Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Bahçeli: Sarraf ABD’ye niye gitti?
Birgün:
Öğretmen adaylarından şikayet yağdı
Milli gazete:
Kalın: Türkiye Mısır halkının acısını içtenlikle paylaşmaktadır
Yeniçağ:
Eski TRT yapımcısı tutuklandı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Sedat Ergin, 26 kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “Dışişleri’nin yüzde 25’i nasıl FETÖ’cü olur? ”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Neresinden bakılırsa bakılsın, Dışişleri gibi butik bir bakanlık için meslek memurlarının dörtte birinin FETÖ/PDY bağlantılı görülerek tasfiyeye uğramış olması son derece yüksek bir oranı gösteriyor. Bu oranın yüksekliğinden Fetullahçı organizasyonun devlet içindeki yükseliş döneminde Dışişleri Bakanlığı’nı sessizce en önemli hedeflerinden biri haline getirmiş olduğunu söylemek mümkün.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda geçenlerde Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde yapılan görüşmeler sırasında FETÖ/PDY’nin Dışişleri’ne nüfuz etme çabasına ilişkin olarak verilen resmi rakamlar fazlasıyla dikkat çekici bir boyuttaydı.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “FETÖ, biliyorsunuz tüm kurumlara olduğu gibi bizim bakanlığımıza da maalesef girmiş. Bakanlığımızda ciddi bir temizlik yapıldı. Hem konsolosluk ihtisas memurlarımızın hem de meslek memurlarımızın aşağı yukarı yüzde 25’i bakanlıktan uzaklaştırıldı. Bunların hepsi ciddi bulgu ve belgeler neticesinde gerçekleştirildi” diye konuştu komisyona yaptığı sunumun girişinde.
Çavuşoğlu, “Bakanlığımız arındı, temizlendi ama personel sayımızda da ciddi bir düşüş oldu” diye ekledi.
Çavuşoğlu’nun bu açıklaması komisyonda bir hayli yankı yaratmış. Örneğin, CHP grubu adına konuşan İzmir milletvekili Zekeriya Temizel, “FETÖ terör örgütünün Dışişleri Bakanlığı’nın yüzde 25’ini oluşturması gerçekten ürkütücü bir olay, az bir olay değil...” tepkisini vermiş. CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ise “Yüzlerce diplomat FETÖ’cü oldukları iddiasıyla ihraç edildi. Bu kişilerin nasıl bakanlık personeli oldukları açıktır. Sınavlarda hakkı yenen yüzlerce gencin vebal ve sorumluluğu kimin üzerinedir, sizlere bırakıyorum” diye konuşmuş.
MHP Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan, Çavuşoğlu’ndan bakanlıktan atılan FETÖ’cü diplomatlarla ilgili analiz talebinde bulunup, “Bu ihraç edilenlerin sınav dönemleri, yılları, mezun oldukları okullar, sınav komisyonlarında görev alanlar hususunda bir kategorize yaptık mı, baktık mı” sorusunu yöneltmiş.
Aslında Dışişleri Bakanı’nın, bu yılın başında CHP’li Sezgin Tanrıkulu’nun bir yazılı soru önergesine verdiği yanıtlarda ihraçlar konusunda biraz daha ayrıntı bulabiliyoruz. Çavuşoğlu, 16 Temmuz 2016-7 Kasım 2016 tarihleri arasında yayımlanan üç ayrı kararname ile Dışişleri Bakanlığı’ndan FETÖ ile ilişkili oldukları gerekçesiyle toplam 408 kişinin ihraç edildiğini, bunların 350’sinin diplomat, 58’inin ise diğer kategoride memur olduğunu açıklamıştı.
Daha sonra 7 Şubat 2017 tarihinde yayımlanan dördüncü bir kararnameyle Dışişleri Bakanlığı’ndan 31’i meslek memuru, 17’si idari memur olmak üzere 48 kişi daha ihraç edilmişti.
AK Parti 2002 sonunda iktidara geldiğinde Dışişleri Bakanlığı’ndaki kariyer diplomat sayısı 542’ydi. 2016 yılı başında bu sayı 1202’ye yükselmişti. Bu artışın en kabarık bölümü Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı’nda bulunduğu 2010-2013 döneminde gerçekleşiyor.
…***
Ahmet Battal, 26 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “Rol şaşıran, savcılaşan hocaya ikazımdır ”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hüküm kesinleşir, ceza hapis cezası ise infaz başlar. Bu kere infazla görevli hâkimler, savcılar ve memurlar devreye girer ve cezaevindeki suçluyu ıslâh etmeye çalışırlar. Başarırlarsa, o eski mahkûm, artık tövbe etmiş bir masum olarak yeniden toplumun içine karışır. Ne mutlu onlara…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
15 Temmuz vesilesiyle açılan ceza dâvâlarında, masum olduğu açıkça belli kişilere, hem de adliyenin adalet levhası alet edilerek yapılan zulümler, tam gaz devam ediyor.
