Eylül 9 ayda, bütçe açığı geçen yılın aynı dönemine göre üç katına, devletin borçlanması geçen yılın iki katından fazlasına yükseldi. Faiz dışı fazla da azaldı. En önemli istikrar göstergesi olan Enflasyon artarak devam ediyor.  Vatandaş olarak bu duruma üzülüyorum. Aşırı Kırılganlık yabancı sermayenin çıkmasına ve bir krize neden olur mu? Risk var ve fakat yabancıların Türkiye’de çok parası var. Alacakları çoktur. Bunun için krize izin vermezler. Ancak bu içinde bulunduğumuz yüksek kırılganlığın maliyeti halka yansıyor. Yurt dışına kaynak çıkıyor. Pahalı borç alıyoruz. İçerde kur  ve enflasyon artıyor. Yani sürdürülemez.

…***

Kazım Güleçyüz, 11 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Hipnoz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP iktidarının bunca sene devam etmesini sağlayan en önemli sebeplerden biri, 28 Şubatçılar tarafından yapılan zulüm ve haksızlıkların dindar kitlelerde meydana getirdiği derin travma ise, bir diğeri de AKP’nin evvelce hiçbir iktidarca başarılamamış bir propaganda ve “beyin yıkama” mekanizmasını çok güçlü bir şekilde çalıştırıyor olması.Tamamen iktidara eklemlenmiş çok sayıda TV kanalı ve gazeteden yapılan tek taraflı yoğun propaganda, fanatizm boyutundaki bir muhabbet ve tarafgirliğin zaten körelttiği idrakleri iyice işlemez hale getirmek suretiyle dumura uğrattı.Bunun sonucunda insanî ve vicdanî refleksler kayboldu, zulümler kanıksandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Normalde herkesi ayağa kaldırması gereken ve beklenen nice olay, çoğunlukla haberdar olunmadığı veya saptırılıp çarpıtılarak sunulduğu için geçiştirildi.

Özellikle OHAL döneminde iyice yaygınlaşıp şiddetlenen hak ihlalleri, ancak kişilerin bizzat kendisine veya yakın çevresine dokunduğu zaman fark edildi.Onun dışında insanlar istiflerini bile bozmadan hayatlarına devam edebildiler.Aynı durum terör olaylarında da gözleniyor. Eskiden kamuoyunda yoğun infial uyandırıp çok sert tepkilere konu olan bu çeşit olaylar artık neredeyse gündem bile olamıyor.

Son acı örneğini Hakkâri’deki 8 şehit haberinde gördük. Bu son derece sarsıcı olay, manşetlerin aynı gün merasimi yapılan yerli otomobil ve “beş babayiğit” muhabbetine tahsis edilmesiyle örtüldü.Böylesine kritik ve duyarlı konularda bile sergilenen kayıtsızlık ve gevşeklik, hipnotize edilmiş, uyuşturulmuş, hayatî refleksleri söndürülmüş, gerçeklerden koparılmış, ya da korkutulmuş, sindirilmiş, sonuçta adeta “mankurtlaştırılmış” bir toplum psikolojisini önümüze koymakta.Bu hale getirilen toplumun rehabilite edilmesi çok özel gayretleri gerektirecek.