Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: 3 çocuk okutan işçi: Ekmekten değil pırlantadan vergi alın
Birgün:
Avukat Yılmaz: Gülmen hukuksuz biçimde cezaevinde tutuluyor
Milli gazete:
Kılıçdaroğlu belgeleriyle açıkladı: Man Adasına 20 günde 15 milyon dolar
Yeniçağ:
Zarrab dâvâsı ilişkileri koparabilir
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Muharrem Bayraktar, 30 kasım tarihli Yeni mesaj gazetesinde, “Amerika’ya hala umut bağlayanlar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sınırımızda neredeyse ordu büyüklüğünde bir terör yapılanması oluşmuş ve bu yapılanmayı meydana getiren ülke bizim müttefikimiz, biz hala bu müttefikin bize bilmem kaçıncı bin kere söylediği yalanlardan birine daha inanarak sevinç çığlıkları atıyoruz. Sayın bakanımızın açıklamasının üzerinden bir gün bile geçmeden Pentagon’dan tokat gibi bir açıklama geldi: “Ana unsurunu YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'yle işbirliğimiz devam edecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarından anlıyoruz ki, Erdoğan’ın Trump’la yaptığı son telefon görüşmesinden sonra Amerika artık YPG’ye silah vermeyecekmiş.
Çavuşoğlu şöyle diyor: “Sayın Trump net bir şekilde talimat verdiğini, bundan sonra YPG'ye silah verilmeyeceğini, esasen bu saçmalığa daha önceden son verilmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir. Konuşmanın ileriki aşamalarında bir kere daha bu sözünü teyit etmiştir. Net bir şekilde generallere ve Ulusal Güvenlik Danışmanı’na talimat verdiğini ve bundan sonra herhangi bir silahın verilmeyeceğini Trump, Sayın Cumhurbaşkanımıza net bir şekilde söylemiştir. Biz bu ifadelerinden memnuniyet duyduk.”
Sayın Bakan, kendini o kadar kaptırmış ki, “Amerika artık YPG’ye silah vermeyecek” yalanını büyük bir iştahla birkaç kez tekrarlama gereği duydu: “Trump net bir şekilde talimat verdi! YPG’ye silah yok!”
“Bu bir saçmalık” dedi!
“Bu saçmalığa bir an önce son verilecek!” dedi.
“Generallere ve Ulusal Güvenlik Danışmanı’na da talimat verdi!”
“Sayın Cumhurbaşkanımıza net bir şekilde söyledi!”
Sanırsınız ki, neredeyse yüz bin kişiye ulaşan YPG güçlerini, silahla mühimmatla donatanlar, Amerikalılar değil Tanzanyalılar.
Sınırımızda neredeyse ordu büyüklüğünde bir terör yapılanması oluşmuş ve bu yapılanmayı meydana getiren ülke bizim müttefikimiz, biz hala bu müttefikin bize bilmem kaçıncı bin kere söylediği yalanlardan birine daha inanarak sevinç çığlıkları atıyoruz.
Sayın bakanımızın açıklamasının üzerinden bir gün bile geçmeden Pentagon’dan tokat gibi bir açıklama geldi: “Ana unsurunu YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'yle işbirliğimiz devam edecektir.”
Oysa önemli bir ayrıntıyı hatırlatalım, Amerika’nın asıl verdiği söz “YPG’ye verilen silahların geri alınmasıydı.”
Tabii ki geri alınma diye bir şey olmayacak.
Bir taraftan Erdoğan’a “YPG’e silah vermeyeceğiz” diye söz verip diğer taraftan “YPG ile işbirliğimiz aynen devam edecek” diye yapılan açıklama, Türkiye’ye meydan okumadır.
Unutmayalım ki, ABD’nin Suriye’de 14 adet üssü var ve halihazırda bölgedeki en önemli müttefiki YPG güçleridir.
…***
Kâzım GÜLEÇYÜZ, 30 Kasım tarihli Yeniasya gazetesinde, “28 Şubat’ı sollayan zulümler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Gazetemiz imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular başta olmak üzere Yeni Asya mensupları hakkında DGM’ler tarafından verilen ve Yargıtay’ca onanan mahkûmiyet kararları, hukuk ve adaletin ideolojik saplantılara nasıl kurban edildiğinin talihsiz örnekleriydi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Cumhuriyet adı altında kurulan tek parti ve tek adam rejiminde istiklal; 27 Mayıs’ta Yassıada; 12 Mart ve 12 Eylül’de sıkıyönetim; yine 12 Eylül’de ve 28 Şubat’ta devlet güvenlik mahkemeleri, konjonktürel hukukun özellikle resmî ideoloji baskısıyla yargıyı nasıl şirazeden çıkardığının örnekleri.
Yargının varlık sebebi olan adaleti sağlamak yerine ne gibi zulümler irtikap edildiğinin de.
Yakın dönemdeki 28 Şubat sürecinde yaşananlardan Yeni Asya olarak muhatap olduklarımızı, yeni çıkan “İttihad’dan Yeni Asya’ya Risale-i Nur’un Medyadaki Dili” kitabımızdaki yazılarda detaylarıyla anlatıyoruz.
Gazetemiz imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular başta olmak üzere Yeni Asya mensupları hakkında DGM’ler tarafından verilen ve Yargıtay’ca onanan mahkûmiyet kararları, hukuk ve adaletin ideolojik saplantılara nasıl kurban edildiğinin talihsiz örnekleriydi.
