Kasım 27, 2017 14:50 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: 'Mısır'daki saldırıyı IŞİD gerçekleştirdi'

Birgün:

Binlerce kadın şiddete karşı yürüdü: İtaat yok, kadın var

Milli gazete:

Karamollaoğlu: Adalet ortadan kalkarsa, devleti ayakta tutmak mümkün olmaz

Yeniçağ:

Bekir Bozdağ: İlahiyat mezunlarının haklarını yedirmeyiz

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Selçuk Şirin, 27 kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “Derdimiz ortak: Çocuklarımız!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Uluslararası araştırma şirketi Ipsos’un “Gelecek 15 yıl içinde ülkenizdeki eğitim kalitesi iyiye mi gider kötüye mi?” sorusuna Türkiye’deki katılımcıların yüzde 48’i “Kötüye gider” cevabını vermiş. Araştırmaya katılan 28 ülke arasında bizden daha karamsar başka bir ülke yok. Bu veriler geçen ay Metropoll tarafından Türkiye çapında yapılan araştırmayla neredeyse birebir örtüşüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Evet, hem “yerli ve milli” hem de evrensel göstergeler hep aynı şeyi söylüyor: Bizim çocuklar dünyadaki akranlarının gerisinde kalıyor. Veliler de bu durumu bildiği için endişeli. Ancak bu karamsar tabloya rağmen neden umutlu olduğumu yazının sonunda söyleyeceğim ama önce yeni çıkan verilere bakalım.

Uluslararası araştırma şirketi Ipsos’un “Gelecek 15 yıl içinde ülkenizdeki eğitim kalitesi iyiye mi gider kötüye mi?” sorusuna Türkiye’deki katılımcıların yüzde 48’i “Kötüye gider” cevabını vermiş. Araştırmaya katılan 28 ülke arasında bizden daha karamsar başka bir ülke yok. Bu veriler geçen ay Metropoll tarafından Türkiye çapında yapılan araştırmayla neredeyse birebir örtüşüyor. Metropoll’ün aylık nabız araştırma raporuna göre katılımcıların yüzde 41’i “Türkiye eğitim sistemi kötüye gidiyor” ifadesine onay veriyor. Eğitimin iyiye gittiğini düşünenlerin oranı yalnızca yüzde 26. Özetle, yurttaşların yarıya yakını eğitimin ne bugününden ne de geleceğinden memnun.

Bu sonuçlar ebette sürpriz değil. Cumhurbaşkanlığı’ndan bakanlara, iktidardan muhalefete herkes durumun farkında. Eğitimde işler iyi gitmiyor. Çünkü yap-boz tahtası bile bizim eğitim sistemimizden daha yavaş değişiyor. Son 1.5 ayda üniversite giriş sistemi tam 5 kere değişti. TEOG gitti yerine her hafta ayrı bir sistem konuyor. Milyonlarca çocuğun hayatıyla bu kadar kolay oynayınca tabii ki ebeveynler karamsarlığa düşüyor. O nedenle hepimiz bu verileri bir uyarı olarak kabul etmeli, günlük siyasi tartışmaların ötesinde bir duruşla eğitim meselesine el atmalıyız. Eğitim gibi çetrefilli ve herkesi ilgilendiren bir sorunun çözümü için herkesin ama herkesin elini taşın altına koyması ve ortak çözüm bulması gerekmektedir. Eğitim ne tek bir yetkiliye, ne tek bir uzmana ne de tek bir bakanlığa bırakılamayacak kadar sınırları belli olan bir meseledir. Peki biz ortaklaşa sorunları çözme becerisine sahip bir ülke miyiz?

Bu hafta OECD’nin açıkladığı Ortaklaşa Problem Çözme Testi sonuçlarına bakalım. Eğer eğitimde veriye dayalı çözümler arıyorsak işe bizim verilerimizle, Milli Eğitim Bakanlığı’nın topladığı bu verilerle başlamalıyız. İyi de OECD tüm üye ülkelerde, bizim eskilerin “takım çalışması” dediği “modası geçmiş” bir beceriyi, üstelik adına 21. yüzyıl becerisi diyerek neden ölçüyor acaba? Bunun temel nedeni modern dünyada hiçbir sorunun tek bir kişi tarafından çözülemeyecek kadar karmaşık olmasıdır. O nedenle önümüzdeki yüzyılda farklı kesimlerden gelen insanları ortak sorunlar etrafında buluşturan ülkeler ilerleyecek, farklılıkları sorun gören ülkelerse gerileyecektir. Meselenin bir de ekonomik boyutu var. Çünkü farklı dünyalardan gelen bireyleri ortak bir girişim etrafında bir araya getiremeyen toplumların ekonomik olarak bu yüzyılda rekabet etmesi mümkün değil.

…***

Fahri UTKAN, 27 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “İnsan inanmaya programlı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Allah her insanı farklı özellik, karakter, duygu ve beceride yaratmıştır. Bunun için her insan bir âlem, her insanın âlemi farklı ve her insan da bu âlemden farklı hisseler alıp, etkileniyor. İnsan his ve mantık ağırlıklı bir canlı olmasından olaylar karşısında bazen aklını bazen de mantığını kullanır ve ona göre etkilenir. Hangi olaydan nasıl etkileneceğini insan ancak yaşadıktan sonra görebiliyor. Önceden tahmin edemiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Batı ülkelerinde, Avrupa’da intiharlar, uyuşturucu kullanımı, şiddetin her türlüsü, alkol kullanımı v.b. olaylar dolayısıyla ölümlerin ve boşanmaların oranı gittikçe artmaktadır.