Bazı kararlar ümitlendiriyor, ama sadece tünelin ucundaki küçük ışık gibi.
Bu haksızlıklara, hele bir de konuyla doğrudan ilgisi olmayan insanlar, korku belâsıyla ya da medya hipnozuyla neredeyse alkış tutuyor ya… Can sıkıcı.
Ancak bir grup var ki konuyla ilgileri tamamen var ve üstelik bu konudaki görevleri savcının görevinin tam zıddı, ama savcı gibi davranıyorlar.
İşte, asıl can yakıcı olan, bunların durumu. Anlatalım: Savcı suçluya ceza ister. Delilleri bulur, mahkemeyi ikna eder ve suçlunun ceza almasını sağlar. Hukuk budur. (Bilinen hukuk elbette!).
Peki, ceza infaz görevlileri “suçluyu ıslâh” konusunda kimden destek alacaklar? Elbette nasihatçilerden.
En iyi nasihat ölüm. En iyi nasihatçi ise ölümü ve hesap gününü hatırlatan kişiler ya da şeyler.
Resmî ve gayri resmî din görevlileri de mahkûmlara nasihat etmekle görevli. İhlâsla yaparlarsa hem kazanırlar hem de muhataplarına kazandırırlar.
Nasihat için kitap okutmak isteseler en iyi kitap Kur’ân ve aktüel tefsirleri. Ve bilhassa Meyve Risalesi başta olmak üzere Risale-i Nur Külliyatı en mücerreb ilâç.
Bunlar tamam, ama olaya bakalım:
On Beş Temmuz gecesi ne yaptığının farkında olarak yani kasten ve hatta taammüden millete kan kusturanlara, hak ettikleri cezayı kim verecek? Ve böylece mazlûm masumların intikamını millet ve Hak namına kim alacak?
Pekâlâ, ağır suçluların idamına hükmedilecek olsa infaz öncesi dinî telkini kim yapacak? Hocalar.
Peki, onlar müebbet hapis cezasına çarptırılacak olsalar cezaevinde ıslâhları için kim gayret edecek? Yine hocalar.
Gerçekten suç işlemiş olan bu grubu şimdilik tümüyle bir kenara bırakalım.
…***
Esfender Korkmaz, 26 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde,“ Konut satışlarında çelişki”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İpotekli konut satışlarına, bu sene konut kredilerinin daralması ve konut kredi faizlerinin artması da etkili olmuş olabilir. Bir büyük özel bankanın aylık konut kredi faizi, geçen sene yüzde 0.90 iken bu sene yüzde 1.05 olmuş. Enflasyonun artışı, faiz artışıyla kredi maliyetlerinin artması ile konut kredi faizlerinin de artması da doğaldır. Doğal olmayan hâlâ aylık faiz uygulamasıdır. ”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekim ayında konut satışlarında bir önceki yıla göre yüzde 5.7 oranında bir düşme yaşandığını açıkladı. En yüksek satışlar da üç büyük şehre göre sıralandı.Toplam konut satışları içinde en fazla, yüzde 19.8 oranla ipotekli konut satışları geriledi.
İpotekli konut satışlarına, bu sene konut kredilerinin daralması ve konut kredi faizlerinin artması da etkili olmuş olabilir. Bir büyük özel bankanın aylık konut kredi faizi, geçen sene yüzde 0.90 iken bu sene yüzde 1.05 olmuş. Enflasyonun artışı, faiz artışıyla kredi maliyetlerinin artması ile konut kredi faizlerinin de artması da doğaldır.
Doğal olmayan hâlâ aylık faiz uygulamasıdır.Bankalar aldıkları mevduat için yıllık faiz oranı verirken, verdikleri krediler için aylık faiz oranı ilan etmeleri, ekonomideki istikrarsızlığın bir tescilidir. Hükümet sürekli faiz üstünde dururken, en sorunlu olan aylık faiz oranı ilanı üstünde neden durmuyor?
Öte yandan, bir kamu bankası da, bu seneki konut faizlerini geçen senenin altında tutuyor. Faizler artarken, devlet tarafından konut faizlerinin düşük tutulması, sosyal konut politikası açısından normaldir.Ne var ki kamu bankaları sosyal konut ayırımı yapmıyor. O zaman faizler yalnızca konjonktürel açıdan düşük tutuluyor demektir. Bu şartlarda kamu bankalarının zararı da bütçeden, yani fakir-fukaranın ödediği vergilerle karşılanacaktır. Bir anlamda zararın sosyalize edilmesi olan bu durum gelir dağılımının da bozulmasına neden olacaktır.
Ancak ekonomiyi günlük politikalarla yönetenler bilmelidir ki, bu tür lüks konut satışlarından dolayı kamu zararının sosyalize edildiği toplumlarda , halkın lüks konutları alanların karının da sosyalize edilmesini istemesi gibi yüksek bir sosyal maliyeti var.Aşağıda tabloda görüldüğü gibi konut satışları düşmekle birlikte yabancılara satışta yüksek artış var.