İpe sapa gelmez gerekçelere dayandırılan bu kararlar askerî vesayet memurlarının her aşamadaki çok sıkı ve yakın takip ve markajıyla aldırılıp onaylatılıyor; savunmalarımız ise hiçbir şekilde dikkate alınmıyordu.
Ama o dönemde bile hâkim, savcı ve avukatların toptan tasfiye edilerek tutuklanması gibi bir hadise söz konusu değildi.
Yargılamaların tutuklu yapılması da.
Bu yönüyle bakıldığında, 20 Temmuz sürecinde yaşananlar, önceki dönemlerin hiçbirinde görülmemiş anormallikler içeriyor. Aralarında yüksek yargı mensuplarının da bulunduğu beş bine yakın hâkim ve savcı ile çok sayıda avukatın derdest edilip içeri tıkıldığı, böylece hâkim güvencesi ve savunma hakkı gibi en temel kuralların da çiğnendiği bir süreç.
Bu işleyişin ürettiği, benzeri görülmemiş boyut ve yaygınlıkta vahim mağduriyetler.
Bu korkunç enkazın vebali çok ağır.
…***
Esfender Korkmaz, 30 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde,“İslamofobi neden tırmandı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“ABD'nin Ilımlı İslam yaklaşımı fiiliyatta Radikal İslam'a dönüştü. Çünkü laiklik ve şeriat düzeni arasında yeni bir düzen fiilen mümkün değildir. Kur'an'da devlet yönetimi ve dünya düzeni de dizayn edilmiştir. Bu nedenle özellikle Radikal İslam, laik devleti, din etkisinden ve dini de devlet etkisinden uzak tutmaya yanaşmaz”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
ABD ve Batı'nın, Ilımlı İslam tezi, hem İslam ülkelerinde yeniden otokrasi eğilimini artırmış, hem de İslam ülkelerini, dini tartışmalara yönlendirerek, bilgi çağını kaçırmalarına neden olmuştur. Bu paralelde Siyasi İslam devreye girmiş ve bu ülkelerin kalkınmalarını da önlemiştir.Batı'da İslamofobi'nin tırmanması, hem Batı'nın hem de İslam'ı siyasette ve mevkide kullanan İslam ülkelerinin günahıdır.Radikal Siyasi İslam'ın tırmanmasında, ABD ve Batı fahiş yanlışlar yaptı. ABD düşünce kuruluşları, ABD ve Batı'ya yönelik Radikal İslam hareketlerden korunmak için ve ayrıca Sovyetler bloğuna, komünizme karşı, Ilımlı İslam tezini geliştirdiler. Sovyetlerin dağılmasından sonra ABD, Yeşil Kuşak projesini revize etti ve bu defa Ilımlı İslam projesini oluşturdu. Özetlersek:1) İslam'da Cihat anlayışının radikal dinciler tarafından istismar edilmesi İslam'a tepkinin temel kaynağıdır. Cihat Arapça "mücadele" kökünden gelir ve güncel Türkçede çoğunlukla "İslam uğruna savaşma" anlamında kullanılır. İslam'da cihadın kapsamı sürekli tartışılmaktadır. Ancak cihadın daha geniş yorumunu yapanlar, onu eşkıyalık ve zorbalıkta kullanmıştır. Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk ''Osmanlı ve İslam devletlerinin tamamı Cihat adı altında Eşkıyalık ve Gasp yapmışlardır" diyordu.Hatta Türkiye'de Fetullah Gülen cemaati tarafından cihad daha geniş yorumlanarak, devleti ele geçirmek için kullanılmış ve her türlü komplo, her türlü hırsızlık ve haksızlık mubah sayılmıştır.Ergenekon davasının aslında bu cemaatin bir komplosu olduğu anlaşılmıştır. Siyasi iktidar da bu komployu anlayamamış veya askeri gücü zayıflatmak için vesayeti kaldırıyorum diye kullanarak destek olmuştur.2) ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi ile karışan İslam ülkelerindeki terör olayları Dünyanın huzurunu bozdu.Terör olayları Avrupa, ABD'ye ve dünyaya yayıldı. Suriye de ''Allahuekber'' diye çocukların kafasını kesen DEAŞ'lılar, tüm insanların iç dünyasını kararttı. Bu gibi vahşet örnekleri, insanların psikolojisini ve İslam'a bakış açısını olumsuz etkiledi.3) Avrupa'daki Türklerin ve diğer İslam ülkelerinin gelenekleri ve inanışları açısından yaşanan uyum sorunu biriktikçe, İslam'a karşı tepkiler oluşmuştur. Dış İşleri Bakanlığı verilerine göre, yurt dışında 6 milyondan fazla Türk yaşamaktadır. Bunun 5.5 milyonu Batı Avrupa ülkelerindedir. Bu sayı Türkiye'ye kesin dönüş yapmış 3 milyon kişi ile birlikte ele alınırsa, geniş bir grubun Avrupa'ya uyumu söz konusu demektir.4) Türkiye olarak referandum öncesi ve sonrasında Avrupa ülkeleri ile siyasi sorunlar yaşamaya başladık.Avrupa'da yaşayan vatandaşların oyunu almak için bu ülkelerle sürtüşme çıkardık ve millî duygular siyasi popülizm amaçlı kullanıldı. Muhtemeldir ki Avrupa'daki yurttaşlarımız bundan sonra elde etmiş oldukları birçok hakları kaybedecektir. Söz gelimi o zaman Almanya çifte vatandaşlık sorununu gündeme getirmişti.Sonuç olarak, ABD ve Batı'nın İslam'ı kullanmak istemesi yanında, İslam'ın da yanlışları İslamofobinin hortlamasına neden oldu.