Aynı şekilde çocuk suç çetelerinin ve üyelerinin sayısı da artmaktadır. Bunların dışında, Batı ve Avrupa’da aynı zamanda evlilik dışı doğumların oranı da bazı ülkelerde % 50’ye dayanmaktadır.

Allah her insanı farklı özellik, karakter, duygu ve beceride yaratmıştır. Bunun için her insan bir âlem, her insanın âlemi farklı ve her insan da bu âlemden farklı hisseler alıp, etkileniyor. İnsan his ve mantık ağırlıklı bir canlı olmasından olaylar karşısında bazen aklını bazen de mantığını kullanır ve ona göre etkilenir. Hangi olaydan nasıl etkileneceğini insan ancak yaşadıktan sonra görebiliyor. Önceden tahmin edemiyor.

Bu, insanların ruh ve moral dünyasının (âleminin) adeta bir boşluğa yuvarlanmasına sebep olabiliyor.

Başta Batı dünyasında bahsedilen suç oranları ve sonuçları, ülkemizde batıdaki kadar olmasa da gittikçe artmaktadır. Bu, önce aileyi sonra toplumumuzu etkilemektedir.

Toplumu saran mutsuzluk, stres, duygu bozuklukları, nefsi ve duygusal sapıklıklar insanların âleminin kontrolünü güçleştirmektedir.

Bütün bu gelişmeler ilim adamlarını insan ruhu ve mana âlemlerinin keşfi için ve yeni çözüm arayışları için araştırmalara sevk ediyor.  

Bu kapsamdaki çalışmalar yapan ABD’deki Fuller Yüksek Okulu psikoloji profesörü Justin L. Barrett, New Scientist dergisinin son sayısında Allah inancının konuşmak, yürümek gibi her insanda bulunan bir özellik olduğunu savundu. Tezini çocuklar ve bebekler üzerinde değişik deneylerle ispatlamaya çalışan Barrett, bebeklerin dünyadaki her şeyi anlamlandırmaya çalıştıklarını ve “yönetici bir gücü” daha hayatın ilk yıllarında kabullendiklerini savundu.”

…***

`Esfender Korkmaz, 27 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde,“ Orta öğrenimde tedrisat değişikliği ile eğitim sistemine ideoloji hakim oldu. Söz gelimi Evrim Teorisi analiz yapmak için, düşünceyi geliştirmek için gerekli bir teoridir… Doğru bulmayanlar veya inanmayanlar yine inanmazlar. Yahut ta isteyen istediğine inanır. Ama tek seçenek her zaman aklı ve bilimi engeller. Aklın ve bilimin tek düzeye indirgendiği bir toplumun çağı yakalaması mümkün değildir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Uluslararası ilişkilerde, ülke çıkarlarını koruyup kollayan ülkeler hep kazançlı çıkmış, dost-kardeş gibi hamaset yapanlar ise zararlı çıkmıştır. Bir milletin çıkarı olduğunda liderlerin dostluğu ve kardeşliği söz konusu olmaz. Türkiye bu yanlışı çok sık yaşıyor. Esat'ın Eset olması da bizim yaşadığımız son örneklerden birisidir.Beş yıl öncesine kadar Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri gelişirken, her iki tarafın iç politika hesapları bu ilişkilerde sorun yaratmaya başlamıştır.Aslında batı denilince hedef yalnızca batı ittifakı içinde olmak değildir. Batı hedefi aynı zamanda, bilim ve teknolojide gelişme, ileri demokrasi ve hukukun üstünlüğü demektir. Batı ile İttifak içinde olmak bu hedeflere daha kolay yoldan ulaşmamızı sağlıyor. Son yıllarda batı ile siyasi ilişkilerin bozulması ile birlikte bu hedeflerden çok uzaklaştık.1. Hukukun üstünlüğünde geri düştük Dünya Adalet Projesi (The World Justice Project- WJP) hukukun üstünlüğünün geliştirilmesi amacıyla dünya çapında çalışmalar yürütüyor. Her yıl düzenli olarak yayınladığı ve bizim ülkemiz için Barolar Birliği'nin de destek verdiği Dünya Hukukun Üstünlüğü Küresel Endeksinde Türkiye her yıl daha düşük bir sıraya geriliyor. Söz gelimi 2014 yılında dünyada endekse giren 99 ülke içinde 59. sıradaydı. Yani endekse giren ülkelerin yarısından daha iyi durumda idi. 2015 yılında 21 sıra geriledi ve 102 ülke içinde 80. sıraya düştü. 2016 yılında ise 113 ülke arasında 99. sıraya geriledi.2. Demokraside kan kaybettik…1941 yılında Kurulan Freedom House (Dünya özgürlükler evi) 2017 raporunda, 2016 yılı içinde dünyada bir milyondan daha fazla nüfusa sahip ülkelerde insan hakları ve demokratik özgürlükler açısından toplam puan olarak en fazla kazanan ve kaybeden ülkeler tespit ediliyor. Endekste Türkiye 2016 yılında 15 puanla dünyanın en fazla kaybeden ülkesi ve  Papua Yeni Gine ise 5 puanla en fazla kazanan ülkesi olarak yer alıyor .Yine Freedoom House'ın  aynı raporunda, son on yılda en dramatik şekilde puan kaybeden ülkeler içinde, Orta Afrika Cumhuriyeti 30 puan kayıpla birinci sırada, Türkiye 28 kayıpla ikinci sırada ve Mali 27 puanla üçüncü sırada yer alıyor.3. İdeolojik takıntılar nedeniyle hem batıdan uzaklaştık, hem de  bilim ve teknolojide geri kaldık.Kalkınmanın önemli bir şifresi, insan gücü potansiyelinin etkin kullanılmasıdır.