Kasım 22, 2017 10:42 Europe/Istanbul

Birgün: ‘Atanmış başkanlar’ seçimlere hazırlanıyor

Evrensel:

Erdoğan kendi istikbalinin derdinde

Cumhuriyet:

Her gün biraz daha fazla fakirleşiyoruz... Piyasalar yangın yeri

Milli gazete:

Dolar ve euro rekor düzeylere yakın!

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Çiğdem Toker, 21 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Taşeron işçilik ve bütçe”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekim ayı gelir ve gider rakamları açıklandı. Böylece 2017’ye ilişkin 10 aylık toplu veriler de çıkmış oldu. Ocak-ekim dönemine ilişkin rakamlara bakmadan önce, geçen cumartesi CHP Emek Büroları’nın düzenlediği Taşeron İşçilik Çalıştayı’ndan bir not aktaralım. Sonuç bildirgesinde kamuda çalışan taşeron işçilerin ayrımsız ve koşulsuz kadroya geçirilmesi ilk madde olarak kaleme alındı.Tam da bu noktada altını çizelim: OHAL’in çözüm şöyle dursun, bütün memleket meselelerini ağırlaştırması bir yana.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Temel sosyal haklardan yoksun, güvencesiz istihdamın yaygın uygulaması olan taşeronluk kamuda zaten bilinçli bir politik tercih olarak sürdürülmekte. Bütçenin, her daim yönetenlerin kaynakları dağıtma konusunda tercihler demeti olduğu gerçeğini hatırlarsak, taşeron işçiliğin neden yaygınlık ve süreklilik kazandığı daha berrak görülür herhalde. 30 yıl önce devletin küçülmesi sloganıyla takdim edilen özelleştirme uygulamalarıyla fikri temeli de atılan taşeronluk, AKP iktidarlarının bütçe ve personel politika tercihlerinin vazgeçilmez bir enstrümanına dönüşmüştür.

Bütçedeki hizmet alımları ve müteahhitlik giderlerinin trendleri, bu gerçeği bize anlatan açılardan biridir. Özellikle temizlik ve güvenlik hizmet alım giderlerinde yükselen grafikler, kamuda taşeronluğun AKP’nin esaslı bir tercihi olduğunu, gayet net gösterir.

Bütçede “müteahhitlik gideri” başlığıyla yapılan harcamalar:

-Ekim ayında 3.7 milyar TL:

10 aylık toplam ise yaklaşık 25.7 milyon TL olmuş. Bu kalemdeki artış, 2016 bütçesiyle kıyaslandığında iyi görülüyor. Geçen yıl ocak-ekim döneminde müteahhitlik giderlerine 19.9 milyar TL harcanmıştı.

Bir önceki yıla göre 5.8 milyar TL daha fazla yapılan müteahhitlik harcaması, inşaat odaklı büyüme stratejisinden, davetli ihaleler portföyüne kadar kritik alanlarda fikir veriyor. Zaten müteahhitlik harcamalarının 8.3 milyar TL’si yol yapımına gitmiş. Yılbaşından bu yana, hizmet binaları için yapılan müteahhitlik ödemesi ise 6.3 milyar TL’ye ulaşmış. Sadece ekim ayında kamunun hizmet binaları için ödediğimiz vergiler 1.1 milyar TL’ye yakın.

İşte kelimenin tam anlamıyla “büyük” devlet olmak budur. Büyük devlet biraz da büyük bina demektir çünkü bizde.

Yazının girişinde söz ettiğimiz taşeron işçilik meselesi, bütçedeki hizmet alımları kalemiyle yakından ilişkili. Ocak-ekim dönemi bu kalemde yapılan harcamalar 20.5 milyar TL’ye ulaşmış. Söz konusu bütçe gideri başlığı, 12 ayrı kalemden oluşuyor. Hizmet alımlarındaki aslan payı, müşavir firma ve kişilere yapılan ödemelere ait. Bu kalem için bütçeden yapılan harcama yaklaşık 14.2 milyar TL. On ayda: Temizlik hizmeti alım giderleri: 2.4 milyar TL.Özel güvenlik hizmeti alım giderleri : 1.4 milyar TL’yi geçmiş. Bu kadar rakam yeter. Bakalım yıl başından önce çıkarma sözü verilen taşeron işçilik meselesi nasıl çözülecek? Hizmet alımları için yapılan harcamalar, kamu emekçilerine güvenceli istihdam olarak dönebilecek mi?

...***

Faruk Çakır, 21 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Kamudaki şeffaflık ne zaman?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hak, hukuk ve adaletin tecelli edebilmesi için devlet yönetiminde açıklık, şeffaflık ve hesap verebilir olmak çok önemlidir. Günümüzde devletin, idarecilerin, kamunun tam şeffaf ve hesap verebilir olduğunu söylemek kolay değil. Şeffaflık olmayınca peşi sıra başka problemler de çıkıp gelir.Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç da kamunun hizmet kalitesini arttıracaklarını ve en önemlisi de kamudaki şeffaflığa ve denetime katkıda bulunacaklarını söyleyerek bu ihtiyacı yeniden gündeme taşımış. Kamu Denetçiliği Kurumunun (KDK) vatandaşın hukukunu arayan bir kurum olduklarını söyleyen Malkoç, geçen yılki 5 bin 516 şikâyet sayısının bugün itibarıyla 12 bin 443’e ulaştığını, yıl sonuna kadar rakamın 15 bini aşacağını tahmin ettiklerini söylemiş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kurumun birinci görevinin idareyi denetlemek olduğunu hatırlatan Kamu Başdenetçisi Malkoç, şöyle devam etmiş: “Dört yıllık kurumuz, beşinci yılımıza giriyoruz. İyi yol alıyoruz, umut ediyorum ki onuncu yılda Türkiye’de çok daha fonksiyonel olacak. (...) Bizim en büyük gücümüz kamuoyudur. Evet, Anayasa bize güç vermiş, ama kamuoyu, basınla sivil toplum örgütleriyle ilişkimiz arttıkça, bütünleştikçe hukukun işlerliğini daha da hızlandıracağız, iyi yönetimi daha iyi yerleştireceğiz. Kamunun hizmet kalitesini arttıracağız ve en önemlisi de kamudaki şeffaflığa ve denetime katkıda bulunacağız.”

