Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Euro yeni rekor kırdı, dolar rekor düzeyde
Aydınlık
Rakka’dan çıkarılan IŞİD’lilere Türkiye görevi
Birgün:
Bakanlara özel hesaplar
Yurt:
AKP Kulisleri: 'Kadıoğlu ile birlikte 9 başkanın istifası istendi'
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Özgür Mumcu, 15 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bahçeli’nin barajı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devlet Bahçeli, dün partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmayla MHP’nin bir baraj sorunu olmadığını yineledi. İYİP’in kurulmasıyla beraber MHP’nin baraja takılıp takılmayacağı tartışılmaktaydı. Bahçeli’nin yüzde 10 barajının çok ağır olduğunu söylemesiyle beraber, MHP çevrelerini bir baraj korkusunun alıp almadığı da gündeme geldi. Dünkü açıklamayla beraber MHP’nin bir baraj sorunu olmadığı ortaya çıktı. Bir siyasi partinin bir baraj sorunu olması için kendine özgü bir programla kamuoyunun önüne çıkması ve memleketi yönetmeye talip olması gerekmekte. Yani önce bağımsız bir kimliğe sahip bir siyasi parti olarak kabul edilmesi şart. Gelgelelim, MHP’nin siyasi hayatımızda bir anlam ifade edip etmediği belli değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere ye veriyor:
…***
Devlet Bahçeli, en cevval AKP genel başkan yardımcılarından daha etkili bir şekilde muhalefete saldırmakla kalmıyor, aynı zamanda sayın Erdoğan’a koşulsuz desteğini sergilemekten de kaçınmıyor.
Bugün benim diyen AKP’li siyasetçi, Erdoğan’a Devlet Bey kadar hizmet etmemektedir.
“Adalet ve Kalkınma Partisi ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini 2019’da sonuna kadar tesis etmek suretiyle çalışacağız” ve “Aynı safta, aynı yerde duracağız” ifadeleri MHP’nin artık tamamen AKP içinde eridiğini göstermektedir.
MHP, Erdoğan’ın ve AKP’nin söylediği her şeyi onaylamakta ve söylemediği hiçbir şeyi dile getirmemektedir.
“Ver Bilal’i Al hilali” diye atılıp tutulmuştur ancak neticede hilal karşılıksız şekilde AKP’ye teslim edilmiştir. Masasındaki saati bile 17:25’te sabitleyerek hesap soracağını iddia eden Bahçeli vaktiyle bütün söylediklerini reddederek uysal bir uydu olarak yörüngeye oturmuştur. Ancak uyduların dahi yörüngede kalmaları az da olsa kendilerine ait bir çekim gücüne bağlıdır. MHP’nin o çekim gücünü yitirdiği anlaşılıyor. Yakında uyduluğu da becerememesi ve Erdoğan gezegeninin yerçekimine yenik düşerek amaçsız bir meteor gibi atmosferden aşağı yuvarlanması yüksek ihtimal.
AKP, Numan Kurtulmuş’u ve Süleyman Soylu’yu kendi bünyesinde erittikten sonra gözünü Bahçeli’ye dikmiştir. Devlet Bey de hilali Erdoğan rejimine hediye etmeye dünden hevesli görünmektedir.
Sayın Bahçeli rahat etsin. Partisinin bir baraj sorunu yoktur çünkü partisi artık AKP’nin bir alt teşkilatından öte bir kimlik taşımamakta. Vaktiyle “bir diktatör doğuyor” diye suçladığı birine, partisini yok etmek pahasına böylesine destek vermek her kula nasip olmaz.
…***
Fehim Işık, 15 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, “MHP'nin baraj, AKP'nin çoğunluk telaşı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“MHP’yi seçim barajı telaşı sarmış. AKP’nin Yozgat şubesi gibi davrandığından beri oy kaybettiğinin, nihayetinde Meral Akşener’in kendi partisini kurmasıyla birlikte tamamen eridiğinin farkında.Akşener’e biat edenlere de bakın. Bunlar sadece Akşener’i sevdikleri, partisinin ideallerini benimsedikleri için değil aynı zamanda burunları iyi koku aldığı için oraya koştular. Önemli kısmının derdi milletvekili, belediye başkanı, belediye meclisi üyesi olmaktır. Türkiye’nin ulusalcı solundan milliyetçi muhafazakâr sağına geniş bir kesim, siyaseti aynı zamanda makam olarak gördükleri için bu partiye kaymaktan kaçınmayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Bahçeli barajı tartışıyor ama AKP’nin aklından geçen hesaplar bambaşka. Kimse, barajın düşürülmesi ya da kaldırılması durumunda bile parlamentoda her kesimin temsil edileceği demokratik bir nizam beklemesin. Erdoğan becerebilse parti endeksli baraj sistemi getirir, şu şu şu partiler barajdan muaf, şu partinin barajı yüzde 10, şununki ise yüzde 20’dir der. Bu aslında tam da Bahçeli’nin istediği bir seçim sistemi olur. Ama bu fanteziyi düşünseler bile yaşama geçirmeleri mümkün değil. Bu nedenle Erdoğan, Kürtlerin en zayıf temsiliyetini de hesaba katarak milletvekillerinin barajdan bağımsız en dar olan bölge üzerinden parlamentoya seçilmesini sağlayacak bir sistemi tartışıyor. Türkiye’yi mümkünse milletvekili sayısı kadar yani 600 bölgeye, o da mümkün olmazsa az sayıda bölgede en fazla 2 milletvekilinin seçileceği 400-450 civarında dar bölgeye ayırmak istiyor. Bu sistemde partiler arasında yerel ittifaklar yapılmasının önünü açmayı da tasarlıyor.
