Aralık 04, 2017 11:52 Europe/Istanbul

Aydınlık: İttifak MHP’yi eritecek

Birgün:

Bütün çocuklar için kamusal nitelikli eğitimi istemek gerek

Evrensel:

Türkiye uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir

Vatan:

Yargıtay, FETÖ'nün 7'li piramit sırrını açıkladı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Orhan Uğuruoğlu 4 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “5 para etmez mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“5 liraya Adam Adası'nda sadece bir kişi ile kurulan bir şirket 75 gün sonra başka bir kişiye 5 liraya devrediliyor. Alan razı, satan razı kim ne diyebilir ki? Ama bu şirket günler içinde 15 milyon doları alıp geri veriyorsa geriye ne kalıyor? 5 liralık 5 para etmez bir şirket.Yeni sahibi şirketi aldıktan 20 gün sonra şirketin Adam Adası'ndaki banka hesabına toplamda 15 milyon dolar para yatıyor, daha sonra da bu para Türkiye'ye geri geliyor. Nedir bu para trafiğinin amacı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve sözcüsü Bülent Tezcan'a; Meclis'te, 5 liralık şirket 15 milyon dolar ediyor dediniz, bunu belgeleriyle ortaya koydunuz. Gerçek ıslak imzalı belgeler olduğunu mu söylüyorsunuz? diye sordum.Tezcan kendinden emin, "evet orijinal belgeler" diye yanıt verdi ve şöyle devam etti konuşmamız.Kamuoyunda şöyle denir, "beş para etmez" siz 5 liralık şirkete 15 milyon dolar gidiyor dediniz, bunu belgeleriyle ortaya koydunuz.Tezcan, "Evet tek tek tüm belgeleri ve eklerini gösterdim ve sahte denilen belgelerin gerçek olduğunu kanıtladım."

*Soru- Şimdi şöyle bir çelişki doğmuyor mu? AK Parti yöneticileri ve Sayın Cumhurbaşkanı diyorlar ki belgeler sahte, sonra Cumhurbaşkanı diyor ki "bu belgeler ticari bir şirket alım-satımı." Peki, bu işlemler sahte bir şirketin alım-satımı mı? Bu para yani nasıl gidiyor ve tekrar Türkiye'ye geliyor mu? 'Cumhurbaşkanı gelen para, şirket alım-satımı' diyor, siz de az önce gelen ve giden dediniz. 5 paralık şirket nasıl 15 milyon dolara el değiştirir? Tezcan: Bütün para hareketlerinin burada görülen belgelerle o şirket nasıl bir şirket ki 15 milyon dolara satıldı? Sadece 'şirket sattılar' dedi Sayın Cumhurbaşkanı. Soruları tek tek sordum hangi şirketi satmışlar, nedir ticari faaliyetleri, ödenmiş mi vergileri, onları da bilelim sonra üzerinde konuşuruz. Sorduğum soruların cevabı bekliyoruz şimdi.*Soru- Bülent Bey, çıkan para yani Adam Adası'ndan Türkiye'ye geri gelen para var mı?*Tezcan: Hem çıkan var, hem gelen var. Yani bir para trafiği var. Bu para trafiğinin dayanağı nedir açıklasınlar.***Şimdi bir bankacıdan aldığım bu para transferi nasıl gerçekleşiyor bilgisini de anlatayım.Halkbank, şirketin Adam Adası'ndaki bankasına "Swift" denilen işlem ile dolarları gönderiyor.Para birimi Amerikan Doları olduğu için bu paralar Halkbank'ın New York'ta bulunan "muhabir banka" denilen bir Amerikan bankasına gidiyor.Muhabir Amerikan bankası dolarların gideceği Adam Adası'ndaki bankanın New York'ta bulunan muhabir bankasına dolarları gönderiyor.Amerika'daki muhabir banka da Adam Adası'nda alıcı şirketin bankasına dolarları gönderiyor.

…***

Hüseyin Gültekin 4 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Cevap bekleyen sualler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“On beş sene boyunca yapılan uygulamalarda doğru veya yanlış ayırımı yapamadan, iktidar partisine kayıtsız şartsız destekte bulunan basireti bağlananlara değil; halen vicdanlarının sesini dinlediklerine ihtimal verdiğimiz dostlara sesleniyorum.Parti gözlüğünü çıkarıp, vicdanlarını rahatlatmak için objektif, tarafsız bir şekilde bu soruları cevaplandırmalarını bekliyorum.Darbe ve darbecilerle hesaplaşmak adına yaklaşık yedi yüz bebeği anneleriyle beraber aylardır içeriye tıkan destek verdiğiniz partinin iktidarında değil de, başka bir parti döneminde olsaydı, nasıl bir tavır takınırdınız?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Çoğu namazında niyazında olan oyuncak silâhı bile eline almamış on yedi bin kadının, vatan haini - darbecilikle suçlanarak hapishanelere doldurulması zulmü bu iktidar döneminde değil de, başka bir parti döneminde vuku bulsaydı, şimdiki gibi sessiz kalıp seyirci kalır mıydınız?