Kamudaki şeffaflığa ve denetime her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz her halde bellidir. Bu noktada ne kadar söz söylense, ne kadar şikâyet edilse yeridir. Çünkü şeffaflıktan bahsetmek hakikaten çok zor. Meselâ, devlet ihaleleriyle ilgili düzenlemelerin son 15 yılda 50’den fazla değiştirilmesi şeffaflık noktasında ciddî bir kriz yaşandığını akla getirmez mi? Bu değişikliklerin şeffaflık niyetiyle yapıldığını söyleyebilir miyiz? Tabiî ki şeffaflık denildiğinde aklımıza sadece ihaleler ya da benzeri hareketler gelmemeli. Eğitim sisteminde yapılan değişiklikler de şeffaflık içinde olması icap etmez mi? Bir günde, bir açıklama ile değişen sistemin şeffaflıkla izahı mümkün müdür?

Kamu Başdenetçisi Şeref Malkoç, hukuk ve demokrasi vurgusu da yaparak şunları da ilâve etmiş: “Bizim gücümüz hukuktan geliyor. Verdiğimiz karar hukuken güçlüyse ve bunu kamuoyu benimsiyorsa onu idareci zaten uygulayacaktır. Demokrasinin en güzel tarafı hak arama yollarının açık olması yani derdinizi anlatacak mekanizmaların ve mercilerin olmasıdır. (...) İktidarla muhalefetin uzlaşmaması gerekiyor zaten. Burada önemli olan şey iktidarla muhalefet arasındaki diyaloğun makul ve meşrû sınırlar içerisinde hakarete varmadan sürdürülmesidir. Fikir zenginliği ve farklılığı önemli bir şeydir.”

“Demokrasinin en güzel tarafı hak arama yollarının açık olması yani derdinizi anlatacak mekanizmaların ve mercilerin olmasıdır” tesbitinden yola çıkarsak bu yolların tam anlamıyla açık olduğunu söyleyebilir miyiz? Binlerce kişi derdini idarecilere, bürokratlara, siyasetçilere anlatamamaktan dolayı yakınmıyor mu? Geçen günlerde Erzurum’da, derdini cumhurbaşkanına anlatmak için ağaca çıkanlar olduğunu görmedik mi? Bu tablo dert anlatma mekanizmalarının sağlıklı işlemediğini göstermez mi?

...***

Sedat Ergin, 21 Kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “FETÖ’nün TSK’daki tahribatının boyutları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“15 Temmuz darbe girişiminin ‘Görevlendirme Listeleri’ meselesi, derinlemesine baktığınızda tam bir bilmeceye dönüşüyor.15 Temmuz darbe girişiminin ‘Görevlendirme Listeleri’ meselesi, derinlemesine baktığınızda tam bir bilmeceye dönüşüyor. 15 Temmuz sonrasında darbeye katılma suçu açısından sıkça birinci derecede delil olarak nitelendirilen bu listeler, son dönemde birbiri ardına çıkan mahkeme kararları ve öncesinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin getirdiği “Listede atanmış olmak delil olarak tek başına yeterli değildir” prensibi ışığında yeni bir bakışı gerekli kılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aslında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin de belli ölçülerde darbecilerin hazırladığı bu listeleri tek başına yeterli bulmadığını söylemek mümkün. Çünkü, bu listelerde 15 Temmuz’da bulundukları pozisyonlarda  “göreve devam” etmeleri öngörülen, hatta ek görev verilen, ancak darbeye katılmadıklarına kanaat getirilerek herhangi bir tasarrufa uğramayan birçok general var. Bunlar arasında bugün de görev başında olan komutanlar var.Bu durumdaki generallerin arasında darbecilerin listelerinde “göreve devam” etmeleri öngörüldüğü halde 2016 yılında YAŞ’ta görev süresi uzatılan, hatta terfi alanlar var. Ayrıca,  2017 YAŞ’ında uzatma alanlar da var. Üstelik her üç kuvvetten de örnekler verebilmek mümkün.Bu örneklerin bize anlattığı durumu şöyle okuyabiliriz. 15 Temmuz darbe girişiminin olağanüstü koşullarının dayattığı şüphecilik ölçüleri, savcıları bu listelerdeki görevlendirmeleri tek başına kuvvetli suç şüphesi nedeni olarak değerlendirmeye yöneltmiştir. Bu durumda FETÖ/PDY’nin, darbeyle ilgileri olmadığı halde isimlerini kendi bilgileri dışında bu listelere yazarak şüpheli duruma düşürdüğü general ve subaylar açısından ciddi ölçülerde bir mağduriyete yol açtığı bir gerçektir.