Diyarbakır’ı ele alalım. 11 milletvekili seçiliyor. Diyarbakır’ı 8-9 bölgeye ayırmaları durumunda bir iki bölgede en fazla 2 milletvekili, diğer bölgelerde ise 1’er milletvekili seçilecek. Bu bölgelerin daha önceki seçimlerin sonucuna bakılarak ince bir mühendislik ile oluşturulacağı; ayrıca partilerin bu bölgelerde yerel iş birliğine girmeleri durumunda sistem savunucusu hiçbir partinin Kürtler ile iş birliğini tercih etmeyeceği de belli. Ayrıca lokalize olmuş bir seçimde çıkar ilişkileri de belirleyici bir etken olarak devreye girer. AKP böylece Diyarbakır gibi HDP’nin 9-10 milletvekili çıkardığı en güçlü kaleden 1-2 değil daha fazla milletvekili çıkarabilir. AKP’nin kendi vekilini seçtiremeyeceği yerlerde CHP, MHP ve hatta Akşener’in partisi ile ittifaka girmeyeceğini de kimse iddia edemez.Yeni sistemle HDP’nin güçlü olduğu Diyarbakır gibi bir yerde milletvekillerini en aza indirmeyi tasarlayan AKP’nin diğer bölgelerde, özellikle kırsal alanlarda ne yapacağını varın siz düşünün.MHP buna karşı ama öyle demokrat falan olduğu için değil dar bölge ile siyasetin de darlaşacağını, bu darlaşmadan Kürtlerin az sayıda milletvekiliyle de olsa bilenerek ve militan bir yapıyla siyasete müdahale etmeyi sürdüreceğini gördüğü için karşı çıkıyor. AKP’nin derdi Meclise en fazla milletvekili sayısı ile girmek. Bu nedenle çok bölgeli, barajsız dar bölge sistemini tartışıyor. MHP’nin derdi ise erimemek. MHP’nin erimemesi için ona gerekli olan, barajın kendisinin seçilebileceği en düşük orana çekilmesi.
…***
Ahmet Takan, 15 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan, Yıldırım'ın ABD temaslarından memnun kalmadı!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Çok çok özel toplantılar İstanbul'a kayınca Ankara'dan haberleri toplamamız biraz gecikmeye sebep olabiliyor...AKP Genel Başkanı R. Erdoğan, Başbakan ABD'de park gezintisinden döndükten sonra Rusya’ya gitmeden önce o çok kısa aralıkta Binali Yıldırım ile İstanbul'da iki defa sürpriz bir şekilde görüştü. Görüşmelerin içeriği -doğal olarak- çok merak edildi. TBMM Başkanlığı adaylığı, yenilecek grup vitrini, Rusya'ya gitmeden önce son bir görüş alışverişi vs. gibi gündem başlıkları sıralandı. Sarayın yönetim şeklini iyi tanıyanlar bunların dolgu malzemesi olduğunu çok iyi bilirler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Erdoğan, neye karar verdiyse bir telefon talimatı ile Binali Yıldırım'ı bilgilendirebilirdi. Hiç de sorun olmazdı. Erdoğan'ın neden Binali Yıldırım'ı iki defa huzura çağırdığına saray kaynaklarından ulaştım:Erdoğan, Binali Yıldırım'a çok ama çok öfkelenmiş...Neden?..Hatırlayalım; Başbakan Binali Yıldırım, yola çıkmadan havaalanında, vize krizi hakkında yaptığı ABD'nin "Türk hükümetinin ABD çalışanlarını tutuklamayacağına ilişkin güvence verdiği" yönündeki açıklamasına ilişkin olarak, "İki ülke de hukuk devleti, ABD'ye güvence vermedik" demişti. Yıldırım, ABD'ye gitmeden önce temasların tek gayesinin Zarrab dosyası olduğu Ankara'da genel kabuldü. Görüşmelerin sonuca etki etmeyeceği, ABD'nin bir tutum değişikliği içine girmeyeceği beklenendi...Erdoğan'ın kafasının tası Binali Yıldırım'ın havaalanında yaptığı açıklama sırasında atmış. Başbakan'ın, "iki ülke de hukuk devleti" cümlesindeki ABD'ye hukuk devleti sıfatını vermesine çok içerlemiş. Yıldırım döndüğünde de huzura çağırarak öfkesini en sert sözlerle yüzüne karşı aktarmış. O kadar çok kızmış ki Erdoğan Yıldırım'a, birinci görüşme kesmemiş, ikinci görüşme de aynı konu mevzubahis olmuş. Saray kaynaklarıma, Erdoğan'ın fırçasının mahiyetini sordum. Söylemediler. "Binali Yıldırım'ın ABD gezisinden netice alamadığımızın ötesinde Erdoğan'ın Zarrab konusunda söylem politikasını da bozdu" demekle yetindiler.