Darbecidir diye bazı hasta, seksenlik pir-i fânilerin dahi tutuklayıp hapishanelere doldorulması faciaları, destekte bulunduğunuz bu parti döneminde değil de, başka bir parti döneminde olsaydı yine böyle tepkisiz kalır mıydınız?

Bu iktidarın teşvikiyle, izniyle çalışmalarına devam eden malûm bankada hesabı olduğu için darbecidir diye ifadesi bile alınmadan oğlunuz, kızınız veya bir yakınınız ihraç edilip tutuklansaydı, yine de vicdanen kabullenip, herhangi bir sorgulamada bulunmaz mıydınız?

Yine bu hükümetin teşvikleriyle çalışmalarına devam eden okullara, dersanelere çocuğunu gönderdiği için darbeci, vatan haini diye yapılan suçlamalar, başka bir partinin döneminde olsaydı o partiye karşı tutum ve tavrınız ne olurdu acaba?

Şimdi bu suallere karşı; “Canım bu söylediklerinizi hükümet mi yapıyor, bağımsız mahkemeler yapıyor” diyerek her olumsuzlukta, sudan bahanelerle iktidarı tenzih edip, temize çıkarıp, kabahati, suçu başka yerlere yüklediğiniz gibi, bu hukuksuz keyfi uygulamalarda da aynı tuttumu gösterdiğinizi tahmin ediyorum.

Bir soru daha: Gerçekten şimdi Türkiye’de yargının hiçbir baskı altında kalmadan objektif, bağımsız olduğuna inanıyor musunuz? Eğer öyle ise nadirattan da olsa sanıkların lehine karar veren savcı veya hâkimler neden hemen sürgünlere tabi tutuluyor, hatta tutuklanıyor? Meslekten ihraç edilen binlerce hâkim veya savcı gerçekten darbeci veya terörist mi sizce? 

…***

Murat Muratoğlu, 4 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde, “İş bilmeyen işçi ve işveren” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısında 1404 lira alan 7 milyon asgari ücretli için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Hanım'ın; “İşçi ve işverenden fedakârlık bekliyoruz” demesine bakmayın siz… Söz konusu olan yine milli birlik ve beraberliğimiz… Ekonomimiz çok iyi olduğundan, ülke hep coştuğundan, Türkiye büyümede dünya rekoruna koştuğundan zam yapılmasına gerek bile yok maaşlara… Hatta mümkünse biraz kırpsınlar…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

…***

Fazla para başa bela… Bakın Zarrab'a… Asgari ücretli olsaydı Amerika'ya gidip tutuklanır mıydı? Veresiyeleri ödememek için evden kafasını çıkaramazdı. Çoluk çocuk yalılarda perişan olmazdı. Bakan'a verdiği 50 milyon Euro rüşveti örnek mi alıyorsun? Yaklaşık ederi 235 milyon lira… Sen de çalışırsan, su gibi akıyor zaman. 13 bin 948 yıla, al işte eşitsiniz Ekonominin eski Bakanı'yla… Zira parayı kullanmasını bilene, asgari ücret çok bile… Ne kadar alıyor asgari ücretli? Kâğıt üzerinde 1404 lira… Onu bile kırpıyorlar ama yine de fazla… Bakın, bugün bir asgari ücretli, “1 sterlin” sermayeli 266 tane şirket kurabilir MAN Adası'nda… Sonrasında milyon dolarlarla oynarsın, oradan buraya yollarsın, dekontları ortaya saçarsın. Lakin işi bilmiyorlar. Ucuza alacaksın gemiyi, bulunca enayiyi ona satacaksın gemiyi… Bu kadar basit! Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı; “Ne valiye verdiğimiz maaş, maaş. Ne milletvekiline verdiğimiz maaş, maaş açık söyleyeyim” dediydi. Emin olun bunu yağ çekmek için söylemedi! Belli ki içinden geldi. Yazık değil mi? İşçi ve işverenden fedakârlık isteyen Bakan Hanım ne alıyor? Hepi topu kemiksiz 18 bin 500 lira… Bunun yanı sıra hayat sigortası, yolluk, bakanlar için makam aracı hizmeti, şoför hizmeti, yakıt ödeneği, telefon ve bilgisayar gibi özel iletişim destekleri, güvenlik ve koruma hizmeti ve makamlarında yiyecek içecek hizmetleri de dâhil olmak üzere üç-beş ödenek… Neye yetecek?